17 Kasım 1973 

MEVLÂNA’yım ben!

1 HAS GÜL’ün Bahçesi’nden, gönlün bohçasından; doldum-geldim, cümlede sorguyu gördüm. Sorandan sormayandan, ALLAH’ım RAZI olsun dedim.

2 Gelişte oluş, nedendir? Gidişi bilişten. Bahçenin vergisi, kulun alışındandır. ‘Diktiğimi aldım.’ dersen, aldığın senden değildir. Aslında, bildiğinde senden değil. Senin olan sadece, gördüğüne uyduğundur. Almayan, bilmez; derdine düşen, anmadan bulmaz. Öyle ise düştüğün dert, sana O’nu buldurur, buluşta selameti gördürür. YUNUS’um der ki: “Mumda ışık arayan, gecede selameti görendir. Soyluyu soyludan sorarsan, ‘Güzel.’ der. Soyluya soysuzu sorarsan, çirkin olduğunu söyler. Soylu ile soysuz arasında görülen nedir? Kulun kuldan ayırdığı. ALLAH’ım ayırmaz, soylu-soysuz demez, vergisinden mahrum etmez. Vergiden maksat madde ise, ayrıma kul düşmüş olur. Sev seni sevmeyeni, sev seni bilmeyeni, sev seni sormayanı. Dönüşüne yardımcı olursun, kendi yönünü bulursun.”

3 Danışılan yönden dönüldükte, kaydının silindiği görülür. Kayıt nerde silinir? Yazının bittiği yerde. Tahtını kuran, tacını dileyendir. İzin verilmedikte, tahtın boş kalır. Göz yolda, gönül O’nda, CAN CANAN’da oldukça; terden, korku kalmasın. Yol; alanın, ‘Ben HAK’tanım.’ diyenindir. HAK ADI’na uyanın; yerini sormak, töresini bilmek, yörede aramak yersizdir. Çünkü O, her yerdedir. Mümin olan bilir; sathında arayan, buz misali erir. Danıştığın gibidir. Elden- dilden geçmesin, konuk denildikte seçmesin, yumuşak yol arandıkta kaçmasın.

4 Darda olan gönül, derdi ortak alır. Dert dediğinin dahi sahibi ALLAH’ımdır. Suyun akışında aradığın nedir? Sorguya verdim. Selameti bulmayan su var mıdır?  Öyle ise dert niye? Çölde olan da, dağda kalan da; deryaya kavuşur. ‘Seveni SEVER.’ dersiniz, ALLAH’ım ADI’na hüküm koyarsınız. O seveni de sevmeyeni de sever. Seven, sevdiği için O’nu yakın bilir. Sevmeyen, kendi O’ndan uzak kalır. SEVGİSİ’nden kayguya düşülmesin.

5 Sözde söylendi, sazda çalındı, YUNUS adı ile anıldı, söze geldi, “Selam.” dedi: 

6 “Dal ile eğildim, suda aksimi buldum. Kök suda kalmış, ağaç boyunu vermiş, dileyen görsün demiş, gölgesine sığınmış. ‘Söğüt olsun, dalın eğsin, sırtına kuvvet versin.’ dense, ‘Kuvveti kendi sırtında ara.’ denir. Sırtında aradığın kuvvet, O’ndandır.” dedi, selamladı. “Bağda üzüm arar. Halbuki üzümler şarap oldu, saki eline geldi, dileyene sunuldu. Alanı bilendir O, sarhoşu görendir O. ‘DUR.’ demez, yolunu çevirmez, çevrede katkı aramaz.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

7 Eli elde, güzeli dilde bul. Güzelin dilden aldığı, gönülden verdiğidir. ‘Eğitim.’ dediği, kendi aldığıdır. Çünkü eğiten de O, öğüten de. Samanda görmediğini, yokluktan sayma.

(Tebliğin bundan sonraki satırları özgün defterde yoktur.)