|
7 Aralık 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kumda yürüdük iz aradık, düzde bulduk; yolda gideni gördük, ‘GEL!’ DİYEN’le BİR olduk, AŞK yolunda PİR olduk, her demde O’nu bulduk. ‘Dert’ diyene ‘Sil’ dedik. Sil ki, gelişini bilesin; maddeyi bırakıp, manaya giresin. Cümlenize selam olsun, andığınız gönlünüze dolsun. 2 Gelişte aramayan, dönüşe uyamayan var mıdır? ‘Geldim kalacağım, kainata sahip olacağım’ diyemeyen, kulun kendisi değil midir? Öyle ise, ‘Tam maddeyim’ diyen yoktur. Madde dendiğinde, VERGİNİN SAHİBİ’ni düşün. Maddeyi VEREN O, SEVDİREN de O. Öyle oldukta hata aranmaz. Dünyaya geliş, buluşadır; buluş, sevişedir. Her kul ‘Mana’ derse, gelişten kayıt silinmek gerekir. Sanılmasın ki madde, madde, yine de madde diyen kullar, manaya uzak kalır. Aynada; kendini sakladığı yerden, anda kurtulur. Manayı bulduğu an, maddeyi dileyene aktarır. Onun için, neyin nerde başladığı, neyin nerde son bulduğu bilinemez, kul gözü ile. Onun için ölçü verilemez, kul sözü ile. Sevgide ölçüyü VEREN O, ‘Yanıyorum’ diyene SUYU’ndan İÇİREN O. ‘Yanıyorum’ dedikte, yananı gördün mü? Yolun açıldıkta, duranı gördün mü? Düz ovada gidene sorsan, sadece yer ile göğü tarif eder. Yüce dağa tırmandıkta, geniş çevreye göz atar. 3 Huyun, ummadığın
değerleri vardır. ‘Gizlenmese’ dersin, kendin dahi kendinde olanı
bilmezsin. Ancak kendinden sıyrıldıkta; huyda olanı görür, ‘ALLAH’ım, SANA
sığınırım’ dersin. İşte ‘SEN’den SANA sığındım’ dedikte, kendinde
olana uymuş olursun. 4 Yenmemiş aştan, alacağın yoktur; denmemiş sözden, bulacağın yoktur. Ne var ki yense de dense de, bileceğin tek şey; YARATIR GÖZETİR, GÖZETTİĞİ’ni ÖZLETİR. Sevmeyeni dahi; gün gelir SEVDİRİR, kendini BULDURUR. Şüpheniz olmasın, kaygu gönüllere dolmasın. Çünkü kainat O’ndandır, kul O’nundur, buluş O’nadır, dönüş O’nadır. Bilse bilmese, görse görmese. Görgüyü veren kim? Sergiyi kuran kim? Yaprakta dahi dökülüşe uyduran, dökülüşte bulduran kim? Yemeyi dileyenin, doğuştan uyduğu görülür. Karnı doymayan bebeğin, sesini kim verir? Vergiye ‘EYVALLAH’ diyelim, sergide ne buldu isek şükredelim. YAHYA EFENDİ der ki: “Çeyrek somundan aldığın ayrı, bal ile börek yediğin ayrı mıdır; mideye gittikte? Sevmeyi bildiğince, yolunu aldığınca yürü.” YUNUS’um söz diler, söze katıksız girer: “Yalın ayak gidelim, gönlü hürde bulalım, dizi yere koyalım, başı öne eğelim, ‘YAZDIĞIN haktır’ diyelim, eli göğse bağlayalım. Baştan sildiğin, tezgaha koyduğun senden midir? Ne silebilirsin, ne tezgahı doldurabilirsin. Dağılmadık. Konuğun, hesabına düşülmesin. ‘Yola geçirdim, selamı var mı?’ denilmesin. Kuyunun olduğu yerde, suyun aktığı yolda; sudan elbet nasip kesilmez. Ne var ki yavru tay, arabaya koşulmaz. Gelenin saygısından, görenin kaygusunu silelim. Gönlünde yol arayana, ‘EYVALLAH’ diyelim. ‘Her kul gönlünde olan sevgiyi dağıtabilse, yollar açıktır’ diyelim. Yolun uzununda, gönül asla daralmaz.” MEVLÂNA’yım! 5 Dünyanın kaygusu, sevgiyi bilip
bulamamasıdır. Ne var ki bilinen her şey, bulunmaya meyyaldir. Her kulun
gönlünde, AŞK çiçeği mevcuttur. Ne var ki su gerek, suyu verecek
gerek. Aslında kainatın tümü sudur. Madem sudur, neden dönüşten şüphe
edilir? Taş gördüğün de sudur, ateş dediğin de sudur. Suyu su
ile beslersen, gidiş nereye? Yaya giden ile, arabaya
oturan aynı mıdır? Söze verdim. ‘Yaya giden yorulmaz, arabaya binen karılmaz’
dense de; giden gittiği yerde aradığını bulur,
aradığı ile bir olur. Kaidenin dışına çıkmak, kulun elinde midir, yoksa
dilinde midir? Ne elinde, ne dilinde. GÜL’ün açtığı yerde, gönlün
seçtiği yerde O vardır. Kulun kaçtığı yerde, gecenin göçtüğü
yerde O vardır. O’nun olduğu yer, gönlündür. Yer silinmez, gök delinmez, susuz
asla kalınmaz. Yerde bulamazsan, gökten dile; RAHMETİ’ni asla ESİRGEMEZ.
‘Dileyene VERİR’ denirse yanlıştır. Çünkü O, dilemeyene de verir. Ne
var ki dileyen görür, gördüğü için ‘Aldım’ der. Dileyen kuludur, dilemeyen
kulu değil mi? O sende, ne var ki sen de O’nda ol. YUNUS’um der ki: “ ‘O’ndan
alayım’ dedim, ömür boyu yürüdüm. Dönüşte, yanıldığımı gördüm. O’ndan
almadığımız an var mı ki, yürüyüp de alayım? Dileğimiz; VERGİSİ’ni
görmek olsun, almak değil. VERGİSİ’ni almak kolay, görmek zor. Sevmek
güzel. Sermek, kayıttan sormaktır. ‘Sevgimi verdim, karşılığını
aradım’ dersen, VERGİSİ’ni yetersiz bulmuş olursun. Günün yorumu
yapılsa, kapanan kapılar unutulsa, açılan kapılara bakılsa; kaygular silinir, gönüller
yıkanır, ‘Her kapıyı HAK ELİ AÇTI’ denilir. Elbet AÇAN O’dur, uyulan O’nadır,
silinen O’ndandır. Giden memnun, gelen mahzun. ‘Aradık’ diyelim, kainata
gelişe inanalım. Dönüş, O’na O’nun ile olsun.” 6 ‘Niyazımız’ denildi, sohbetten
niyaz dilendi. Dilde tespih olsa, her hal ile uyulsa; niyaz üç kelime ile beden
bulur. ‘SEN’den geldim, SEN’in ile oldum, SEN’in ile SANA döneyim ALLAH’ım’
dense, ömrün özeti olurdu. Yakarsan-yakarmasan, ne YAZDI ise onu görürsün. Ne var
ki her gün, bir sahife çevirirsin. Ancak geçen günü bilir, gelen günü umut ile
beklersin. Hiçbir kitap okunmadıkça, sonu bilinmez; ama her safhası
yazılmıştır. Sohbetin sonu gelmez. Niyazını verelim, öylece kapayalım. Gönülleri
açtık, BİR olup kucaklaştık, ‘TEKBİR’ dedik halleştik, sohbette
sohbeti paylaştık. ‘EYVALLAH’ diyelim, yol sizlere, veren bizlere, mutlu
gün dileyelim. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHEMMEDÜR RESULULLAH 7 Dendiği gibi, YUVA’ya verdik, MEVLÂNA’yım dedik. Şekilde hata yok. Mana yolunun, dünyaya bağlantısıdır. 8 “Günümüze bağlayalım. Sudan gelenin, suyu bilen ile bir olduğu söylenir mi? Suyu bilen zahiren görendir, sudan gelen aslını bilendir. Yerimiz gönüllerindedir, dileğimiz odur. Her yaprak bizden selam getirsin, esen rüzgar dileklerinizi götürsün. Cümlenize selam olsun dedik, gönüllerde estik, yolunuzdaki dikenleri kestik. El-ele olalım, dilden alalım, gönülde bulalım.” dedi, YUNUS’um yürüdü. 9 Sesin geldiği yerde, elbet nefes de vardır. Nefesten maksat, yazıya değil, kazıya söz etmektir. Yenemediğimiz rakibi, yenen ile dövüştürürsen; övünme sana düşmez. Gücün üstünde güç vardır, yenilmeyen olmaz. 10 ALLAH’ıma emanet olunuz, her kayguyu siliniz, ‘Silecek ALLAH’ım’ deyiniz, YARDIMI’nı dileyiniz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHEMMEDÜR RESULULLAH
|