|
1 Aralık 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kumda iz ararsan, günde geç; yolda iz ararsan, sayda geç; konuk hoşnut olsun dersen, sev de geç. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun, ‘ALLAH’ım.’ diyen huzuru bilsin. Bulsun demedim, çünkü huzur, aranma ile değil, bilinme iledir. 2 Dört kapısı olan kaleden giriş, gereğince değil yönüncedir. Tek kapı var ise, gereğini düşünür ‘Yolu uzatayım.’ dersin. Umut kimdedir? HAKK’ı bilende, ‘VERİR.’ diyendedir. ‘Ne oldu, ne olacak?’ dersen, umut kapısını kaparsan; HAK’tan uzaklaşmış olursun. HAK, kulundan asla uzak değildir. ‘Aşmadığım köprüden, ne bekleyim?’ dersen, akan suya ayak uydur. Danıştığın yöntemde, sabır kapısı açıktır. Evet kapanmaz. Umut kapısı senin elinde, sohbet niyetinde, sahavet nasibinde. Kayguya dönüş yapma, dönüşte yol bulma. ‘Adım atıp kapım gördüm, gidişim o yönedir.’ de. Yanılma; yorganda-urganda değil, buhran düzeydedir. Düzeyde olan, yel ile sel ile gider, öyle oldukta, kul neyi kaygu eder? Benden olanın sorgusu, HAK’tandır; hataya düşüldükte, AFFI yine O’ndandır. O’na sığındıkta, ‘Gelen gitti, gönülde sohbeti kaldı.’ dersen; umut kapını görmüş, O’nun IŞIĞI’na yürümüş olursun. Müyesser kuluna verdim, yanımızda olana. Yorumda hata yok. Değişmeyen törede, ayrılan ne olur? Elbet yöresi sorulur. Yerini değiştirsen, dönenin yeri boş kalır. ‘Ne boş bırakayım, ne olduğum yerde kalayım.’ der. Öyle oldukta, karar düşünmek yersizdir. ALLAH’ıma havale edilse; olayın düzen bulduğu, kul gayretinin boş kaldığı görülür. ÇAKIR’ın yanında olana. Cephede savaşana, kalkansız gidilmez; savaşı bırakana, silah çekilmez. Serde çiçek elbet olmaz. Çiçeği gönle serersin, açanda güzel diye derersin. Varsın sözüne söz katsın, HAK ADI’na affı senden gelsin. Marifet ne ondadır, ne ondan gelende, ne de bağı bölende. Marifet; ‘ALLAH’ım SEN’den geldi.’ diyendedir. Sabrın yeri nereye kadar dersen, kıyamete kadar. Sabır, selamete kapıdır. ‘Yüküm ağır.’ dersen, yanılma. ‘YARDIMCI’m.’ dediğin an, yükünü paylaşırlar. ‘Söz gelirse.’ deme. Söz, ALLAH’ım ADI’na yapılana gelmez, gelse de tutunamaz. Gidenin-gelenin sayısında, gönül kaygusu olmasın. Dumanın olduğu yerde, gönlün kalmasın. Dumanı sen ne verirsin, ne de yaratırsın. Gönül yapın duman vermez, vereni de hoş görmez. Ne var ki söz kuluna yetmez. Danıştığın yerde duman kalmaz. Kayıtta olanı sordu. y ‘Defteri açalım.’ dedi. Defter aslında açık. Önüne koy oku. ‘Nasıl?’ dersen, her gün bir sahifesini okumuyor musun? Her an, okuduğundur. 3 YUNUS’um der ki: “Nerdeyim, nerde kaldım, nerde aradım, nerde buldum?
Seven her gönle girdim, soranın yoluna durdum, saran ile bir oldum, yumuşak
gönüllerde hal ile ahvali gördüm. Dost ararsan; kendini bil, her kuluna kendini dost kıl. Her veren,
senden alandır; her seven, senden bulandır. Sunduğun kadar alırsın, sevdiğin
kadar bulursun. ‘Buldum.’ dediğin an, kendine dönmüş olursun. ‘Sevdiğim
beni sevsin.’ dersen, yanılırsın. Sen sev, sevmese de; sen sev, görmese de. Seven
ALLAH’ım olsun, bilen-gören ALLAH’ım olsun. Varsın kulu taş ile arkamdan
kovsun. Kovuşta keramet vardır.” MEVLÂNA’yım! 4 Dem bu dem, geçenin değil. Yönünü HAKK’a çevirdi isen, her anın doğuşundur. Gününü bildi isen, gidişe uydu isen; ‘YA ALLAH.’ dersin, gelenle bir olursun. Verilen el O’ndandır, denilen söz O’ndandır. Ayrılını düşünmek, senden gelmesin. Olan olacaktır, yazılan görülecektir, yanılan silinecektir. Çünkü silmekten aciz değildir. ‘Nasıl silinir?’ derseniz; olacağın önüne geçmek, su bendine adım atmaya benzer. Kaderin yazısı O’nda, uymak kuldadır. ALLAH’ım kulunu uydurur, ne var ki ‘Uymayım.’ diyene, yolunu buldurur. ‘Nasıl buldurur?’ derseniz, türlü dersler verdirir. Uyandan olalım, dersin kolayını bulalım. 5 NUMAN der ki: “Dinde aranan, gönle konulandır. Çevreye uymayı, elbet bilmeli; sözde arananı, gönülden demeli. ‘CAN’ım.’ dedikte; CANAN’a uymalı, bedeni silmeli, dünyayı bölmeli.” 6 NİYAZİ der ki: “Deryanın balığında, HAK kulu
kılığındadır. Nimet, nasibin ölçüsündendir; nasip, her günün katkısındadır.
Danışılan gibi olsa, günde sabah görülmezdi. Yanımızda olana dedim. Gecede
dahi güzellik bulanın, ne büyük huzuru vardır. Gece yolda kalan olur mu? Yönünü kaybeden görülür mü? Ay misali yolun
açılır, yıldız misali yönün seçilir.” 7 De ki; ‘Gecede yıldızları saydım, günde güneşe uydum, ALLAH’ım
her dönüşte, güzeli buldum.’ O zaman huzur sendedir. Sergide arama, pazara
sorma. Yanında olanın sorgusunda, gelenin kaygusu görülür. Ne yazansın, ne
silen. ‘Nasıl olsa, nerde bulsa?’ denmesin; olan da yazılıdır, bulan da. Gayretin
olduğu yerde, hayrete düşülmez. Çünkü olanı, kendinden bilirsin. Gayretin
olmadığı yerde dahi oluş görüldükte, hayret sendendir. Seni gayrete
veren de O’dur. Danışana dedim, eşine söyledim. Merdiven inişe-çıkışadır,
gayretin yeri nerdedir? Gerektiği zaman iniş, gerektiği zaman
çıkış. Yerini bilmeyen, çıkıştan nasip almayan mıdır? Hayır. YUNUS’um
der ki: “Yanında olan yastık dayanmayadır, gecede dinlenmeye. Sana gerekli
değil, gününde kullanmaya. Sözüm açık. Yumuşak yol dileyen, yolda
sözün bileyen, ‘Keskin olsun, ham sözü kessin.’ diyen, SARI SALTUK.” SARI
SALTUK der ki: “Sözün kesin olsun, HAK dilinden gelsin. ‘Denmedi, söz dönmedi.’
diyene; ‘HAK DİLİ’nden gelen, dönüş bulmaz.’ densin.” dedi,
selamladı. Yormadığın atın, dizginini elde tutsun; dürmediği bohçayı,
kalıplasın. ‘Nasıl?’ derseniz; kaynaktan aldığını kullanmaz isen, ortada bırakma.
Elden ele dolaşır, toz ile bulaşır. Kul gönül ile halleşir, gönülde
en güzeli oluşur. Yamayı dileyen, ayrıntıyı görendir; sargıyı dileyen, açığını
bilendir. ‘ALLAH’ım.’ dedin, O’nun ADI’na yürüdün; kaygıdan uzak kal. Eşine.
y’nin eşinden, hayırlı düşünden. Güzelin en güzeli, yorumdan yol alır.
Hayır, dendiği gibi olur. Somunda o kulun nasibi vardır, sayıda HAKK’ın SÖZÜ.
Katkı senden olsun, kaygı gönülden silinsin. Kundak pembe ile sarılsın, çiçeğin
moru sevilsin, sarıdan sevmek öğrenilsin. 8 ‘Ben de söz dilerim.’ diyene, HACI BAYRAM der ki: “Konuk sana gelir, elinden nasibi dökülür. 9 “HACI BAYRAM denildi, her verdiği söylendi. Evet. VERMEYİ DİLEYEN
de O, VEREN de. BAYRAM VELİ, sadece sözcü. Noktayı buldu mu, çevresini
döndü mü, kaydını okudun mu? Okudu isen yaz, yazdı isen çöz. Elbet kul gücünde
değil. Yerden alınan, nasibe yazılandır. ‘Hata mı?’ deme. Uymak güç gelse
de, ALLAH’ımın VERGİSİ’nden kaçılmaz. Cümlenize selam olsun.” dedi,
yürüdü. 10 GARİB’in; YUNUS’tan aldığı, MEVLÂNA’dan danıştığı, cümle ile buluştuğu malumunuzdur. Kayıtta asla hata yoktur, kulun kula uyduğu çoktur. Ne var ki HAK yanında olanlar, HAK ADI’na diyenler; kulu HAK YOLU’na çağırır, ‘Cümleniz gelin.’ diye bağırır, kuluna elini verir. Amma, asla haline uymaz. Çünkü fani oluştan, baki oluşa geçmiştir. Cümleniz geçişe uyunuz. 11 Kucak dolusu nasip getirdik, cümleniz ile bir olduk. Hal ile elbet, ahval ile değil. Yazdık verdik, EYVALLAH. Cümlenize EYVALLAH diyelim, sohbetten selameti bilelim. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHEMMEDÜR
RESULULLAH (Resim
verildi: SARI SALTUK) 12 Konuğun aldığı hediyesidir. SARI SALTUK geldi, elini verdi, “Selamım olsun, gönlünde bulsun, eli elde bilsin.”
|