|
14 Aralık 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yumuşak yolun üstünden geçsen, iz mi kalır? ‘Gelene yol versin.’ dersen, unutma ki gelen de aynı yoldan. İz örtülür, yol gidilir, söz edilir, sohbet dileyene açılır. ‘Sevdim.’ dediğin anda, sevilene uyulur, cümleniz selamlanır. 2 ‘MEVLÂNA’yı sevendenim.’ diyenlere sözüm. MEVLÂNA’yı sevenden isen, sevdiğini sev yeter. MEVLÂNA’nın sevdiği kimdir? Çöldeki kumdur, göldeki balık, sazdaki tel, daldaki kuru yaprak, yerdeki çatlak toprak, yoldaki garip yolcu, seldeki çerçöp, dağdaki sert kaya. Yeter ki sırtını YARATAN’a daya. Sevdiğin sevdiğim olsun, bildiğin gördüğüm olsun, gönlün cümle ile kördüğüm olsun. Olmayı dilediğin kadar, vermek de muradın olsun. CAN’dan öteyi CANAN’da bulasın, benden öteyi HAK’ta bilesin. Ben verdi isem, O’ndan geleni verdim, O’ndan dileneni söyledim, asla kendimden bir nokta koymadım. 3 ‘Yemin.’ dendi, üzerinden geçildi, gönle yatan ile onarıldı. Kandan uzak isek, CAN’dan bilelim; CAN’dan uzak isek, HAK’tan diyelim, HAKK’ın verdiğine nokta koyalım, nokta dahi O’nundur bilelim. 4 Üzerinden geçilen köprüye söz etme. Seni geçirdi ise, adımının da
emeği vardır. ‘Ya yıkılır, ya dökülür.’ dersen, attığın adımı inkar
etmiş olursun. Sözüm cümleyedir, zümreye değil. 5 Güzeli nasıl bilirsin, ne ile tarif edersin? Şekli ile mi, rengi ile mi? Yoksa kokusu ile mi? Güzelin tarifi olmaz, çünkü görgü çizgi ile kalmaz. Tarif ettiğin an, çizgi çekmiş olursun. YUNUS’um der ki: “Tüm güzelliği görebilen, bedeni kainata serebilendir. Seste-sözde- çizgide eremeyen, güzeli çerçeveye koyduğundandır. Ayna niye aldığını sabitleştirmez? Her geleni içine aldığından. 6 Yaz yazı ile, çöz sözü ile, çal sazı ile. Alacağın da, bulacağın da sadece O’dur. Gönül yolun kapı ister, dünya halin niyet ister. Niyetten niyaza geçer, niyazın olduğu yerde kul HAKK’ı seçer. Ye yiyebildiğince, de diyebildiğince. Ne var ki ne yediğin bedenine, ne dediğin gönlüne yük olmasın. 7 Olanın olacağa uyduğu, her kulunu HAK ADI’na duyduğu bilinir. Ne olan senden, ne denilen bendendir. O YAZDI, ben dedim, sen gördün.” 8 Selamın en güzeli nedir bilir misiniz? Sevdiğini sevdim, yoluna O’na diye uydum, O’nu sende gördüm, CAN dedikte CANAN’ı sende buldum. Beden yapısı bedende bulur, bedeni bina bilir. Sedefte renge uyar, ağaçta şekle bakar, kumda gönlü yoklar. Gönüller kaynaştıkça, selamı alır-verir. ‘Gönüller kaynaşmazsa.’ dersin. Eğer kulunu O’ndan bilirsen, kaynaşmayan demezsin, ona da uyarsın. ‘O bana uymazsa.’ deme, niyetin ikiye bölünmüş olmasın. Uyan- uymayan diye gönlünü ayırmasın. Her uymayanda, uyan yönü arasın. 9 ‘Ya YUNUS.’ dedim, ‘Sal ile deryaya açılmadık, buğday olup toprağa saçılmadık, dünyada köprü olup geçilmedik. ‘ALLAH.’ dedik AŞKI’na düştük, AŞK’ımızı mangaldaki kor gibi deştik. Ne var ki; vardık ‘ALLAH.’ dedik, döndük kul gönlüne rahmet misali düştük. (Dönüş bu verişinizi mi ifade ediyor?) EYVALLAH. Yemediğin yediğine söz etmez, yediğin yemediğine göz etmez, toprak su olmadıkça yeşermez.’ 10 “Ya MEVLÂNA” dedi, YUNUS söz aldı: “Çölde adım alanda, pazarda balın satanda; gönül ararsan, teraziye koyarsan; değerine paha biçilmez, gönül ile pazarlığa girişilmez. Kulun beden haline bakıp, gönlüne ölçü vurulmaz. Bal ile sirke elbet karılmaz. Manaya açılır, beden desti diye geçilir. Sirkeye kötü dersen, niye üzümü ekşitirsin? Sirkede bulduğun, bal ile kardığın değil elbet. Ne var ki veriminde alacağın, baldan gerekli de olur. Sirke, mana halinin ilk basamakları. Sırasında kekrer, sırasında kükrer. Gün gelir gönle yatmasını, gönlü AŞK ile döndürmesini de bilir. Sirke olmadan, şaraba dönmez; şarap olmadan, kulu sarhoş etmez. Gel sirkeye de ‘EYVALLAH.’ de ki, gönlünü günü geldikte yaksın. 11 ‘YA ALLAH.’ dedik, bal ile söze girdik. Balı alan bilir, veren değil. Verenin günlük tahamıdır, değeri onda değil. Toplar-kaplar, dileyene sunar; alacağını bilir, gene de verir. Kulun, her hale uyanıdır. ‘Olmazsa.’ denende yol açılmaz, çünkü şüphe ile huzur bir arada dolaşmaz.” ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHEMMEDÜR RESULULLAH taham: yemek yemek.
|