26 Nisan 1974

MEVLÂNA’yım ben!

1 Saran gönüllerde, soran dillerde, açan güllerde; aranan nedir? Saran gönül, sevgiden; soran dil, övgüden; açan gül, saygıdan görülür; defterine kaydı, öyle yapılır. Cümlenize selam olsun. Saran gönüllerde, sevgi ile dolsun; soran dillerden, ilmini alsın; açan güllerde, güzeli görsün. Dilden maksat, veriştir. ‘Sorguda veriş?..’ derseniz, gönüllerde açana sorar. Aynaya bakmazsan, kendini görür müsün? Öyle ise bakış, soruştur. 

2 Sunulan her damla, tuzun hasretini giderir. Derya; ne büyür, ne küçülür. Sanılanın ötesinde, umulmayanda görülür. Onun için sorgu; sanılandan değil, bilinmesi gerekenden olsun. Kumun tümünde ayrıya düşemezsin, avucuna aldığında ölçüyü ararsın. Kumun ölçüsünden ne beklersin? Çimende görsen, güzelliğinde aramazsın. Neden? Çok gördüğünden. Yanlış değil. Çimeni çok görürsen, bakar mısın? Öyle oldukta, birliğin güzelliğini buldukta; kulluğun seni BİRLİK’e götürmez mi, götürmezse tek kalan çimen gibi olmaz mısın? Hata; sende mi, yoksa bende mi, tek bırakanda mı? Eğer çimen olsa idim, tek bırakanda derdim. Madem sen aklınla geldin, mantığın ile buldun; gönlün ile bütünlüğe yürü. Uymayana; sevgin ile, saygın ile örnek ol, onu da al götür. ‘Gelmezse?..’ deme. Yol odur ki, çıkanı sona götürür. Her olaya gülmesini bilesin. Gülmenin yolunu bulasın. Günün yorumunda, kulun sorunu vardır. Günde kula, dünya dardır. Aslında darlık, kulun kendi gönlündedir. Kendini bulduracak kim? Elbet HAK’tır. Birine bol verecek, öbüründen kesecek; ikisinden, üçüncü ortayı bulacak. Her var olan, ortada olursa; buluş ne ile olacak? Kuvvetli, zayıfı dövecek ki; zayıf kendini bulsun, kuvvete ihtiyacı olduğunu öğrensin. Aslında yediği dayak; görüşe göre değil, müstahak. Şikayetçi olmazsa, daha kuvvetli aramazsa; kendini bulur. Daha kuvvetli arayanı, ‘Beni döveni dövdüreyim.’ derse; her vesile ile, dayak yiyeceğini bilmeli.

3 Kandilde yağ var ise, ışığı boldur. Günün yargısı, gönlüne huzur veriyorsa; bir gün daha yaşadın derim. Çünkü yaşamak; gönlündeki huzur günleridir. “Cennetteyim dersem, ‘Nasıl?..’ dersiniz.” dedi, YUNUS’um geldi: 

4 “Cennetteyim dediğim, aranızda olduğum andır. ‘Yolumuzun yoldaşı, kullarının haldaşı kimdir?’ derseniz, elbet HAZRETİ MUHAMMED. Verilen o’ndan, o’nun getirdiği KUR’AN’dan. Cümle ile birlikteyiz. Cümlede dirlikteyiz. ‘Sizde dirlik?..’ derseniz, elbet aranızdayım. Koy bedeni kenara, at nefsini çınara. Çınar nefsini neylesin, karga gelsin peylesin. Dolaştırsın saklasın, o dahi kendine yakıştırmasın.” dedi YUNUS’um yürüdü.

5 Camide aranan, cemde görülen midir? Cem, çokluk. Ne var ki, camiyi beden almaz. Bedene ölçü girmez. Çünkü gün gelir, bedenin aldığını cami almaz. Gün gelir, YUNUS misali kul gelir, camide tek kalır. Yanlış anlaşılmasın! Teklik dedim, bir demedim. Öyle olalım, kainatı bende görelim, bizde bulalım. ALLAH’ıma, kainat ile emanet olalım.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH