9
Ağustos 1974
(Kıbrıs hadiseleri üzerine f’nin
sorusu: İnsanlığı yücelten ilahi ilhamları hakkıyla benimsemiş
İslamiyet aleminin, etrafındaki sevgisizlik çemberini kurup sürdüren
insanlara Allah müjdelerini ulaştırıp benimsetmek ve insanı (her
şeyden önce ve her şeyden üstün olarak, insan olarak sevmeyi, saymayı
ve yücelmesine yardım etmeği) anlatmak hususunda davranışlarımızın
nasıl olması gerektiği.)
MEVLÂNA’yım
ben!
1 Yuvamızın havasında, gönüllerin
devası bulunur. Cümlenize selam olsun, ‘Yurdum.’ diyene, kainat yolunu açsın. Kalem
elde, niyaz dilde, cümle gönülde oldukça; derde deva aranmaz, çünkü olana dert
denmez. Rahmet diye gelen su, her yere aynı iner. Ne var ki, indiği
yerin yapısına göre oynar. Gölde su olur, bataklıkta çamura bulanır. Demek ki
hatayı gelende değil, olanda aramak gerekir. ‘Yerden mi?’ derseniz,
olumludur. Bataktan uzak durursanız, bedeni korumuş olursunuz. ‘Ne ile
kurutalım?’ derseniz, elbet gölge ile değil.
2 İslamiyet odur ki; kaçan kovalanmaz, arkadan asla vurmaz, aman diyene
el kaldırılmaz. Kapısına geleni, geri çevirmez. Kapısına gelenden maksat; ‘Yerini
alayım.’ diyen değil, yardımını bekleyendir. HAZRETİ OMAR der ki: “ ‘Uydum.’ diyenin,
sözüne değil ameline göz atınız. Uymadı derseniz, uygununu anlatınız. Gene uymazsa, kılıca el atınız. ‘YA ALLAH!’ deyip
uzatınız. Rast geldikte HAKK’ın
ELİ’dir. ‘Gelmedi.’ dersen, elini indirirsin. ‘Adalet ortada.’ dersin. Çünkü
kararı verecek O’dur. Verdiğini alacak O’dur. Düzene uyduracak da O’dur. Bilmeyene
bildirecek de O’dur. Bin düşmanım olsa da; ALLAH’ıma dayandı isem sırtımı,
kimse gelip alamaz pırtımı.”
3 Güzellik öğretendedir, güzel öğrenende. Öğrenen
gelmezse, biz gideriz, ‘Öğretelim doğruyu.’ deriz. Güleriz, güldüğümüzü
bilmezse döveriz. Ne var ki, dayağımız dahi gül dalı iledir. Dikeni
batarsa, GÜL’ün
Yolu’nadır. Vermeyi diledi isek, gülü dalı ile alırız, ‘Dikeni HAK’tandır.’ deriz.
‘Olmuyor.’ dediğin, gün gelip olacak. Bilmeden bozduğunu, bilerek
düzeltecek. ‘Bilmeden nedir?’ derseniz, koruduğu mezhebi. Bilse ki,
KORUYUCU sadece YÜCE’dir.
4 Yemin eden
kime eder? Kuluna mı, yoluna mı? Aslında ne kuluna, ne yoluna yemin yoktur. Çünkü
yemin, kulu çerçeve içine alır. Oluşta çerçeve yoktur. Her yaratılan aynı
mıdır? Elbet değil. Genişlik, sorulandan çok daha yakındır. Yanılmayın!
Toprak demedim, onu vermedim. Sevgi genişliği, saygı
genişliği, toplum genişliği. Sevgi, yayılan mikroplu
hastalık gibidir. Daima etrafına bulaşır. İlacı olmadığı için, günden
güne genişler. Sevginizi dağıtın. Gittiğiniz
oturduğunuz her yerde. Göreceksiniz, ne kadar uzağa yollarsanız, o
kadar çabuk bağlantı kurulur. Gerçek olan sadece sevgidir. Onun için çabuk
yayılır. İnkar eden asla bulunmaz. ‘Sevmeyen yok mu?’ derseniz, elbet
yoktur. Sevmesini bilmeyen vardır. Sevmesini bilmeyene de göstermek, bilenin
vazifesidir. ‘Nasıl?’ derseniz;
sana taş attıkta, sen onun sırtını okşayacaksın. Yere taşı, sineye
başı koyasın. Arayan sevgi arar, sevgi vereni sorar. ‘Ben severim.’ dersen,
haline bakar. Hal ile, dil ile, gönül ile sevelim; sevgimizi her gelene verelim.
Dağılalım, dağıtalım, halkayı bir tutalım. Bağımsız olana kement
atalım, ‘Gelmem.’ diyeni öyle çekelim. Gelişine sevindirelim, pişman
etmeyelim.
5 Suyumuz HAK’tandır,
toprağımız paktandır. Güneşe dönüğüz, deryada
balığız. Dünyayı bildik, kayguyu sildik. Gönülleri saldık, diledik gönül
çobanı olduk. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun.
6 Olaylardan sorumlu olmayan, hizmeti HAKK’adır. Geleni soymayan, kuluna
eziyet vermeyen; elbet doğruyadır. ‘Gidene edilen, bizde neden edilmez?’
demeyin. İslam’ın yolunda, elinde olana eziyet yoktur. Allah’ıma emanet
olunuz, yazılanda bulunuz, müsterih
olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE
İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH