|
3 Ocak 1975 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yolumuzun oluşu
değil, arayanın buluşudur. ‘Bulan ile bulmayan bir mi?’ derseniz; yol
bir değil, vardığı yer birdir. Kulunun sözünden değil ÖZ’ünden
alırız. Ne derse desin, isterse inkar etsin, yolunun sonu O’nadır. İnkar
ettiği bedendir, ÖZ değil. ÖZ’ün inkarı asla olamaz. Niyaz; gönlün
bedene verdiğine değil, HAKK’ın gönle verdiğine edilir. Olmayanı
niyaz ile olduramazsın. Sadece buldurursun, olmayana ‘EYVALLAH’ dedirirsin. 2 Güçlüğü yenemeyen,
hiçliği bilemeyendir. Hiçliği bilemeyen, yazıya uyamayandır. Ne
denirse densin, her söz bal ile yuğrulsun. Acı da olsa, ekşi de
gelse; balın tadında kaybolur, kulun gönlüne kalbolur. Serhat gidene söz
vermez. ‘Neden?..’ dersen; başına uyduğundan, sonunu
bulduğundan. Doğuşun sözü, ölüşün günü bilinir.
Dönüşün ne sonu, ne başı vardır. ‘Göz, görenin.’ derseniz, görmeyene
sorarsınız. 3 Görgüsü ne yoldadır,
ayağı ne yöndedir? Yeniyi eski ile ölçen, araya fark koyandır. Ne var ki,
eski yeninin başıdır. Candan alırsan, CANAN’dan bilirsen; ‘Yolunda
ölürüm.’ deme. Olumsuzluk, olanağın yapısı değildir. Daha önce dedim,
bilirsen seversin, seversen sevilirsin. Sevgi beşiktir. Bilmek sevmek
beşiğin ayakları. Bilmezsen sevmezsen, beşiği nereye
koyarsın? 4 ‘Sorumuz
nerde başlar, nerde biter?’ dendi. Miğferi giyenin niyeti ne yoladır?
Elbet savaşa. Savaşa gidenin sorusu, savaştıkları kadardır.
Barışa gidenin sorusu, yerini bulduğu ana kadar, barışı
kurduğu ana kadar. Az değil çok değil; koyunun yürüdüğü,
çobanın güttüğü kadardır. Zararı var mı? Elbet yok. Neden? Çünkü
verilenden fazlasını aramadığından. 5 Oyuk
ağaç gölgesine oturdu isen, senini aldın mı? Boş olanı verdiğini
bildin mi? Oyuk gövde ile dahi, yaprağını beslediğini gördün mü?
Gazel yerde, söz sende, niyet cümlede olsun. Cümlenin sözü bizde kalsın. Aza
söz edilmesin, çoğu verenden sorguya düşülmesin. İnemeyen,
dardan çıkamayan; boldan gelmez. ‘Kahır?..’ denirse, soyludan sorulmaz. ‘Soylu
kim?..’ dendi. Suyuna yol arayan, ‘Aradım, buldum .’ diyen. 6 Deyişte, soyluluğu bilene; ‘Öğüt versen alalım, halimizi
bilelim, HAK YOLU’nu bulalım.’ denende, “Aldım, oldum, bildim.” dedi, YUNUS’um
geldi: 7 “Öğüdü vereyim, üç kelime dereyim. Al,
ol, bil. Bilmeden alınır mı? Almadan olunur mu? ‘YUNUS’um ters söyledi.’
dersiniz. Almadan olamazsın, olmadan bilemezsin, bilsen de bildim diyemezsin.
Çünkü bildikçe, bilgisizliğini görürsün. ‘Çareyi söylesen, bizleri
derlesen.’ denir. Gerçek bilindiği anda, bilinmeyene kapı açılır. Çünkü
her bilinenin arkasından, bilinmeyen gelir. Öylece yürür yürür. Olmuyorsa
bilinmiyor, bilinmiyorsa bulunmuyor. Bulunmayan kapı zorlanmaz. Ayağına
toz alma, ağacın gölgesinde bekle. Bildiğine öğrendiğini
ekle. ‘Gerçek aranır mı?’ dersen; gerçek, inandığındır. Her kulun
inandığı, kendi ölçüsünde gerçek yerini bulur. Koşuya çıkan atın
eğerine iğne koyarsan, at gerçeğe değil, senin
inandığına gider mi? Asla. Sadece olduğu yörede döner.” MEVLÂNA’yım!.. 8 Ağız sadece gelene değil, gidene de
kapıdır. Beden hem gelene hem gidene yapıdır. Görgüyü açalım, yedekten kaçalım,
olumsuz niyet etmeyelim, verimsiz sürü gütmeyelim. 9 ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle ile bulunuz, eli elde
biliniz, dili bal ile veriniz. ‘Dil nasıl verilir?’ derseniz, sözü bal ile
karınız. ALLAH’a ısmarladık.
|