13 Mayıs 1975
(Mimarlar özel tebliği)
MEVLÂNA’yım ben!
1 ‘Güçlüğün
verdiği.’ denmesin. Güçlüğün sözü dilde, olumu elde, dolumu
gönüldedir. Saniyeyi bilsen, anda alandan sorsan; gerçeğin ötesinde,
kolaylık der. Olumsuzluk, asla gölgelemez. Sargıyı, sorguya verme. Kayguyu
gönüle alma. ÖZ’ünde olan senin ile, sözünde olan benim ile yanında, yönünde.
2 OSMAN der ki: “Cenk, denk iledir dedik; görgüyü önünüze serdik.”
3 Sarmaşık, her
sardığı yerde, suyun olumunu duvara çeker. Ne var ki, ne duvar zarar
görür, ne sarmaşık. Gayretin verdiğinden değil, olana
uyduğundan güleceksin. EYVALLAH dedik, yorum verene sunduk. (f’ye mi?) EYVALLAH.
4 ‘Meyveyi
yedik.’ derseniz, çekirdeği nerde? Gönül bulur devasını, yediyse
meyvasını. ‘Aşacağım.’ diyenin, ‘Şaşacağım.’
dediği gün, yanında olacağım.
5 Dost nedir? Dostluk nerde
başlar. Dost; sınır koymayandır. Dostluk; sınırın bittiği yerde
başlar. ‘Sınır nedir?’ dendi. Dostluğun tarifi soruldu. Sınır;
verişin alışın ölçüye vurulduğu yerdir. Dostluk; sevginin
saygının ölçüsüz olduğu kadar, verginin alasıya olmadığı ölçüdür.
‘Ver, almadan.’ denen odur.
6 ‘Gedik açıldı mı?’ dedik, sorguya verdik. Gedikten maksat, geçittir.
Geçitten maksat, sınırı aşma, ölçüden kaçma. Gemiyi deryada gören,
‘İçinde olayım.’ diyen, dostluğu dileyendir. Danışılan ÖZ’dür,
oyayı gören göz. Seyrine yol verdiğin, ‘Kadere uyan nedir?’ dediğin;
açılan gedikten geçen. Sohbetin olduğu yerde, sınır asla olmaz. ‘Söz
kime?’ derseniz, dileyen her kula.
7 ‘Ayağım götürdü mü? Gerçeği buldurdu mu?’
diyene AYİŞA der ki: “Arayan gider, aradığını bulur.” Er yolda,
sur kalede, danışılan kalemde. Çoğun olduğu yerde az anılmaz,
tokun doyduğu yerde aç sorulmaz. Günün yorumu gelenden bilinir; yolundan
sorana ÇELEBİ verir: “Gezesin gelesin, geldiğin yerde kalasın.”
EYVALLAH. (EVLİYA
ÇELEBİ mi?) Evet. Yoldan soranın (a’nın ULU’su mu?) EYVALLAH. Umduğunu,
olduğun yerde alırsın, aldığın yerde bulursun; göğün her
santimine nefesini verirsin; terini toprağına akıtırsın. Çözülmedik
düğüm olmaz.
8 MERYEM’in yolundan alan, kalmaz. ‘Kim?’
dendi. Dumanını dağıtana verildi. ‘Gemiye geç kaldım.’ deme. Konuk
olmaktan sakınma. Verdiğim kadar benim, aldığın kadar senin. Masanın
başında olana dedim. ‘Dört derde daldım, dördünü de sildim.’ diyene yönünü
vereyim, gözünü batıya çevireyim, (Masanın hangi
başında oturan? t mi?) Değil. Yanında olanın. EYVALLAH. (g’nin ULU’su MERYEM.)
AYİŞE, karşımızda olanın. (m)
Gönlündeki dumanı silenin.
9 ‘Oluyor.' denende güzellik bulunur. ‘Olmaz’ denende
yargıya varılır. Unutulmasın daha önce verdik, ‘Olmaz.’ demeye asla gelmedik.
Sohbeti olmaz ile bitirmedik. ‘Nasıl?’ denir. Sohbet olmayan güne yer verilmez.
Yumuşak olmayan toprağa tohum serpilmez dedik, yanımızda olana
verdik.
10 YAHYA der ki: “Söz alsın, gününü yolunda bilsin. Adına
denk gelsin. ALİ misali, gayretin O’ndan olduğuna inansın.”
Yarış yolda olmaz, yarışan dilediği yerde bulmaz. ‘Oldu,
olmadı.’ diyen, adını doğuştan alan. ‘Doğuştan almayan var
mı?’ denir. Elbet olmaz. Ne var ki bedene uymaz. Çözeyim dersen, önce
düşün. Adına denk olanla yan yana geldim, ‘Sözümü YAHYA EFENDİ’den
aldım.’ de. EYVALLAH. ‘İlle deva.’ der, adını sorar. EYVALLAH. z.
11 Cumayı denk dersin, dengi günden sorarsın. Aşılacak
duvar, kula korku vermez. EYVALLAH. ‘Aşmadım.’ deme, aşacaksın.
Ayrandan güğüm dolusu bulalım, her dileyene sunalım.
12“ ‘Söz bende olsa, gerçekten adını verse.’
diyene gönül dolusu selam.” dedi, YESEVİ geldi, selamladı. (t’nin ULU’su) “Adından sevgi bulan, adında yoruma
duran; seni bilmezse, beni bulsun.” dedi. t. Al aldığınca ulundan,
esirgeme sakın kulundan.
13 Kundak sargısı açıldı, gönül sorgusu geçildi,
dilediğin yönde seçildi, sorguya verildi. ‘Er kulun hatun ulusu olur mu?’
Olur dedik, MERYEM’i verdik.
14 (Resim
verilir: MERYEM ve kundakta İSA) Sahrayı geçtikte, dağları
aştıkta; hem düzü, hem sözü bilirsin, yozu görsen de silersin. Vergiyi
bildikte AŞKI ile erirsin. Daha önce verdim. Anıldığı gibi. İSA,
anası MERYEM dedim.
15 ‘Olmak güç mü?’ diyene sözüm; bilirsen
olursun. Ne var ki, kolayı bulmak güç. Aşılacak duvarlar, geçilecek yarlar
senindir. Geçecek kulun gönlü serindir. Nasıl geçerim demez, yola çıkar sormaz,
zorlu deyip durmaz, gider gider. Elbet giden varır, ALLAH’ım her yönde korur.
Sudan gelene sorsan, ‘Boğulan bolluktan mı?’, ‘Damladan boğulanı
görmedin mi?’ der. Damla da deryanındır. Biri dolgudan boğar, biri tıkar.
Eşikten geçtik.
16 YESEVİ der ki: “Dostu DOST’a sorma, seni
de dost der çağırır, dost diye her kuluna bağırır. O yolda olasın,
DOST ile bulasın. Açığa çıkana söz edilmez, çıkılan yoldan dönülmez.”
17 ÇELEBİ der ki: “Yer yerinde, GÜL gönlünde oldukça;
kainat boş kalmaz, seni de boş koymaz.”
18 ALİ der ki: “Bulutun renginden kaygu
alma, yağmurun şeklinden ölçüde kalma.”
19 YAHYA der ki “Otun olduğu yerde atı
bağlarsan, sevgide hataya düşmezsin.”
20 AYİŞE der ki: “Umduğun,
bulduğun olacak, yol kısa gelecek. Dilenen, sorulandır. Sorulan,
görülendir. EYVALLAH.”
21 “Deniz aşmağa, günler geçmeğe
mecburdur. Nasıl denir. Deniz aşar mı? Elbet. Her an gider, her an döner.
YM. Gitmese nasıl yağmur yağar.”
Sözü TURGUT’tan aldık, (TURGUT
REİS) semaya daldık., seyrine kaldık. YM.
22 “Çama ağaç denilir, güneşten
korunulur. Aldım denen yolda vergiye varılır.” Aldığını dedi, EYÜP PEYGAMBER
verdi. Sergide her olayı gördü. “Silsinler.” dedi.
23 Sudan geldik, su olacağız, suya
döneceğiz. Bilenle bilmeyen sözünden arınacağız. Daha önce verdik.
Su, ne olursa olsun, nerde kalırsa kalsın, dönüşü bulacaktır, deryaya
varacaktır. Şüphe kulun cehennemi, iman cenneti olacaktır.
24 ALLAH’ıma emanet olunuz, cümle şüpheleri
siliniz. O’nda gelen hayırdır, uyunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH