27 Şubat 1976
MEVLÂNA’yım ben!
1 YM, yeniyi sildi isek,
eskiye uydu isek; eski aldığımız, yeni verdiğimizdir. Aşılmayan
dağ yoktur, yolu göze aldıkta, 'Rüya değil.' dedikte.
2 'Niyet, düşünce.'
denir, düşündüğüm sende kalır, hakikat her an yerini bulur.
Oluşun nedir? Ne devşirdiğin, ne taşıdığındır.
Yumurtadan civcivin çıkışı oluşumdur, çiçeğin meyveye
dönüşü oluşumdur Amma, yumurtanın gelişi, çiçeğin
açışı oluşum değil, verişimdir. Oluşum; kainatın her
zerresinin kendi ile gelişidir. Güvenilen tek varlık VEREN’dir, ve
verdiğini bilendir.
3 'Kâl nedir?' dendi, daha
önce soruldu. Dönüştüğü andır. Doğuşa uyduk, oluşa
dönüştüğü an; kâl'acağımız,
ayılacağımız andır. O anda 'Kâl.' denildikte, ne güzel anda
olduğumuzu bilsek.
4 'Olmuyor.' dediğin
her olay olumsuzluğa gider. 'Günüm ne güzel, yarınım daha güzel olur.' de
ki oluma uyasın. Su ile oluk dendi, yorum yoruma dayandı. Oluk, benden alan
nakleden. Günümüz niyet günüdür, yolumuz kıymet yoludur. Gıybetten uzak
kalalım, kendimizi kendimiz bulalım.
5 Ağacın
verdiği elbet kulun beklediğidir. Güzel gördüm, güzeli serdim,
güzellikte buldum. 'Dal.' dedim meyvayı sordum, 'Hal.' dedim kulunu sardım,
yürüye-yürüye yolu yarıladım. Döndüm baktım, geldiğim gibi kalmışım,
miyarımı yürümeden almışım. YUNUS kendini bilmez, kendini halktan bölmez,
gelenle kalmaz, çoklukta teke helva karmaz. Çokluk, halk içinde halkı
bilmeyenlerdir. Çokluk, çarkı dönerken öğütüleni bilmeyenlerdir.
6 Yerim
yârimdir, yönüm kârımdır; buldu isem. Yaprak yaprağa eşit olmaz,
eşit olsa çeşit olmaz. 'Alamam.' diyene de ki: Görürüm O'ndan
verdiği kadar, duyarım O'ndan dediği kadar. El eli tutmazsa, göz göze
bakmazsa, YÂR sesi almazsa; kul köle olur, selameti kölelikte sanır.
7 Dağ dağa yol vermez, neden?
Değişmediğinden. Yerini buldukta, hizmete vardıkta; sen yol
olursun, gelene sırtını verirsin. 'Duyan, gören nedir?' denir. Duyan, yok olanı
alan demek değildir.
8 OMAR der ki: "Her aldığını
veremezsin, duymayana. Duvarı aşamayan, duymayı bilmez. Duymaktan maksat;
çiçeğin verdiği, rüzgarın getirdiği değildir. Duymak;
alabilmek yeteneğine sahip olmaktır. Neyi? Kainatta olan, var ila var
olacağı belirten, değişmeyen yorumları iletebilen kulu,
duyabilendir. Duyduğunu alır, bildiğini iletir. Çünkü duyguda
şekil yoktur. Halbuki, iletilebilen, kalıp ile anlatılandır. 'Nasıl?'
denildi. Çiçeği diyelim. Çiçekten duyulan anlatılır mı? Sadece görülen
anlatılır, rengi şekli boyu. Görüntü, yerden sayılır; geyik misali sevgi
ile sarılır.”
9 Sorunun cevabını verelim. Rüyayı görenin,
yerini soranın sohbeti dağınık olur. Rüya bedenin dışında olur; ruhun
yerini aradığı görülür. 'Her rüya mı?' dendi. Değil elbet. Kulun
rüyası, niyetine-niyazına uyar. 'Nasıl?' denilir. Ermiş kulunun rüyası, ERENLER'in
sofrasıdır; kalmış kulun rüyası, ömrünün sahrasıdır. Günün yorumunu rüyaya
bağlayanın, yumuşak yoldan uzak kaldığı görülür. 'Neden?..'
dendi. Çünkü yorum, gören gözün, duyan kulağın marifeti olur, ehil dilden
dökülür. 'Olmaz.' denmesin. Güneşin görüldüğü rüyada, 'Yorum...'
diyen, dilde günün hayrını söyler. Ne var ki, her gün hayırdır. Güneşin
vergisi, kainatın sergisidir. Öyle oldukta yorum, özbaşına olmaz.
Özbaşı; aynaya bakan ÖZ'ünü gören, ne var ki çözüme varamayandır. Özbaşı
dendikte, kendi kendine bakıştır. Halbuki güneş cümleye aynı hız,
aynı haz ile bakar. Öyle oldukta, yorum cümle içindir. Yeniye yol alır.
10 'Güneşin.' dedik, dağdan söz
edelim, cümleye yol açtığını görelim. Genişliğe açıldıkta ruhun
yerini bulduğu görülür, kuluna öyle gösterilir.
11 HAZRETİ MUSA der ki: "Duyara anlatan, önündeki
duvarı unutandır. Duyara gördüğünü dersen, yolunu aşırır."
12 ÖZ diyelim, rüyayı bağlayalım. Rüya;
duyanın görenin yorumunda hakikat olur, bilmeyenin yorumunda karanlık kalır.
Onun için denir: 'Gördüğün sende kalsın.'
13 'Şeytani rüya nedir?' denildi.
Dendiği gibi, kulun niyeti diyetine eşittir; gördüğü rüya elbet ona
karşıttır. Ne var ki, daha önce dedik. Kul, kendi bulamayacağı yolda
yardımcısı gelir; niyaz ile ruhuna yardımcı olmaya çalışır. Orada görülen
rüya, rahmanidir.
ALLAH'ıma emanet olasınız.
ALLAH'a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH