27 Şubat 1976
(Bu sohbet, uçak kazasında ölen
hostes Aynur Sürücü'nün mevlidinden hemen sonra alınmıştır.)
MEVLÂNA’yım ben!
1 Candan CANAN'dan,
koştuk her yandan. Söz ile aldık, ÖZ ile bulduk, cümle ile bir olduk.
Aldık alanlarla, süzdük bilenlerle, döndük kalanlarla. Sevinen alanlardır,
bulunan anılanlar. Selam olsun cümleye.
2 'Alıyor mu?' denilenin
sorgusu yersiz. Almaya gelirler, gönüllerle bir olurlar. 'Selam olsun.'
dediler, niyaza hoşnut oldular. 'Kâl.' denilenin yargısına düşülmez.
Gelenden sorulanın sözünü daha önce verdik. Hep bir olacağız dedik.
'Gölgeyi bilmedim, dileneni buldum.' dedi, selamını bildirdi. (Aynur mu?) EYVALLAH.
3 Oluğun yeri elbet
suya denktir. Yolsuzu aradınsa, yolluyu buldunsa gösterendendir. Yol bilene
sorulur, gösterilmez. 'Gerçeğin dışında olan kimdir?' denilir.
Gelişe ağız büken, dönüşe taşlar dökendir. 'Çoktan BİR
olur mu?' denilir. Cemaat; ALLAH dedikte BİR'dedir, dünyaya döndükte
çoğalır. 'Dert nedir?' denir. Dünyanın dönüşünü beğenmeyendedir.
4 Daha önce verdik, söz ile
dedik, özde bağladık. Kar aklıkta lekesiz iner. Kimi ağacı süsler,
kimi akan suda erir, geldiği gibi döner. Kimi kendini toprakta bulur,
toprak ile hemhal olur, çamurla karılır. Kar kirlendi denilir. Kar kirlendi
dendikte; hata toprakta mı, karda mı, yoksa karanda mı? Ne toprakta, ne karda,
ne karanda; karın kaderini dürende. 'Hata mı?' dendi. Hatasızlık O'nda. Rahmet
gelmezse, kar inmezse; toprak ne verir.
5 "Düş gördüm, hayra yordum, karı toprağa serdim." dedi, YUNUS'um
söze girdi:
6 " 'YUNUS
düş görür müsün orada, uykuya varır mısın?' diyene sözüm. Düş diyenin
sözüdür, düş bilenin gözüdür, düş uyuyanın özüdür. 'Ben görürsem
veririm, ben varırsam eririm.' dedim dünya günümde. Karda olaydım erirdim, suya
dönüp verirdim. Karda dala dönüştüm, suya varıp kaynaştım. Dünya
halim bu benim. Ateşe düşüp tutuştum, kömür olup sürtüştüm,
niyaz ile eriştim, geldim sizlerle buluştum."
7 'Dengi dengini bulsun, her kula nasip olsun.'
denir. Dengine düşüren kim? Nasibi olduran kim? Kimlik; kulun adında, her
soranın ardında. Gidene gel der, dönene selam eder. Darda kalan döner mi. 'Dost
elini ver.' der mi? Dese darda kalmazdı, cümle ile kendini bölmezdi.
8 'Aradık bulacağız, gelişte beraber
olacağız.' diyenlere sözüm. Her an sizlerle ÖZ'üm, bakan ile gözüm, tutan
ile elim. Elbet HAK'tandır. HAKK'ı bilene bilmeyene el verene. 'Çözümümüz
hatalı mı?' denilenin yeniyi eskiyi almadığı, söylenilene uymadığı
denmesin. YARATAN, gönüllere aldığınca koyar.
9 Yoğurt sütle, şarap üzümle olur.
Sütten yoğurt ta sütlaç ta yersin. Nasıl pişirirsen onu alırsın. Onun
için, 'Yorumda hata var mı?' demeyelim. Gün gelir yoğurt yapar ayran
içeriz, serinler serinleriz. Kimi gün sıcak süt içeriz, katmadan. Kimi gün
sütlaç yaparız tadı ile yeriz. 'Hangisi daha güzel?' der miyiz? Unutulmasın;
bağdan da hem sirke oluşur, hem pekmez, hem de şarap. Öyle ise,
olanı olduğu gibi, alanı bildiği gibi bilelim, öylesine EYVALLAH
diyelim. ALLAH'a emanet olunuz. ALLAH'a niyaz ile, niyet ile varınız.
10 'Niyette ne var?' diyene sözüm. Duyanın
aldığı, 'O bende.' dediğidir. O bende diyeni hatalı bulma, 'sen
O'ndasın.' deme. 'O, bende.' diyen, gönlünü dünyaya yayandır; 'Ben O'nda.' diyen,
dünyayı topa sayandır. Sonsuz ne
top ile ne toprak ile sayılır, dünya kulu ile bilinir, kul dünya ile
oluşur. Güzellik; oluşuma uymaktır, oluşarak bulmaktır. Yerini
mi bilmedi YUNUS'um? Döndü durdu. Bileydi olduğu yerde mi kalırdı?
Dönüş, her kuluna nasiptir, yerini bilse de. Geliş, er kula nasiptir,
yönünü bulmasa da. 'Yer nedir, yön nedir?' dendi. Geliş
perdeleniştir, yerini bilemezsin. Dönüş, bedenden sıyrılıştır.
Ne var ki, vazife alanın kuluna vereceği yönü, almadıkça bilemez. Daha
önce soruldu: 'Gelenler, tüm sırları bilir mi, her olanı görür mü? 'O'ndan
oluş, sırlarını biliş değildir. Ufku geniştir, sırrı
değil. Mertebe denilen odur. Dağda yukarı attığın her adım, sana
daha geniş görüntü verir. Ruhlar hafifledikçe yükselir-yükselir. Elbet en
yüksekte olan diğerlerini görür. ALLAH'ımdan aldığı kadar verir amma,
cümle sırlarını değil. Sırlar, sır oldukta alınır. Güneş, her
doğuşta görülür. Ne yıldızlar, ne ay, ne de güneş kendi sırrını
bilir. Kul kendini bildi mi? Yaratılış sırrını buldu mu? Halbuki
KİTAB'ı eline verildi; 'Senin sırrın!' denildi. 'Oku bilesin, oku çözesin,
oku çizesin.' dendi. (İkra?)
EYVALLAH. Hala ne bilindi, ne çözüldü, ne çizildi. Kıyamete kadar okunur,
bilindiği anda çözülür, çözüldüğü anda çizilir. İşte ona
kıyamet denilir. KUR'AN'ın sırrı odur. KUR'AN da sırdır. Oku, oku, oku. 'Hangi
dilde okusam?' denir. Hangi dilde çözersen.
11 Hummalı olmadık, 'Olmayın.' dedik. 'Kader bilinmediyse,
olana uyulsun.' dedik.
12 (Yeni
doğan bir kız çocuğu için ad istenir.) 'Adını ne
verelim?' diyene söyleyelim. 'Kerrâ' olsun, anamın adı anılsın.
ALLAH'ıma emanet olunuz.
ALLAH'a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH