18 Eylül 1976

MEVLÂNA’yım ben!

1 Huyumuz suyumuz gönlümüze denk, cümle ile kuruldu ahenk. Sevmeyi denedik, denedik öğrendik; görgüyü öğrendiğimizde bulduk. Cümlenize selam olsun, her anan bulsun, kainat SAHİBİ ile bilinsin. 

2 Olandan, geçmeye gerek yok! Suyun aktığı yerde sevginin getirdiği, elbet hoşgörüdür. Ne var ki asla 'Birbirine denk' denilemez, her sevende hoş görülemez. Kulu, sevgi ve hoşgörü tamamlar. Amma, ne sevgi hoşgörüyü, ne hoşgörü sevgiyi getirmez, ayrı-ayrı meziyetlerdir. Her ikisini bünyesine alan kul, kulluğun kademelerine göz kırpan kuldur. 'Neden bakan değil?' denilir. Çünkü, an gelir, hoşgörüyü gerektiren yerde kul nadan olur. Onun için göz kırpar dedik. Doğrudan bakan ölmeden ölendir. 

3 Ayvayı gören sertliğini düşünür, unutulmasın yedikte midenin kirecini öğütür. (Midenin kireci ne demek?) Midenin kireci, taşlaşması, hassasiyetini kaybetmesi. (Aç karnına mı yenecek?) Nasıl dilenirse.

4 Yoluna taş koyana, taşı alıp fırlatma, kenara çek, yoluna devam et. Çünkü attığın taşı yeniden ele alır, sana fırlatır. 'Yumuşak yolum ALLAH'ım!' diyen, her olayda YUNUS misali hatayı kendine alandır. Hatayı kendine almakla elbet hatalı olmazsın, ALLAH'ımın vergisinden kalmazsın. 'Sahibim!' dediğin yerde, SAHİBİN olanı unutma! MEYDAN senin, yol senin, dilediğin yön senin. DOST aradın DOST buldun, cümle ile BİR oldun. 'YA ALLAH!' de, çağırana uy! 'Çağıran yok?' dersen, yanılmış olursun. Sorguyu sen diledin ben verdim, 'El ele verelim gidelim, çağrıya uyalım!' dedim. (Bir çağıran var mı?) Niyaza durulsun, yüz AYET-EL KÜRSİ okunsun, 'ALLAH'ım doğruya yönelt!' denilsin; aymayı bilen öylece görülsün, sebep sorulmasın. Daha önce dendiği gibi, 'YUNUS misali, hatalara sahip çıkılsın!'

5 Daha önce verdim; 'Ziyaretine gittiğine uysun!' dedim. Geldiği yerde adı anılır. Yeminden uzak durulsun! Misafir, uyduğu gün sevilir, uymazsa yerilir. Onun için, gidilen yerde, yerini yönünü bilmeli! Yük vermemeli, kul kendinden önce kulları düşünmeli! 'Kendim sevabımı yapayım, açık olan her kapıyı kapayım.' dersen, ben'de kalırsın. Onun için, sevabında cümleyi gönlüne al ki, yolun açılsın. 'Benim sevabıma, neden başkası ortak gelsin?' demeyin! Çünkü sevap, paylaşıldığı kadar büyür.

6 Gidelim HAK ADI'na elimiz verelim, vermeyene 'EYVALLAH.' diyelim, sözü HAKK'a bırakalım.

7 Aynayı ele aldıkta gördüğün, baktığın yüzündür. Nasıl bakarsan, öyle görürsün. NURU'na sahip oldukta, baktıkça erirsin. Şekil heykele gereklidir, kul şekilden uzaktır. 'Nasıl?' denilir. Kulun şekli, günden güne uymaz, maddi ve manevi uymaz. 'Nasıl?' denilir. Doğdukta bebek, büyür ve ihtiyar olur. Demek ki beden de bir şekle bağlı değildir. Öyle oldukta, katı kalıba yer vermek, kulu ne eğitir ne öğütür. 'Kuyuya ses verdim, sesimi geri aldım.' dersin. Sadece ses vermek yetmez, kovayı da suya indir. Elbet boş gelmez, sesi alan sözü yerinde bulmaz.

8 OMAR der ki: "Kulun dört yönü vardır. Dördün biri gönlüne, biri haline, biri yoluna, biri de görüşüne açıktır. Dönüş odur ki, dört yönü bir eder, AŞK ile katıldıkta kulu PİR eder. (Bu dört haline AŞK'ı da katarsan PİR olursun, öyle mi?) EYVALLAH. 'Dönüşten maksat, nedir?' denir. Yol ehli 'Sema' der, gönül ehli 'Nema' der. İster sema ister nema, gidilen yer HAKK'adır! 'Aramayı deneyim mi?' denilir. Kulluğun gerekliliğidir! (Aramaktan murad nedir?) Düzeni kurmaya, düzeye gelmeye, yuvaya dönmeye gerektiren arama. Yol ehli dönmez, hal ehli sönmez. 'Yanayım!' diyene de ki: 'Kül olmayı bilmez misin, bilenden sormaz mısın?' Sevelim, sevdikte her hali hoş görelim! Açalım gönlümüzü, diyelim halimizi. Aç, açlıktan dert yemez, yerini bildi ise; kul, geceden şikayet etmez, gelene inandı ise. ALLAH'ıma emanet olunuz, sorulanı aldınız biliniz. ALLAH'a ısmarladık."

9 Kaderin çizdiği, kulun her gün çözdüğü bilinir, gün güne uyulur, 'HASAN BASRİ' denilir. 

10 AYİŞE: "Söz alana, sözüm yolda uyanadır." dedi, ele el verdi.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH