22 Ekim 1976

MEVLÂNA’yım ben!

1 Cümlenize selam olsun. Selam her sorana gelsin, sorulandan alsın, günümüz hayır ile açılsın, gücümüz gayretin ötesine getirsin.

2 Yedinciyi verdik, cümle ile hemhal olduk. Niyazımız; her alanın verenden olduğunu görmek. Yaprak dağılmaz, dalı eğilmez. Gövdesi güçlü olan ağaç fırtına ile yıkılmaz. Doğuşu bilendeniz. Oluş; VEREN’den alıştır, alışa uyuştur. Her dem ADI’nı ansak, ‘ADIN’dan varacağız.’ desek, uymayı silmiş oluruz. ADI’nı anmak, uyanın yorumunda olsun. Geceyi gören, ‘Karanlık.’ diyen, gönlündeki NUR’dan ışık alsın.

3 “Selam!” dedi YUNUS’um geldi. “Toz ettim, söz attım, seveni sevene kattım, sevgide güzeli tattım. Gemiyi yol için, deryayı hal için alandanız. ‘Soyumuz?’ diyene, katı hüküm verene de ki: ‘Soy seni huy beni sarar, ganimet dünyada kulu yorar.’ ‘Az mı güzel, çok mu?’ denilir. Güzel olan uyulandır, verdiğine kanılandır. En güzeli, dost ile paylaşılandır. Bağda üzüm, yolda gözüm, çaldı sazım. Ne sen dedin, ne ben duydum, halini halimde buldum. Çeşme suya yol olur, yolunu kula bağlar. Gideceğe geleceğe, güzel güne uyacağa selam olsun.” 

4 “Asmayı budasalar, dalına öğüt assalar; giden okur, gelen okur. Ne var ki, yine de asmanın adı asma kalır. ‘Ne demek?’ dendi. Ağaç kendi vergisi ile bilinir, ilmini vergisinde gösterir. Kucak dolusu selam.” dedi, OSMAN cümleyi selamladı.

5 Niyazın olduğu yerdeyiz, kulunun sorduğu yöndeyiz. ‘Nasıl oluyor?’ denir, yazımız sorulur. Akımın verildiği, aynı yönde buluştuğu, her uyana veriştiği bilinsin. Sohbette her olan, uyandandır. Verici elbet bir. Tek elden, tek koldan. ‘Yedek yok mu?’ denir. Radyonu açtığın an dinlediğin, gönlüne uyandır. Gönlüne uymayanı çevirirsin. YUVA’da verişimiz odur. Elbet istasyon tek değil. ‘Deneyen var mı?’ dendi. Deneyen, istasyona giren değildir. ‘Nispet nedir?’ dendi, ölçü dünyaya göre soruldu. Elbet verdiğimiz örnek te öyle. Verişimiz, seyahat ötesidir. Seyahat ötesi; gidilemeyecek uzaklık, görülemeyecek uzaklık.

6 Dağından bağından, suyundan havasından var olan her şeyinden bilgi, görgü duygu alınan istasyon. ‘Gedik görgüyü keser mi?’ denilmesin, aşılmaya niyet kurulsun. El ele, cümle ile yoğun çalışacağız. Attan yol dilesek dağları aşarız, sulardan yol dilesek köprüleri kurarız. Denenen değil mi? Gölgeyi dilemedik; almadıkça, güneşi bilmedikçe. Gölge nedir? Güneş ile kaynaşan, ışık ile oynaşan kulun barınağı. YEDİ’ye yol soran, UYURLAR’ın yolunu arayan, güneşin vergisinde güzelliği bilendir. Güneşin güzelliği bilinir. Önüne bulut geldikte, nasıl ‘Çirkin.’ diye yerilir? Önüne bulut gelse de güneş gine güzeldir, bulut ta güzel. Rahmeti bilendeniz, zahmeti olsa bile, toprağa dolsa bile. ‘Doğuş.’ dedik, daha önce verdik. Doğuşun durağı yoktur, varışın olduğu gibi. Varışın, YUNUS’un sözünde olduğu gibi. ‘Gelişin yeri belli değil.’ denirse de, herkes olduğu yerde, olduğu gibi. Ne var ki, oluşu oradan öte gider. Bulduğu an, vardığı andır. Doğuşun sınırı yoktur, varış tektir.

MEVLANA’yım!..

7 OSMAN’ın sözünde, cümlenin ÖZ’ünde olan vardır. Dönük olanın dünyası geçicidir. Elbet her kul göçücüdür. Sağan, koyunu besler, yününü süsler, yeniyi bekler. ‘Oyun.’ denirse de, gaflet yorumdadır. Oyunu bilen, gelişe uyan, gelişin gayesini arayıp bulan, ‘Oyundayım.’ der, olduğuna uyar. Daha önce YUNUS’um verdi. ‘Yel ile, sel ile gelirim.’ dedi. Öyle oldukta rahmete neden söz edildi. Gemiye dost gerekli, sevene post gerekli. ‘Dünyaya geldik, ne gördük ne bulduk?’ denilmesin. Her gördüğün, ilmek-ilmek ördüğündür; gece gündüz, aydını karanlığa kattığındır, dumanı gönüle attığındır. ‘Geldi isem yazıya uyacağım.’ deyiniz, mermeri yerinde kullanınız. Duyulan her sözü olduğu gibi alınız, dilediğiniz gibi değil. 

8 Dert oyalar, dermanı buldukta. Yukarı bakan maviyi bulandır, yıldızları sayandır. ‘Değeri nedir?’ dendi. Sadece, doğuşu biliştir derim. Toprak verir, gösterir, sever, sevdirir. Renk onda, cenk onda, ahenk onda. Öyle ise onunla hemhal olalım, onda bilelim, öyle gökyüzüne bakalım. Bakalım diyelim ki, ‘Sen sadece dağılanı toplayansın.’

MEVLÂNA'yım!..

9 Güç ile göç, toprak ile göğü birleştirir, arada olan kulu halleştirir. Miyyar odur ki, kul sadece alır, alır, alır. Yerden gökten alır. Alır da ne verir? İşte en güzeli onun verdiğidir; gönlünü. Gönlünü verenin mutluluğu cümleyi sarsın, verenden etsin. Danışılan oluşur, düğümün çözüldüğü görülür. Elde olanı atma, acı geleni tatma. Sırtını dönse bile, ‘Hatasızlık ALLAH’ımındır.’ de. (Kime dendi?) Karşımızda olanın. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH