|
20 Ekim 1976 MEVLÂNA’yım ben! 1 Niyazın olduğu,
gönüllerin dolduğu gündeyiz. Cümlenize selam olsun, 'Rafa kaldırdım.'
diyen elini rafa atsın. 2 Olumsuzluk, duyandan
gelir. Sahile vuran dalga deryayı boşaltmaz, kumun elendiği yerde kul
yolsuz kalmaz. 3 Ağaç olanın
yaprağına gönül versen, çiçeği sorar. Meyvesi bol ağaca gönül
versen, meyvesi bittikte ağacı siler misin? Sevenden olalım, böleni
almayalım. 'Nereye almayalım?' denir. Almayacağımız, bölücü halidir. Elden
alalım, dilden bilelim, yoldan bulalım, sunduğumuzu cümle ile
paylaşalım. 4 Gerçeği sorarsan,
verileni ararsan, meyvenin olmuşunu bekle. Danışıldığı gibi.
Almayı dilediğin, 'Görebilsem!' dediğin, göreceğin
olmuşuna bakar. Yerden dilersin, halden sorarsın, gedik aşmadan nasıl
görürsün? Oluyor denen, aşılan gediklerdir. Yeşil rengi bilir misin?
Olumsuz dediğinde, verdiğini ölçer misin? 'Gedik nasıl aşılır?'
denir. Sorusuz kaldıkta, her hale uydukta. Siyah ile beyaza, yeşil ile
sarıya, rengin dengi dedikte, gedikleri aştığını görürsün. 'Her gördüğüm
örtüyü kaldırayım, altında ne var göreyim.' dersen, sadece vakit geçirmiş
olursun. Örtülü olanı geç, açık olan sana yeter. 'Örtü, neden?' dedikte; halden
sıyrılır, meyle dönersin. 'Meyil nedir?' dendi. Hal, uyum; meyil, duyumdur;
duyumdan maksat, halden şekle dönümdür. 5 Oymayı
diledik, geldiğimiz günden verdik, o gediği çoktan geçtik. Günümüz
hale dönüşedir. Onun için örtüler şekilde kalanlara açılsın, hale
uyanlarla gedik açılsın. 'Geç mi olacak? Görüş, nerde yerini bulacak?'
denir. 6 "Döne-döne geliriz, ağacı öteden görürüz, 'Selam!' deyip söz
alırız." dedi, (VEYSEL KARANİ
hazretleri?) EYVALLAH. Aydın günde aydın söz,
güzel ÖZ'de tatlı söz. 7 "VEYSEL dedik geldik, sağ ile solda
ayna gördük; sahibi olanın, 'VEYSEL!..' diye ananın selamını aldık. ALLAH'ım
RAZI olsun, üç vakit adın anılsın. 'Üç vakit, nedir?' denir. Sabah, ikindi,
gecenin ikinci yarısına geçiş. 'Üç vaktin, şeref nedir?' dendi.
Sabah, aydın gün; ikindi, olgun gün. Gecenin ikinci yarısı; siyah ile beyazın
birliği, cümlenin bağlılığı, kainatın BİR'liği,
BİR'liğin dirliği, uyuyanın uyanışı, HAK ADI'na
dayanışı. Selamını verenin, niyazı şu olsun üç vakitte: 'ALLAH'ım!
BİR'liği bildim, zorluğu yendim. Dirlik bulayım, bulduğum an
olayım.' 8 Olacağın yazılı, BİR'lik. Zorluk
aşıldı, dirlikte duruldu. Elbet geçilecek. El elde, niyaz dilde gönülde.
Gün dönümünde bulunacak. Vakit, yeniye yol açar. 'Çağırılana uyayım mı?..'
dersin. 'Uymayı niyete koy!' derim. (Bir can ekler: 'Çünkü kul ancak niyet kurabilir. Niyeti olduracak
ALLAH'tır.') EYVALLAH. Olacağın açığı görülür, dilenen
ayağında toz verir, beklenen gelir. 'Sahibiyiz niyetin...' dersek, 'Elinde
var mı?' derim." MEVLÂNA'yım!.. 9 Konuk, 'Derdim var.' derse; ev sahibi,
yerini yoldakine verir. Danışılan öyledir. 'Ayağıma gelsin!..' dersen,
derdine ortak olacağını da düşün. Genişlik, duvara gelinceye
kadardır. Duvar, genişliğin sınırıdır. 'Nerde olacağım,
olduğumu nasıl bileceğim?' diyene. Yerini, sınıra geldikte
görürsün. Sınır; gediğe geliştir, olaya dalıştır.
Genişliğe yer ver! Darlık sana vermez, niyet ettiğin ipi germez,
kul gelecekten olanı sormaz. Sorusuz kaldıkça, her güne açık bakarsın, sorunu
açık gönülle görürsün. Kayguya yer yok, yumak sarılır. 10 "YUNUS diye anıldım, andığım gibi buldum; yol
açana, sevgi saçana, 'Güzellik sen!' dedim. Verecek, verdiğine sevinecek.
Oyadan söz ederse, ona de ki: YUNUS'tan yol alana, 'Dereyi yol bilmesin,
nehirden alır; dağdaki kuştan sormasın, bülbülden duyar. Kayguyu
silsin!" 11 SEYYİT HASAN der ki: "Sayan ile doyan bir
değil, seven ile soyan bir değil, alan ile veren bir değil.
Doyandan, sevenden, alandan, verenden olsun; yazılanı okudu, sayılanı bildi,
bildiğine uysun! Olacak, her doğan günde bir adım daha yükselecek.
EYVALLAH diyelim, cümlenizi selamlayalım. ALLAH’a ısmarladık.
|