11 Mart 1977

MEVLÂNA’yım ben!

1 "Günümüz hayır olsun, gönüller yolunu bilsin." dedi YUNUS'um anda geldi.

2 "Cümlenize selam olsun, günün yorumu kulda kalsın. Yeniye yol dileyenle, geçenden yer soranın yoluna hayır dilensin. 'Denizden gelsen dalgaları sayarsın, ağacı görsen meyvayı soyarsın, yerden göğe cümleye gönül koyarsın.' derseniz, 'EYVALLAH!' derim, cümlede aynı sevgiyi görürüm. Göç gidene tatlı, kalana acıdır. Miyyar yoluna kum serer, kumu su ile karar. Niyaza gelenler, niyaz ile bulurlar." dedi, YUNUS'um yürüdü.

3 Şahin yüce dağlarda yuvasını kurar, niyette bulduğuna yorar. Olumu serttir. Niyetten değil, kayıtta yazıldığı gibi. Cürmüne ortak aramaz, kimsede kendini bulmaz, Cem'den sorumlu olmaz. Öyle oldukta, sorgusu yargısı kendindedir der, kendi kendine sorar.

4 Doyanın lokması büyük, bakanın görgüsü küçüktür. 'Ne demek?' dendi. Doyanın yiyeceği olmaz elbet. Bakan lokmayı küçük görür, umudu büyüktedir. Ozandan sorsanız, 'Dünya?' deseniz, boşluğunu söyler. Dünyanın boşluğu, kulun taşlığını giderir. Öyle oldukta, dünyanın boşluğu değil, hoşluğu diyelim, kendimizi dünyada eğitelim. Hem eğitelim, hem öğütelim, hem öğüttüğümüzü dağıtalım. O zaman benlikten sıyrılırız. Nimet dünyaya geliştir, ziynet dünyayı biliştir, kıymet dünyada oluştur, dünyayı buluştur, dünyada uyuştur, öylece dönüştür. 'Can ile savaştım.' diyenin savaşı nefsinedir. Nay nefes alır, ses verir.

5 YUNUS'um der ki: "Misafir candan, yolum CANAN'dan olsun. Her duyan gelsin, sesimi alan bilsin. Kayda gerek yok, olana olduğu gibi uysun."

6 Olumu gelişten bilen, bildiğini verendir. Sırtına yük alan, kaldırdığı kadar alır, kaldıramadığı kalır. ALLAH'ım kuluna kaldıramayacağı yükü vermez.

7 Yaprak dalda, çiçek yolda, meyve halde bilinir. Çağlayan suda sadece sese kulak verilir, sesten umut beklenir. Seste değil, olan akıştadır. Yerden aldığın sana, daldan aldığın bana mı kalır? Elbet yerdeki de daldaki de senin. Sadece verdiğim benimdir, benim aldığımdır. 'Aldım veresiye, sevdim ölesiye.' diyene sözüm. ALLAH'ım senden RAZI olsun, 'Kapımız cümleye açık, gelenin yoluna dursun.' denildi. 

8 'Cahilden alamam, alime veremem.' diyene de ki: İlmin kaydı yok, 'Nerden vereyim?' diyesin. Cehlin şartı yok, 'Neyi alayım?' diyesin. Duyan ne kadar cahil olsa, duyarlığını verir, sevgisi gönlünü yönetir, AŞKI cümleyi donatır. (Duymak nedir?) Duyan, bilmeden uyandır; gördüğünü bilmeyen, bildiğini çözmeyendir; AŞKI ile dönen, AŞKI'nda kainatı bulandır. Ne var ki, bulduğunu bilmeden uyandır.

9 'Her yaprağı açtıkta göreceğimiz hayırdır.' diyelim, gelecek yaprağı düşünmeyelim. (Kehanet üzerine) Gelecek yazılmıştır. Görmeyi dilemeyin. 'Öreceğiz, ördükçe göreceğiz.' deyiniz. Kuşak belde, yumak halde, ördüğün sende. Gelenin oluşu günde çözülmez. Çözülse sevilmez. 'Neden?' dendi. ALLAH'ım kuluna yazdığını gününde bildirir, gününde sevdirir. Doğramayı başlarken bilirsin, bittikte görürsün. Arada olanı, günden güne oyarsın. Kulun ömrü de budur. Ağaçtan kesilir, doğrama misali yontulur, kapıya pencereye oturtulur. Olduğu, yerini bulduğu zaman güzeldir. Kulun doğuşu da öyle değil mi? Doğar, yetişir, itişir, her olaya katışır. Yerini buldukta, gayeyi bildikte; oluşur, bilişir. Miyyar odur, yerini alıştır. Değer ne saray kapısı, ne kulübe kapısı olmaktır. Sadece kapı olmak, olduğu yerde yerini bulmak. Yanan da yerindedir, basılan da, tavana asılan da. Her var olanın yeri vardır, değeri vardır. Her hizmet, en değerlidir, ölçüsü olmaz. Ölçü, kendini bilendedir, VAROLAN'a uyandadır.

10 'Uyuyan nedir?' dendi. Oymayı bilenin oymadığıdır, VAROLAN'a uymadığıdır. Elbet ÖZ'ü, gönlündeki gözü. 'Misafir yerinde mi?' diyene sözüm. Serinde olsun, duyandan gelsin, ALLAH'ıma emanet olsun.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH