25 Nisan 1977

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yüz göz gönülden olsa, her kulu VEREN'i bilse, olanı olduğu yerde görse; aydın denilen günde olunur, huzur öyle bulunur. Cümlenize selam olsun, her alan bilsin, kainata kapısını açsın, yerde toprağı, dalda yaprağı görsün.

2 "Güzellik; el ele olanda, cümleyi sevendedir. Gönül ile aldım, güzel ile buldum." dedi, YUNUS'um söze girdi:

3 "Çam dalına diken deme, acı dediğin aşı yeme, sorduğun yerde durma, yalan diyenle helva karma! 'YUNUS adına geldim, adında sözünü bildim.' diyene üç sözüm var. Yanında olana. Darda olanı gördün, eline güğüm verdin. Unut onu! Serde olana uydun, yumuşak yola girdin, dönme; çağıranda, duyandan olma! 'Duyan, nedir?' denilir. Yoluna uymayanı, duyma! Yeniye yol açan, yerinde sözü bilene de ki: 'Duyan değilim, dayandığım YÜCE'dir.' Söze söz katma, yoruma geleni dağıtma; aydına yol aldın, karanlığı unutma! Elbet geçer karanlık.

4 Niyetten alınan, söz ile bağlanan; günde yorulur, gelen günde karılır. Gedik açılacak! 'Karanlık olanın yargısı, nasıl açılır kaygusu?' denilir. Karanlıkta olana de ki: 'MEYDAN açılacak, konu deşilecek, gelen güne şaşılacak.' "

5 NUMAN der ki: (HACI BAYRAM VELİ mi?) EYVALLAH. "Yargıya, NUMAN'ın olduğu yerde bakılacak. Kayguyu silelim, hak, HAK ile beraber olanındır bilelim. Sevgiye tekme, gönlünü yıkmadır. YUYAN elinde, HAK gönlünde. Yanında olana. NUMAN, günün yorumuna, yanımızda olanın sorgusu karışır; gönlünde, gelen giden çatışır. Ayır, gelen gideni."

6 YUNUS'um der ki: "Sözde ÖZ'de bulalım, dizde izde silelim. Dağdan aşan, yoldan koşan, seninle midir? Elbet! Şüpheni silesin! 'Doğduğum gün' dedikte, dünyaya gözünü açtıkta, gördüğün; ne yoldur, ne hal. Kainatı bildikte, çirkini güzeli bir ettikte, 'Doğuşum odur!' derim. Güzel nedir, çirkin kimdir? Gelenin yorumu, bağlamaz kolumu. YUYAN nedir bilirsin, duman neden sorarsın? Doğuşu bildi isen, nasıl güzel çirkin ararsın? Gerçeği bulalım, hataları silelim, hep güzeli görelim. 'Olaylara rağmen mi?..' dendi. Daha önce verdik; denizin dalgaları güzel gelmese de özelliği vardır, kendi kendini temizler. Olaylar budur. Dağdan taştan akıp gelen, çöpünü de temizler. Kar denilir, buz sanılır, dağlar dahi öyle yıkanır. Denen, zahmet olan, RAHMET'tir. 

7 'Geleni gideni almazsam, olanı biteni sormazsam, olacağa gönül koymazsam; yolumu nasıl bulurum?' dersin. Elbet soracaksın, ne var ki bal ile biberi karmayasın, 'Güzel mi, çirkin mi?..' sormayasın! Her yaratılan güzeldir, hatalı olsa bile. 'Huyun çirkini?' dendi: Öyle oldukta, söze söz katmayız, elde olanı dilemeyene atmayız, 'Almam.' dediğini satmayız, öyle olduğu zaman huyun çirkinine dahi bakmayız.

8 Düzelir dediğimiz yerde düzelen, sadece HAKK'a yönelendir. Yönelmeyene; ne söz gerekir, ne koz, ALLAH'ıma havale edilir.

9 Genişlik görülecek. Diliniz döndüğünce, gönlünüz yettiğince söyleyiniz, seviniz! Yayılacak, dayanışma gerçek yüzünü gösterecek.

10 Doyumsuzluk, uyumsuzluktan gelir, kumun olduğu yerde elbet kuma gömülür. Onun için, BİR'liğe uyalım, kum misali dağılanı toplayalım!

11 'Görgü kimde?' derseniz: dolanda, bilende, sevendedir. Kuru ağaç yakılır, kuru yaprak dökülür, toprağı RAHMETİ yağdık ta ekilir. Bekleyiniz olacak, güzel, güç olanı yıkayacak. 'Güzel, güç olanı nasıl yıkar?' dendi. Güzel olan, BİR'liği bulandır; BİR'liği bulan, cemiyete uyandır; uydu ise sevendir; seven, güzeldir; güzel çirkini yok eder. 'Gününü karanlık geçirir.' denilene, de ki: 'Gün doğacak, saydığı gün gelecek. Gücünü aşmaz, yanılıp şaşmaz, yemediği aşa el uzatmaz, olanı olmayanla aldatmaz. Elbet aşacak, gelecek konuşacak. Yanında olana. Selamım ona olsun, senden iletilsin." dedi, YUNUS'um selamladı.

12 Benim gibi hür olsun, adı gibi çağırsın, 'AŞK'ım!' diye bağırsın, selameti merhamette bilsin! Hamuru, öyle yoğurulmuştur.

13 'Çaydan aldım, dize durdum, suyun akışından bildim.' dediğin; günde aldığındır, yerden gökten gördüğündür. Sahipsiz kalan olmaz, söze düşen bilmez. 'Söze düşen nedir?' denildi. Sözün değeri; gönül kırmayandadır, 'Gönül kırmayan olmaz.' diye yormayandadır. Sözümüz, 'Gideyim.' diyenedir. 

14 'Dolu olanı gördüm, boş olanı derdim.' dediğin, günde uyduğundur. Söz ile veresin, dumanı gönülden silesin, YUNUS'um elde dildedir bilesin. Kundak dumana yol vermez, şüphe asla silmez. Şüpheyi silelim, dumanı öylece dağıtalım.

(Resim verildi: RABİA SULTAN)

15 'Gedik açıldı.' dedik, daha önce verdik. Yoğun çalışanın yargısı, 'HAK!' diyenin sorgusu gönlümüzdedir. Resim sorulur, RABİA HATUN. Güçlük geçilir. Engin denilir, güzele dönülür, yamalar yer bulur, açık yerler kapanır, çirkin denen örtülür. RABİA sultan denilir, yavrunun yardımcısıdır. Yüzde açık görülen, yavruya benzetilendir. 

16 "Doyum, uyumdur. Saz ile söz ile vereceğiz, cümleye AŞK'ımızı duyuracağız. Duysa duymasa uyacak, uydukça doyacak, o zaman uyumsuzluk silinecek. Günün yorumuna gelendenim, RABİA."

17 Esen yelden, taşan selden kaçmayız; iten ile, dürten ile düşmeyiz; ALLAH'ıma dayandık, korkuyu bilmeyiz. 'EYVALLAH!. diyelim, YUNUS adına gelene, YUNUS misali selam diyelim. 'YUNUS misali selam nedir?' dendi. YUNUS'um dalda gördüğü kuşa, çiçekte gördüğü kelebeğe, arıya 'Selam olsun!' der, elini göğsüne koyar.

18 Yeğdir solan yaprağı bilelim, solan yaprakta dahi HAKK'ın tecellisini görelim, solan yaprağı bile incitmemeye çalışalım. 'Öyle oldukta, birbirimize alışalım!' diyelim, her gelene elimizi verelim, elini vermese de sevelim. sevmese de sevelim, sevmeye mecbur edelim!

ALLAH'ıma emanet olunuz.

Sağdan soldan selamet dileyelim.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH