25 Nisan 1977

MEVLÂNA’yım ben!

1 Huzura varıldıkta, 'HAK verdi.' denildikte; olanı olduğu, seveni bildiği gibi görelim. ALLAH'ım kulunu hatalı hatasız sever, olanı olmıyan ile dener. Olmıyan olana hizmette, sanılmasın yalnız olan kıymette.

2 Yuvanın yerine, güzelin serine bak. Yeri yolu güzel, niyetini deme gazel. Sahilde gezer suda yüzer, gün gelir cemde canı sezer. Müsterih olasın, olanı olduğu gibi sevesin.

3 Görgü, sergide yol alır. Sergiyi bilmiyen ne gelir, gelse ne verir? 'Olumlu yol alan, yalnız bildiğini bilen.' dersen yanılırsın. 'HAKK'ı dilesin, yeter ki dilediği yol götürsün.' de, 'Yolum yolun olsun!' deme! Unutma sevendendir, seveni bilendendir. 'Çağrıya uyar mı?' denir. Her kulun ALLAH'ımı bilişi aynı olsa da, görüşü aynı olmayabilir. Ona de ki: 'Yol açılacak; üç öğütte alırsan, kayguyu silersen. Bir, dağıtma! İki, satma! Üç, sesini yükseltme!' YUYAN misali dedik, yoğun çalışan ile verdik.

4 Satıhta okunur, satırdan çıkarılır; bağlı olmasa dahi, güçlüğü kendinden çıkarır. Gününün yargısında olumun kaygusu vardır, dar olan kainat değil varolanın yargısıdır, bilen bilmeyenin sargısıdır. Bilendensin, sargı elinde olsun. Sargı; bilenin, bilmeyene hizmetidir. 'Gücümüz yeter mi?' denilmesin! HAK dilinde, HAK gönlünde oldukça, gücünün yetmediği görülmez; yetmese, vazife diye verilmez. Çağır gelsin, dönüp baksın, dağılanı toplasın. 'EYVALLAH!' diyelim, sözümüzü bağlayalım. Vazife verildikte; kul her günün bitiminde kendi kendini yargılasın, yaptığı ile yapmadığını düşünsün, yediği lokmayı aç ile paylaşsın, paylaşmadığı gün kendini suçlasın. Vazife, yalnız eğitmek öğütmek değil; dağıtmak ta kulluktur, kuluna yolluktur. Daha önce verdik; 'Söze söz katma, dağıtandan olma!' dedik. Dağılan fikir olmasın, düşünülen toplansın, karara bağlansın, şüpheler silinsin. 'Ne olur?' denmesin! Dedik; NUMAN eldedir, NUMAN yoldadır, seven ile haldedir. Daha önce verdik, üç sözümüz var dedik; kayguyu silelim, Güneş'e dönelim, dağılacak bulutları görelim. ALLAH'ıma emanet olunuz. Ay'dan alanın, Güneş'te vereceği; ancak, gündüzün geçeceğidir.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

MEVLÂNA'yım geldim!

5 Gittiğimden değil, döndüğümdendir, suyun dolduğu yerde olduğumdandır. YUNUS'um ile geldik, gelişte ÖZ'ü bulduk, anında söze girdik, cümlenizi gönülden sardık.

6 Yolumu sorana, yerimi arayana sözüm; yerim gönüllerdedir, arayan hallerdedir, aranan yollardadır.

7 Dünyanın düzeni; dağıtır bozanı, eğitir seveni, öğütür döveni. Kahreden olunmasın, zulmeden yanılmasın. Zulüm; zalimin silahı ise, alimin elinde kitap olur, sevenin kitabında zulüm silinir. Ayağını vuran, tekmeyi savuran, sanılmasın gün bilir. Öğütenin taşına, dağıtanın düşüne söz olmaz; kimsenin ettiği, kimsenin yanına kalmaz.

8 Suyun dolduğu yerde dedik, öyle söze girdik. Su nerde dolar? Çeşmenin akanına, AŞK'ının kökenine bak. Geldiğin gün sayandan olasın, çevreni doğduğun gibi göresin. Gerçeği bildiğin, gerçeğe uyduğun görülür, el ele verilir. 'Uygun mudur?' denilene sözüm, duygundur.

9 Sorulanı sorduk. 'ALLAH'ım RAZI olsun. Dile aldı, gönüllere verdi.' dedi, niyaza girdi. 'Çoğalır mı?' dediğin, sözü ile girdiğin; elbet çoğalacak, ayağına sanılmasın ip gerilecek. ALLAH'ım RAZI olsun, gönülden aldığın gönüllere dolsun.

10 Karşımızda olanın sorgusunda, denilen gibi geldi. Karşımızda olana. Duyandan gelse, uyana verse, söze düğüm atılır. Öten kuşun sesinde, görülen değil, duyulan vardır; sudan gelene, genişlik verene, söz niyaza bağlanır.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH