|
21 Eylül 1977 Manisa MEVLANA’yım ben! 1 Gözden sözden veren özden alandır, her olayı güzel görendir. (Gözden sözden veren kimdir?) Hal ile uyan, uyandan alan. 2 Sorumsuzluk, bilimsizlikten gelir. Koruyana yer vermeyen, koruyana göz
atmayandır. Olumsuzluk denildikte, kayda nokta konulmaz. Sovan ile bal nasıl
yenilmez ise, soyan ile sayan elbet bir tutulmaz. Ne var ki, soyanı Allah’ıma havale
edelim, sayandan uyumlu hali alalım, suyun aktığı yerde gelenlere selam
diyelim. 3 Örs ile vurursan, hırs ile dürersen; geçici övüntüye kayıt alırsın. 4 “Yoğurt yesem sözüm desem, her güzele nokta koysam” dedi, YUNUS um söze geldi: Bostan toprağa gömülür, gömüldüğü yerde büyür. Olumu toprak ile güneştir. Demiri ele alsak, şekilde halini bilsek, uyumu ateştir. Kimi güneşte, kimi ateşte oluşur, konuk sevgide buluşur. Genişlik sevgi ile başlar, aşk ateşler. Oluş, küle dönüştür. 5 Cepheye gidene sorarsan, ‘Vatanı kurtarmaya’ der, kendinde kurtarıcı vasfını bulur. Elbet yanılma yok, ne var ki kainatta nokta çok. 6 Duyan bilenden sayılır, bilen görene el verir, gül ile bülbül misali.
Duyan manaya gönül verendir. Bilen mananın şekline girendir. Gören
çeşitte eşit arayandır. 7 ALLAH’ım düzeni çeşitte verir, kul düzeni eşitte görür. Güzel olan, çeşittedir. ‘Eşitte olan hatalı mı?’ derseniz, kul yönünden elbet değil. 8 Yapıyı eşit bölseniz, her katını aynı görseniz, elbet sevimsiz bulursunuz. Olumsuzluk, düzeni değil yozanı alkışlamadadır. 9 Kayıtta yumuşak seçim olmalı, yerini bilene yorumu vermeli. Kahir (pek üstün, ezici) yorumda, duyana yer verelim. Keyyam, kusurun örtüldüğü, yasanın aşıldığı durumdur. 10 Körük ile gidene, duvarı siper edene diyeceğim şudur. Dayandığın YÜCE olsun, söndüreceğin ateş. Yangın yayılır, körükleyeni de sinesine alır. Derdest olalım, elele verelim, siperde olmak gerekirse, ALLAH’ıma sığınalım. 11 Saygın, soyun temelidir, yargı hükmün eseridir. Kerevet derdest ederse, şilte sırta değerse, seyrinde düzen bulunur. ‘Yorum?’ denilir, vergimiz yargılanır, sohbet gönülden dilenir. EYVALLAH diyelim, sohbete girelim: MEVLANA’yım ! 12 Gelişimiz görüşümüz, elbet yenide değil. Anıldığımız anda, sevildiğimiz her yanda. Yuvanız yoruma yol alır, her güzel gönülde özelliği bulur. Gönül kapısı uymayanda, el elde olmaz, gönül dilden vermez. ALLAH’ım razı olsun, sevende dilenen tecelli etsin. 13 Kucak açılıanda, seyir güzeldir. Güzel görmediğin bil ki gazeldir. ‘Her olan güzeldir’ dersin, güzeli öyle çözersin. ‘Yazıyı alayım, güzel günü bileyim’ dediğinde, uyum görülür, sepet atılır, sedef seçilir. 14 Yoldan halin sorana, çoklukta zorluğu bulana de ki: Değişene göz atalım, döğüşene değil; sevende bulalım, sürende değil. Katık ile savaşan sertlikte yumuşar. Cebr’etmeyen, zümrede bulduğunu, sabretmede kaybetmesin. ‘Nasıl?’ denidi, sözcüsü yorumu verdi. 15 Hayır denileni bilsin, önce uyuma girsin. (Kim?) Uzak yolda olan, aynaya bakan, aynayı kendine değil başkasına tutan. Yapısı genişliğe uyar, ne var ki hep aynanın arka yüzüne bakar. (Nasihat kimin için?) Adanın büyüğünde olanı. (e mi?) EYVALLAH. Yorumda hataya düşmesin. Yumağın bittiği yerde doğuş vardır. Doğuşu bulana dünya dardır. 16 Koğuşta ses olsa, kendi sesi kaybolur. Doğuştan ses alsa, gönlüne kalbolur. Yapıya yapıcı olsun, taşa toprağa bakıcı değil. Yapıya yapıcı olan, taşın toprağın yerini bilir, öylece güzelliğini görür. 17 Dünya devri alem dünyasıdır, her an yenilenir. Eski olan yoktur, sadece varolan mevcuttur. Doğuş denilen, uykudan uyanıştır. (Canlar:
HAKK’ı bulmamız için yol diledik, rica ettik.) 18 Mesnevi’de sözüm oldu, günü geldi üzüm oldu, yaşananda gözüm oldu, gördüğünde üzüm erdi. O günde şişelere kondu, bugün şişeler size sunulur. Her gönülde alacak kase vardır. Kimi dardır, kimi boldur. Denir ki ‘Bendeki nice haldir?’ 19 ‘Bendeki nice hal?’ diyene sözüm. Hala dolmadın, öyle ise kasen
boldur. Olmasa gelmez, gemez de vermez, her bedene sürmez, her kulunu sarmaz. ‘Neden?’
denilir. Gelen, her bedeni sarmayı diler, amma her beden sarılmayı dilemez.
Öyle oldukta, vazifeli geldikte; sadece sarılmayı dileyene verebiliriz.
Kayguları silelim, eleleyiz bilelim. Ayrımız gayrımız yoktur, selam dilendikte çoktur,
çünkü gönülleriniz her PİR’e açıktır, her yolda geçiktir. 20 (PİR şeyh
mi? Kullara mertebe yolu açar mı?) Asla! Her kul kendi kapısını kendi
açar, her kapıdan kendi geçer. Daha önce verdik. Oluş, ne sözde sazda, ille
de ÖZ’de. HAKK’ın rızasıdır. Sözün kısası RESULÜ’nün halidir, alacağın
VELİ’dir. Olacağın ÖZ ile bulacağın haz ile. 21 Sevgide ölçü alma, şekile talib olma. Şekil bağlar, yolun eyler, gördüğün dağlar. Sevdiğin dalgalar seni aşka götürür. Bin pulunu sattırır, bir puluna yettirir, BİR’liği Erlik’te gösterir. Bin pulunu sattırır demekten maksat; pulunu esir al, puluna esir olma. 22 Yağma, Erlik’te bırakmaz. Yağmadan maksat dağıtan değil öğütendir, öğüteni eğitendir. Öğütenden maksat, küçüğü büyüğe katandır. ‘Nasıl?’ denilir. Değirmene gelen buğdayı elbet tane ile öğütemezsin, ne var ki çuvalı da tanelere katamazsın. Buğdayı taş ile öğütürsün, su ile eğitirsin, fırında pişirirsin. O halden geçildi, sergiye konuldu, yenilene sunuldu. ALLAH’ım razı olsun. 23 (‘Gönül
genişliği?’ sorusuna.) Genişleyen, kaselerdendir. Elbet
alışa uydukça, verişi bildikçe genişlemeyen kase yoktur. 24 Dileğine uyanı, yolunda olanı, ‘Nasip kul’ denileni unutma. Niyazına verdiğine, şahidi olduğuma, gerçeği daha önce verdiğime yazılıdır. 25 Yargıda olana de ki: ‘Uydum, duydum, niyazıma geleni bildim, şükür dedim.’ Yorumda hata olmadı, sebep kuşlardan sorulmadı, yazılandan öteye varılmadı. Olacağa uyacağız, HAK ADI’na verileni bileceğiz, elbet geleceği vereceğiz. ALLAH'a
ısmarladık.
|