23 Eylül 1977 (Konuk: Hanna f)

MEVLÂNA’yım ben!

1 'Göz ile almayı, ÖZ ile bilmeyi denedik, olayda duyanı sınadık.' diyene de ki: ÖZ'de olanın gözden verdiği bilinir. Cümle sevgi ile selamlanır.

2 Gelmeyi deneyene, yumuşak yolu vardır, bilindiği gibi sevene dünya dardır. 'Kanat diledim uçayım, yaprak oldum göçeyim, gazel oldum düşeyim.' dersem, elbet olumu yazarım.

3 "Kanat ile gelmedik, yuyan olduk bilmedik." dedi, YUNUS'um söze girdi:

4 "Gör görebildiğince, gez durabildiğince, ver kurabildiğince. 'Yeter.' diyen olmaz, suya gelen kalmaz. Suyun vergisi değişenden değildir."

5 Kucak dolusu sevgi ile gelenin gönlünde olanı verdik. Daha önce resim ile sevgisini yaydık. PİR SULTAN ABDAL'ın, MERYEM'in, SENT MİŞEL'in resmi gelene çizildi, üç kanalın suyu açıldı. Kuracağız dedik, duracağız demedik. Yazacağız dedik, kalacağız demedik. Yazımız açılacak, bütün verilecek. Ne var ki, kesin karar almayacak. Görgüde hataya düşmeyelim.

6 Düzeni verdik, 'YÖNETEN.' dedik, yapıya talip olanları sorduk. (Kırk birler mi?) EYVALLAH. EYVALLAH. PİR SULTAN ABDAL yardımındadır. 'Soylu.' dedik, daha önce verdik. Geyik misali yol alır, sanılmasın boynu bükük kalır.  

7 ABDAL sözü aldı, 'Soylu.' denilene güldü-güldü: "Yaya gider, soya güder, aydan güneşi sorar. Soran elbet bulur. Soylu misali, kaygusuz kalır. Gerçek onda mı, bende mi? Gerçek, arayandadır. Çünkü arayan bulur. Yerde taş olsa, ayağı ile değil, eli ile kenara çeker. Taşta dahi incitmeyi öngörmez, sergide hatayı bulmak istemez. Verdiğimiz elde HAKK'ın ELİ vardır. Duran yorumdan uzak kalandır." dedi, yürüdü.

8 Sattığın meyva alanındır, verdiğin bilgi bulanındır. Ne var ki, sendeki senin, aldığı onundur. Bilgi satılmaz, devredilir, yayılır. Dileğimiz odur ki, yayıla-yayıla dönsün, başladığı nokta ile bitiş, kainatı sarsın. Bitişten maksat; olumunu tamamlayan toplumda sevgi yerleşsin. 'Nasıl?' denilir. Seven yayarsa, sevilen yayılır. Sevenin yaydığı sevgisidir. Dört kişi, dört kişide kalmaz. ŞEMS misali olalım, buğday misali dolalım. EYVALLAH. Şah ile oluşunu, dost ile buluşunu oyunda noktalar, yayılanı geçitte aşar.

9 Doğuşu bilelim, gerçeği görelim. Ömürde açılan pencere her kula nasiptir. Ne var ki, YAZI'ya uyalım, bildiğimiz gibi olalım. 'Bildiğimiz yok.' denilmesin. Yıllardır verilenden alanlar, aldığına uyanlar yorumdan uzak kalmasın. Açılan sohbetimizde olumun erdiği görülür. Görüldüğü günde vazife verilir. Daha önce verdik, 'Yoğun çalışma.' dedik. Asla durandan olunamaz, beklenilen gün inkar edilemez. Her vazife alan aldığını, övünsün diye değil, dövünsün diye aldı. Dövünmekten maksat, koşunsun, dilenen yere taşınsın, çağrıldığı yerde bulunsun. 'Vazife.' denildikte, burdan oraya veririz. Ordan oraya nasıl veremezsiniz? Verilecek, derilecek, yoğun çalışmaya girilecek. Unutulmasın, bekleyen çoktur. Her dileyene denilmesin 'Elde yoktur.' Olmayan toplansın. Aynayı ele verdik. Yazdık-yazdık, sohbet sofrasını açtık. 'Daha genişleyecek mi?' denilir. 'Cümleye.' dedik, zümreyi vazifeli saydık.

10 Doğan doluya, duyan beriye gelsin. Her kulu sevgi ile her yaratılanı sarsın. Söz söze katılmaktan uzak kalsın. Seyrine katıldığın her olayda güzellik belleğin olsun. ÖZ'üne kaydet demektir. Küçük, doğana diyelim fakir olana değil. Büyük, alim olana diyelim zengine değil. Cümle  sevgiliye selam olsun, sevgide her kul kendini bulsun.

(Resim verilir.)

11 Yapıya taş, sevgiye baş denilir. SEN JAN sevgisini iletir. "Yapıda emeğim olsa, sevgili olup dile gelse." dedi, cümlenizi selamladı. "Sevgim onlar ile, onlarda kainat ile dolu. Seven sevilen her kulu, dayanandan olsun, dayandığını bilsin." dedi, resmini verdi, yürüdü.

12 ALLAH'ım ondan RAZI olsun, ALLAH'ım cümlenizden RAZI olsun.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH