14 Kasım 1977

(Bu tebliğin baş tarafı özgün defterde eksiktir)

1 YUNUS'um sözü alır: "Her dileyen sohbete girerse de, gayede birliği bulanlar, 'Yardımcı olayım ALLAH'ım' diyenler, sohbette yerini bilenlerdir. Yolumuz yorumdan uzak kalmalı, verici olanda önce mahzen misali sırlamalı. Dağıtıcı odur ki, sırlanmışı oldukta açsın; eğitici, ermiş üzümü sergiye yaysın. Geçmiş gelecek orada birbirine bağlanır. Sırlandık ta, yeniye sunulur. Mahzeni giren bilir, sırlanan görür. Sırlandığı günde verici olur. Sarhoştur, sarhoşu bulur, meyhanede birliğe mal olur. Meyhane, sarhoş olmayanın geldiği, sunulanı aldığı, anda sarhoş olduğudur. Ne var ki elbet sarhoş olmak için gelir, niyeti öyledir. Kimi kendini bulmak, kimi kendini unutmak. Netice aynıdır. Kendini bulan VEREN'i bilir, kendini unutan yolunu alır. Unutandan maksat, gaileleri silen, derdini atomlara bölen.

2 Ateş olmadan yanamazsın. Alev-alev yanmadan, kendini bulamazsın. MEVLÂNA'yı unuttun mu? (Siz niye önce ah çektiniz?) Derdimi atomlara bölmek için. Her kulun bölünmesi bir olmaz; her dileyen PİR olmaz. Çünkü, dilemek için uymak gereklidir. Şişede köşede aradığını, dumanda taradığını düşün. Neyi aradın, nerde buldun?" 

3 Ayağında meydan tozu, gönlünde RESULÜ'nün hazzı. "YA ALLAH!" dedi, EBUBEKİR resmini verdi:

(Resim verildi: HAZRETİ EBUBEKİR)

4 Gelen akımın suyundan yükümüz verdik, seyrinde güzeli gördük. EBUBEKİR ÖZ'ünde, dünya silindi gözünde, RESULÜ sevgisinde "Su başına gidelim, resmimizi verelim." dedi, selamını iletti. “Saygılı oluşumuz, Sevgili'yi buluşumuzdur. Sevgiden maksat, O'nu, O'ndan geleni bilişimiz, kadere EYVALLAH deyişimiz.  

5 O BİLİR, O GÖRÜR, O SEVER, O SEVİLİR, O'nda SELAMET, O'ndan VELİLERE keramet.

6 Yoğun çalışma denilen O'dur, O'ndan gelendir. YM diyelim, yükümüz ile yapıyı kuralım. Yükten maksat, AŞK'ımız. Günde zorlayan, gelende huzuru bulduran. ALLAH'a ısmarladık.”

7 Sıyrılmak birden olsa, yıkım olurdu. Hiçbir kul, hiçbir kulun inancını değiştiremez. Ne var ki, 'Yerim budur!' diyen, kendini saklamaz. Sözler ÖZLER, cümleye açık oldukta, gerçekçi olur. (Pekiyi, neden ikimize ait gizli bir defter istediniz?) Günde sırla denilen senden istenilen, ayni değildir. (Bu dizeler özgün defterde silinmiştir)

8 (BEYTİ DOST İSA mıdır?) Gelen varlık açık verdi ise, verdiği gibi denilir. Eğer İSA ise, ya da MUSA ise, neden açık verilmez? Dedik, gizli eller, gizli diller, vermez bize gizli yollar. Günde sana verişimiz, sana olan sohbetin, sende kalması. Günü geldiğinde, senin dışa döndüğünde açıklanması. Seni, biz açıklarız. Ne var ki, sen seni açıklarsan 'Yolsuz!' denir. Senin dışa dönük vazifeye başladığın günde, adımız anılır, yardımcı olduğumuz bilinir. Çünkü, elde delil görülür. Yazacağın kitabı, gerçeği verecek, yeni'de her okuyan çözebilecek. Alışılmış konu, asla himmet görmez. Yaşamak değil, her okuyan yeni öyküye girecek, kalıptan sıyrılacak.

9 Güne kadar gelen kalıp-kalıp sabun gibi, elden ele dolaştı. Günde kalıp, gerçeğin dışında kaldı. Günde, kul 'ALLAH'ım!' dediği zaman, aldığı nefeste, içtiği suda, yediği aşta bulmalı, doyuma öyle girmeli. Geçen, 'ALLAH'ım verdi yedim.' denilirdi. 'ALLAH'ım ile yedim, ALLAH'ım verdi.' denilen, ayrıda birleşilen, 'Beraber yedim.' denilen, kaynaşmış olan. EYVALLAH diyelim.

10 ALLAH'ım sesimizi her zaman aynı duydu. Ne var ki kulu, O'nu uzakta bildi. Delilleri devamlı veriyoruz. (Kıyamla ilgili mi?) EYVALLAH. 'O'ndan geldik, O'na döndürüleceğiz!' denilen, KIR'AN'da da verileni, YUNUS'um verdi. Gönüllere aktarılan, şarkılarda türkülerde söyletilen, dileyenlere rahmet-rahmet yağdırılan budur. Elbet gerçekleşecek. (Ölümsüzlük mü?) EYVALLAH. Günün yorumunda, dünün sesi oldum, bugün söz ile verdim. Gerçeğin aynası. Ayna misali olacaksınız. Doğum ile ölüm, ilim ile bilimin anahtarıdır. (Doğum ve ölümün sırrını mı çözeceğiz?) EYVALLAH. (Nasıl?) Bekle gör. Her kul, layık olduğunu bulur, dilediği günü görür. 'Ben kimim?' demek, ayrıya düşürür. Genişlik aynada görülür, her kul göründüğü gibi bilinir. Ne var ki, çeşit-çeşit libas ile örtülür.

ALLAH'a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH