|
6 Aralık 1977 MEVLÂNA’yım
ben! 1 Yeryüzü denildikte, çok
yere bakıldık ta, her ocak yakıldık ta; şarkı türkü söylenir, kader öyle
bellenir. 'YAR!' deyip ağlamayan, AŞKI ile gönlünü dağlamayan;
ne arar, ne sorar. 'Nerden gelir, nereye gider?' dersen; her bilen yoldan
mıdır, her gören halden midir, arayan beden midir, sürüyü güden midir?
'Geldik.' diyelim, bildiğimize şükredelim, niyazımızda O'nu analım!
Her anışın, elbet niyazdır! Demden deme geçilir, günler öyle aşılır,
sanma yolsuz koşulur. Her koşan, bilendendir; her aşan,
bulandandır. 'Sarp kayalar aşılmaz.' diyene; 'Kuş olur aşarım,
balık olup denizi geçerim!' diyesin. Çünkü niyet; kayaları aşırır,
deryaları geçirir. MEVLÂNA'yım! 2 Yerim bellidir, sevilen
ağaç dallıdır. Duman almayalım, bilmeyene geçit vermeyelim! Demirde güç
var ise de, ele gelmeden, ateşi bulmadan şeklini almaz. Zorluyu,
'Yolum.' deme. Genişliğe açıldın. Seyrine düşülen her olayda,
düzenini bulursun, geçmişe gülersin. Dayanmayan, bilmez. Çerçeve dar gelir
diye atmazsın, geniş gelene bakarsın. Yerimiz öyledir, günde çerçeve dar
gelir. 3 OSMAN der ki: "Göz
ile gördüğün, ÖZ ile ördüğündür; el ile verdiğin, gönül ile
sardığındır." 4 Kemer dar gelse, 'Belim
geniş.' demezsin, hatayı kemerde ararsın. Hata; ne halde, ne kemerdedir,
kemeri dar alandadır! Olaylar da öyledir, ne yarda, ne serde; sadece
yanılış, sorudadır; yahut yanılış, görüştedir. Doğum ile
ölümde gerçeği buluruz da, olayları niye tararız, hatalı hatasız ararız?
Görüntüyü almakta, güzel bulmakta; kendimizi eğitelim, dumanı
dağıtalım, katı gelene su katalım. 5 Meyvesinin
oluşu, ele gelişidir MESNEVİ. Ona de ki, -adı, adıma denk
gelene- ; dünya günümde tohumu ektim, günde meyvesini toplarım, her dileyene
sunarım. ŞEB-i ARUZ'da, yazısına adımızı katsın. 'Yedi yüz yıl önce
ektiğini, bu gün biçen.' desin, günümüzü öyle versin! Anıldığımız,
günde dünyaca sevildiğimiz, açıktır! 'Yazı, konum değildir.' demesin.
Adını vermesi gereksiz! Yazının kimden geldiği değil, nerden
geldiğidir önemli. Bir gün versin, günlük yazı ile. Yerimizi değil
yolumuzu, cümlenin aradığı sevgi hakkındaki fikirlerimizi. 'Günde, yedi yüz
yıl sonra; bağdan üzüm toplar, şarap yapıp, mahzende cümleye yayar!'
desin! Yedi yüz yıl önce bağ idi kırdığım, üzümünü sevdiğim,
mahzene sırladığım. Günde geldim, mahzenin kapılarını açtım; demesin
'Nasıl olur, şaştım?' Şaşsan şaşmasan sunarız,
içer-içer AŞKI ile yanarız, kuş misali daldan dala konarız. Bilen
bilmiyen demez her seveni sararız. AŞKI'na döneriz, AŞKI ile yanarız,
yandık, küle benzeriz. Günde varım, veriyor isem, inkar edeni dahi görüyor
isem. Dediğim, yazı ile verilsin. Evet. 'Varlığını bilenlere
selamıdır.' desin, gelişimi bildirsin! Adı, adıma denk gelene.
Gerçeğin açıklığı, günü geçse de bilinecek, güzel ile bölünecek.
ALLAH'ıma emanet olunuz. 6 Oku. Okuduktan
sonra sohbete girersin. Göynek açar. Denetlemek için.
Evet, kendini. Belli yerden alır dağıtır. Kesiflenmiş akımı
dağıtır. 'Dumanı dağıt!' dedik ya. 'Genişliğe açıldıkça,
çerçeve dar gelir.' deme. Senden gelen, sende düğümlenendir. Şehit
de olsa, şahit de bilse; mecazi manayı alacaksın, yoruma öyle gireceksin.
Şehitlikten maksat; ölmek değil, olumu vermektir, olumda sesini
duyurmaktır. 7 Güneyden kuzeye dönüşen her olayda, doğu ve
batının yeri mevcuttur. Yapıda aranılan, isim değil, güçtür. Yerini
bilmeye değil, almaya çalış! Gerçeğin okunduğu, gelen günde
dokunduğu görülecek. Gönülden aldığını, kaleme iletsin. Yerini
almaya, kendini bulmaya, günde çalışsın. Gelen, HAK'tandır. Yerini vermese
de, yoruma günde değil, gelende girersin. ALLAH'ıma emanet olunuz, her
olayda düzene uyanı bulunuz. Sabreder, beklerdim. 8 Bedeni dünyada görürsün, bizleri sadece seversin. Denk
gelen her olay, dengesizliği siler. Korkuyu sil. 'Demirden.'
dediğim, odur. Geçmiş, geleceğe ayna olur; bilmiyen, elbet kendini
yıpratır. Sabır ile bekle, yaprağı atlastan göreceksin. Yaprak nasıl atlas
olur? Güzeli olaylara öyle örteceksin. Dedik ya, yaprağın atlas
olduğu görülecek. 9 'Yerimi bildireyim.' diyen telsiz, yorumda olan
değil! Gemiden dağılan, haber ile yayıldı, verilen şaka ile
karıldı. Ne kaçan, ne kovalayan var. Yumuşak yol alan her kulu;
genişliği diler, elden ele, dilden dile aktarmaya çalışır. Cümle
kulların dileği barış ve sevgi olduğu için, elbet faydası olur.
Hiç olmasa, her dinleyene ve dinlediğini nakledene düşünme payı
verir. Elbet, hiç bir olay kendiliğinden olmaz. Daha önce verdik;
bildiğiniz manada yok. Kundak der açarsınız, olaylardan neden kaçarsınız? 10 Devrelerin katkısı. Yani senin almadığın, ne var ki,
katılmaya çalışan yayınlardır. Ne var ki, tarafımızdan nispeten süzülen
yazılar alırsın. Deneyen sizlersiniz, gönderdiğinizi görürsünüz. Uçan
daire denilen, dünyadan gönderilendir. Dünyadan gönderilip yarışa giren,
yarışta kalıp unutulan. Madene güneşin verdiği ışıktır,
kendi ışığı değil! Görmeyi dilediğini görüyor. Ne var ki,
her kanal er-geç HAKK'a götürür. 11 O kadar geniş
toprağa ektik ki, ancak yedi yüz yılda oluştu. 12 'Akım almamış bir RUH kalmaz.' dedik, daha önce
verdik. Denenmiş olmaz. Her kul gelir akım alır, öylece kendini bulur.
Günün yorumu, eskinin tohumudur. Eskiyi eker, yeniyi biçersin. Eskiden maksat,
toprağa atılan tohumdur. 13 Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?
Düşününüz. Cevabını üç gün geçende vereceğim. ALLAH YARATAN'dır,
bilinir. Sadece oluştaki düğüm, tavuk yumurta misalidir. Üç gün
düşün, cevabını o gün alırsın. ALLAH'a ısmarladık
|