6 Ocak 1978

 

MEVLÂNA’yım ben!

 

1 Güzel diye verdik, her kulunu ÖZ'üne çağırdık. MERYEM'in sözü ile günde açtık, görgüyü selamet diye seçtik:

 

2 "Geldim buldum, vazifede nefer oldum. 'Her nefeste hayat, her heveste hayal var.' dedim. Her gelenden sordum: 'Güne kadar aldığın nedir?' 'Soran kim?' dendi: Adım MERYEM! 'Aldım.' dediğine uydun mu? 'Uydum.' dediğin kadar oldun mu? Verilecek vazifeye talip olana sorum: Her hal ile uyar mısın? 'EYVALLAH!' diyen her kulu, halince hallenir."

 

3 "Oluşum gelişim ile değil elbet, yazıda bildirilişindendir." dedi, İSA sözü aldı:

 

4 "Kök ile bedende, sürüyü güdende aranan; körden sorulan mıdır, ölü ile diride bilinen midir? Verilen görevden, YAR ADI'na sevininiz! 'Görev aldım...' diye övününüz! Ne var ki, gurur asla!"

 

5 MERYEM sözü aldı, önce yönetimi alanlara sordu:

 

6 "Övgüye varacak görevden nasiplenenlerden sevince düşüldü mü? 'Denetimi görenler, huzuru buldu mu?' Vazifemiz, yenide verilir.' dendi, geçen güne örtü kondu."

 

7 'Aşacağım.' dediğin köprüde yağız at dilersin, gidişe öyle bakarsın. Vazifen, olduğun yerde, her geçen günde. Dinine uymasa da sohbetine gireceğin, yerden aldığını ağaçtan sunacağın günü bilesin. (c mı?) EYVALLAH! 'Nasıl?' dendi: Sohbetlerin, dini ayrı olanlarla geçecek, ne yerilecek, ne karılacak, her sohbette MEVLÂNA’nın şarabından sunulacak. Kayıtsız kalsa da, BİR'likte yargıyı silecek. Kardeşlik düsturu olacak. 'Başaramazsam?' deme! Geçen günde ektiğin tohum, bu günde yeşerecek. (Bu tebliğin teksire alındığı 26 Nisan 1983 tarihinden çok önce, c HAKK'ın RAHMETİ'ne kavuşmuştur.) j'ye de ki: Yoruma girdiği her konuda yoğun sisi kaldırsın; aldığı bütün bilgiyi, adanın büyüğüne her aldığı adrese göndersin. (İngiltere'ye mi?) Evet.

 

8 r, doğuda toplantıya katılsın. ('Bu toplantı nedir?' diye sorulur, bir can ekler: 'Diyarbakır'da yapılan toplantılar.') Yazacağımız sohbetleri oraya nakletsin. (Bundan sonrakileri mi hazır olanları mı?) Hazır olanlardan.

 

9 o doğudan batıya, her yönde aldığını iletsin. Tanık gerekmez. Güneş, her yöne ışığını gönderir, gerçeği arayana yönünü buldurur.

 

10 b'nin aldığı, tek-tek böldüğü, sohbetimiz ile kardığı, gayretinin üstündedir. Paris'te beklenen notu gecikmeden iletsin. Atmayı düşündüğü adımı, asla şüpheye düşmeden yürüsün.

 

11 'Gemiye geç kaldım.' deme, vazifenden asla ürkme! (Kime diyorsunuz?) Bir numaralı vazifeli. (t mi?) t. Gerçeği bildiğin günden, bilmeyenden kaçarsın. Vazifen, kaçmak değil, bildiğini olduğu gibi vermek. 'Nerden kaçtım?' dediğin bilinir. Din görevlisini dinlersin, bildiğine uyarsın. Bilmeyen din görevlisini uyarmayı vazife bilesin, yoğun çalışmaya öyle giresin.

 

12 f girdiğinden ayrı, bildiğinden gayrı değil elbet. Her oluşuma katılmak, her yaklaşımı arayıp bulmak, irtibatı kurmak görevin olsun! (2. görevli)

 

13 Üçüncü vazifeli, kayıtta verileni görür, bildiği yolda yürür. ALLAH'ım YARDIMCISI olsun.

 

14 Dördüncü vazifeli, 'Kaçırdığım fırsatlar...' demesin, kendini sorumlu tutmasın. Geçenden aldığı, gelene aynadır. İletici olsun. Her yönden arayanı sorsun, bulsun. Unutulmasın, bütün istasyonların en kısa günde  bağlantısı gereklidir.

 

15 f. (f 5. görevli) geçici her olayı unutsun, kendi dağında kendi buğdayını kurutsun. Ununu her dileyene dağıtsın. Yediden yetmişe aldığı görevde şahitsiz yoruma girsin.

 

16 Altıncı vazifeli aslını arayacak. Aradığı her yerde vergisi, sonsuz olacak. Kayguya yer yok. (a adını almış, Müslüman dinini kabul etmiş, ABD'li bir öğretmendir.)

 

17 Yedi ile gelenden, yedi dölden bilenden, aldığını verenden ALLAH'ım RAZI olsun. Ne var ki, daha uzun yoldan arasın. Çevreye vereni, çağırıp geleni her yönden aydınlatsın, şüphede bırakmasın.

 

18 Sekizin yargısında, şüphe gördüm sargısında. Şüpheyi kendinden atsın, her halde gönülden gönüle katsın. Çoğa değil aza baksın. Azda sükunet bulandan kendini sorsun. Huzuru buldukta, vereceği kapıcıdan kasacıya kadar bilir. 'Küçük büyük.' demesin, her gönülde YÜCE'yi görsün, her dostu BİR bilsin. Dönsün şaha selam versin, dönsün hamalın elini sıksın. Sevgisinden hepsine katıksız versin, öylece beklenen birliği kursun.

 

19 Dokuzda düzenin somut örneği olan kitap kârdır. (MEVLÂNA’dan sohbetler II'nin basımı mı?) EYVALLAH! Elden aldı, dilden verdi, kendi kendini vazifeli kıldı.

 

20 Onuncu vazifeli, 'Kayıtsız.' denilmesin! Selamımız olacak, dar geleni silecek. Doğuya katılana yardımcı olacak. Kayıtsız gelen, gönülden katılandır, her adımda göreve atılandır.

 

21 On bire bağlanır, günde eğlenir. Koğuş misali yerini buldukta, geleceği koğuştan başlar, kışlada yürür. Sevgiyi öylece oraya götürür.

 

22 'Cepte olanı gayrıya verelim.' dedikte, 'Hep geleni mi?' dediniz. Dağarcıkta olanın, günde YUVA'da her olanın tek-tek vazifesi kayıtlıdır.

 

23 n'de öğütten çok kayıt görülür. Gideceğin yola aldığınca götür, olduğu gibi ver.

 

24 'YAR!..' diyen her kula MERYEM'in sorusu gelir: "Aç ile aç mısın? Çıplak ile üşür müsün? Günün yargısına düşenler, fakir ile üşüyenler; dolaplarını açtıklarında utansa idiler, ne aç ne çıplak kalırdı! Sözüm cümle içindir, zümre için değil! Bir yaraya yüz kişi eğilirse, yüz kişi giyinir. Yüz dilim somun bölünürse, yüz aç doyurulur! Birbirinize nakledeceğiniz önce bu olsun! Yarışma, yardımcı olabilmede yapılsın! 'Gönülden alırım, gönülden severim.' denende, hakikat nerden nereye kadardır? Elbet her kulun nasibi bir yazılmaz; kimi az kimi çoktur. Çok olan az olana yeterince yardımcı olursa, sevgisi katıksızdır! 'Cumayı bekledik, hayrımıza hayır ekledik.' derseniz, gerçeği silmiş olursunuz. Çünkü hayır her gündedir, her yöndedir!"

 

25 n'nin vermeyi dilediği, çözmekte tereddüt ettiği kayıt, her dileyene verilsin.

 

26 Şakinin çizdiğini, şafağın çözdüğü bilinir. Vazifesi, yargısız aldığını yargısız versin. Soran her gençte, kendi RUH'unu bulsun. Adı ile verdik, 'Şafak' dedik. Yapıya 'Yıkık.' demesin, kurulacak düzende yerini alsın. Çevresine, 'Kendim alamadan nasıl vereyim?' diye şüphe ile bakmasın. Yoğun alacak, sedef misali verecek, vergisini sevgi ile süsleyecek.

 

27 Gemiyi bekleyen, günleri saysın, saydığı günlerde salıyı bilsin. Her sayfada gelene değil, geçene baksın. (Kime söylüyorsunuz?) ü'ye.

 

28 m, a adı ile, e, dengini bilsin. Üçünden vazife birliği beklensin. Çağırana değil, kendileri yola düşsün. 'Miras, MEVLÂNA’dan.' desin. Günde, vazifeli olanları veririz.

 

29 y'ye. Dini ayrı olanlarla sohbetini yapsın. (Hangi y?) Kumandan.

 

30 OSMAN der ki: "f'nin alışına katılan, her katılan ile atılana sevgimiz elbet çoktur. Aynen devam etsin. s. seferde olmadığı günde sivil görünür. Sefere gidecek, aldığının ötesinde verecek."

 

31 'Okudum yazayım, her düğümü çözeyim.' demekten uzak kalalım! Alimin ilminde, yazıdan değil, çözgüden eser vardır! 'Yazı ile çözeyim.' diyenin çevresi dardır! Her yuva sahibinin ise de, bizim YUVA'mız bizimdir, bizim YUVA'mız sizindir, her gelen vazifelidir!

 

32 Yediden-kırk bire, kırk birden-yüz bire, yüz birden-on bire geçici değil. Baskıda kalmayalım, her dost dediğimizi dost bilelim. Hata gördüğümüz her halde açık diyelim ki, asla birbirimizi kırmayalım! Derme çatma her dostluk yıkılır! Dost değil ise, bir söz ile dökülür.

 

33 YUVA'mızda olan her hanım, dostluğun temelini kurmaya yardımcı olsunlar, el ele versinler, dost çevreler arasınlar, her çevre ile bağlantı kursunlar. 'Yuvayı dişi kuş yapar.' sözünü YUVA'nın dışına taşırsınlar. Her gün bir dost edinen her hanım, ömrünü boş geçirmemiş olur. Unutulmasın, dostlukta önemli olan, kusursuz dost bulmak değil, kusur görmemektir, her hali ile kabul etmektir! Gayret çoğaldıkça vazifelerde her an yenilenme görülür.

 

34 Daha önce yazısını aldığımız, sohbetini yorumladığımız Amerikalı dostumuza yeniden yazılsın, sevgimiz iletilsin. (d mi) Evet.

 

35 Hindistan'dan sorulan, su bölgesi aranılan bölgeye varıldı. Batık gölün doğusunda, kaynağın akışı görülür. Akış, elbet toprak altındadır. Ne var ki, sondaj bekler. 'Batık göl nerde?' denildi: Geniş bataklığı geçtikten sonra, yüzlerce metre kurak toprakta daha önce göl mevcut idi. Bataklık bilinendir. Toprağı ikiye bölen yerde, 'Ağaçsız susuz, dertli dermansız.' denen yerde. Beraber aldık, beraber verdik. Sorana iletiniz. (Soran Avusturyalı soprano h idi) Yerini bilir. Bataklığın ötesindedir. 'Hem batak, hem kurak nasıl?' dendi: Batak güneye inişte, kurak batıya bakıştadır.

 

36 Kamu denilir, kayguya düşülür. Çevreye dönüşelim, her dileyenle konuşalım, günde sözü bağlayalım, cümle yapıya el birliği ile katılalım. Siyah ile beyazı renkte, düzeni ahenkte bilelim.

 

37 "Dar geçit bize değil, zor uyum hale değil." dedi, HAZRETİ ALİ geldi:

 

38 "Karşı koyan eğilmez, 'ALLAH!'..' diyen bükülmez, su destide dökülmez. Aldığın bilgide, verdiğin sevgide kaygu aranmaz!" dedi, cümlenizi selamladı.

 

39 Demet misali alalım, asla demette diken aramayalım. Gelende, vazifeyi vereceğiz, her vazife alanı teker-teker söyleyeceğiz.

 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

 

ALLAH’a ısmarladık.

 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH  

 

(Resim verilir: İSA, EVLİYA ÇELEBİ, MERYEM)

 

40 Selam ile geldi, dost olan dost giden cümlenize de İSA resmini verdi. İNCİL'den alındığı  gibi verilir. 'SEYYAH' diye anılan EVLİYA ÇELEBİ resimde görülür. Dayandığı ağaçta, MERYEM'in gücü sorulur. MERYEM selamını verdi yürüdü.