3 Şubat 1978

MEVLÂNA’yım ben!

1 Huzur ile aldığımız, gönüllerde bulduğumuz, düzeni gördüğümüz; elbet yolunuzdur. Sermeyi denemek, sevmeye yol almaktır. 'Her olayda düze giriniz.' dedik, cümlenizi selamladık.

2 "Andan zamanı soranlar, her olayı dileğince yoranlar; 'Bekledik bulmadık, aradık görmedik!' demesinler." dedi, MERYEM sözü aldı:

3 "Kuyu suya dar gelir, her olay kula var gelir. 'Verelim.' dedik, cümlenizle paylaştık. Gölgeyi aştık, güneşte buluştuk. Nakleden elbet bilinir, gönderilen selamlara selamımız eklenir. 'Nakleden kim?' denildi: Kalemi eline alan, gördüğünü size aktaran. (GARİB mi?) EYVALLAH!.

4 'Keramet.' denilmesin, selamete kapıdır bilinsin.

5 Görüldüğüm yerdeyim, okuduğum sayfadayım. Ayak ile gelenin, göz ile görenin yardımındayım. (Kimi kastediyorsunuz?) Seyrini bulan, yerini bilen. (h mi?) Evet. Selamı ordan aldık ya.

6 Konuyu derdest edelim. Koğuş misali değil, dergah misali her hale uyalım. Üç duyalım, bir diyelim, kitabı öylece dürelim. Üç elden üç dilden geçsin, dağınık olan toplansın!

7 Çevreye uyanın, devreyi bulanın her kul yanında olsun. 'Ne demek?' dendi: Bilene uymak, bilmediğini öğrenmektir. Dem ayrı, zem ayrı yerdedir. Dergah demdedir, uymak senden." dedi, MERYEM sözü YUNUS'uma verdi:

8 "Zeytin aldım lokma saydım, yedim doydum ELHAMDÜLİLLAH! Soğan kırdım sofra kurdum, kar ile pekmezi kardım, yedim doydum ELHAMDÜLİLLAH! Şahı gördüm gönlüm verdim, kölede ömrümü serdim, gönlünü gönlüme denk aldım; şükür ELHAMDÜLİLLAH!" dedi, YUNUS'um yürüdü.

9 Dağ eteği gelene, bal peteği sevene açılır, öylece güzellik seçilir. Doğan güneş vereceği, ekili toprak süreceği bekler.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

10 Kaş ile gözde, dağı ve ovayı arayınız! Dağ ovanın, hem bekleyeni, hem ekleyenidir!

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

zem: Kötülemek (arkasından)
dem: (bu sohbetteki anlamı) sohbet