17 Mart 1978

(İnsanlar, birbirleriyle olan ilişkilerinde çoğu kez bir takım peşin hükümlerin etkisinde kalıyor. Karşılıklı davranışlar, genellikle bu ilk hükümlerin doğrultusunda sürüp gidiyor. Buna sempati ve antipati diyoruz. Kişi tanımıyor karşısındakini ama, 'Kanım kaynadı.' yahut 'Yıldızım barışmadı.' diyebiliyor. İnsanları pratikte birbirine yaklaştıran veya uzaklaştıran bu ruhsal ve duyusal oluşumun kaynağı nedir, lütfen açıklar mısınız? (t))

MEVLÂNA’yım ben!

1 'Yediğim içtiğim SEN'den geldi, seçtiğim kimden?' der misin, seyrinde şüpheye düşer misin? Varlık O'ndan, yokluk sözdendir. Cümlenize selam olsun. Alan gelen, selama selamını katan yerini aldı, cümleye sözünü iletti. ALLAH'ım RAZI olsun. Her açılan sahifede, seven sevdiği olayı bulsun. Gerçek aynadır görene. Her gelen bilir.

2 Sorulan soruda olay açıktır. Daha önce verdik: Her kul belirli olduğu halde, -beden düzeninde- bilemediği ölçüde RUH'u ile dolaşır. Ne var ki, gezintiler, aynı akıma uyan RUHLAR'la buluşmadır. Beden, hali ile duyamaz. Ancak, RUH'un yabancısı değildir. Söylenilen doğudan batıya aynıdır. 'Cereyana kapıldım.' denilende, donuk olana değil, akana uydum demektir.

3 "Şarkı dedim duyuramadım, güzeli çirkini ayıramadım, aç geleni doyuramadım." dedi, YUNUS'um söze girdi:

4 "Yapıya gelenin, elbet kapıyı soracağı malumdur. YUNUS aldı yürüdü, derde şifa bürüdü, demde dağınık gördü, 'Sevgi, SEVGİLİ'de.' dedi sardı. 'Demde dağınık olan nedir?' diyene sözüm: 'Her hale uyalım.' dedik, uymayana taş göstermedik. Olağan görülmeyen her olaya 'Keramet!' dersen, yapının kapısını çok ararsın! Doyum odur ki, 'Kendimi bildim, bilenden gayret aldım.' diyesin, her hale uyum ile giresin. Gür akan çeşmede, her gelen destisini doldurur. 'Önce alayım, erken varayım.' dersen, demde dağınıklığı göstermiş olursun! Aldığım düzendir, bilmeyi dilediğim YAZAN'dır." dedi, YUNUS'um selamladı. 

5 "Ayağa çorap giysen, derdine deva bulsan; demde dağılan değil, eğilen vardır." dedi, MERYEM sözü aldı:

6 "Damarda akan kanda, candan gelen görülür. Sevgi gönül ile örülür! (Gönülden ne anlamamız gerekir?) Gönül, aldığın sevginin verdiğinden ötesini kendine mal eden, kendi bünyesinde kendini besleyen, verdikçe büyüyen, dağıldıkça çoğalan. 'Bünyede nasıl var olur?' dersen, ruhun yapısına mal edilmiştir. (Gönül) HAK'tan aldığın, halka verdiğin kadar genişler! 'Nasıl?..' denildi: Verdiğin nedir? HAK'tan aldığın değil mi? (HAK'tan aldığımız nedir?) Sevgi. 'Aldığın seni yüceltir.' denilen odur! Daha önce verildi. 'NURU'nu harcama!' denildi. Ruhun sevgi ile beslenir. Sevgi ile beslenmeyen ruh, akim kalır. Öylece her yaratılan vardığı gün, olduğu yerde kendini bulur. 'Akım, sevgi yüklüdür.' denmişti. Sevgiyi veren, verdiğinin ötesinde yüklenir! Yalnız, sevgi ağırlık değil, ruhu hafifletir. Her elini tuttuğumuz kuluna sevgi akımı verelim, öylece sevgiyi birbirimize aktaralım! Gelişen olaylarda, yağışta kesin öğüt vardır. Yağış nedir? HAKK'ın rahmeti. Her düzeyde somut örnekler gelir ve görülecek olan gerçek, dağınık görülen örneklerin birbirine ekleneceği ve hayırlı günün bekleneceğidir."

7 Sarı gülden yaprak sorduk, toprağı taze kardık, öylece sofrayı kurduk. 'Gelen otursun, seven katılsın.' dedik, yerimizi sevene gösterdik. Selam olsun, duman silinsin. Kuyu YUVA'ya yakın, yorum yapıya uygun. "Geldim verdim, yoğun gayreti gördüm. Yelden almayan, seli bilmeyen, doğduğuna şaşmasın, elden ele koşmasın. DAVUD (SARI GÜL) sayfayı silmez, sayfada hata görmez, 'Ne olsa?' diye sormaz. 'El elde, su gölde.' der. Yumuşayan toprakta solucan avlarsa tavuk, -dağıtım eğitime uyarsa- DAVUT elbet yardıma el verir, sohbette yerini bulur. Değil. (Değil niçin yazıldı?) 'AK DEVE mi?' denildi."

(Resim verilir: HAZRETİ DAVUT ve AYŞE HATUN)

8 "Devrettiği düzende, yerden göğü sezende; bileceğin yetmez, seveceğin bitmez." dedi, DAVUT resmini verdi. (DAVUT PEYGAMBER mi?) EYVALLAH! (p'nin ULU'su) (Yanındaki kim?) 'Derdim sende.' deyip gelen, şifasını HAK'tan diye öğrenen AYŞE HATUN. Yanında kaldı (DAVUT'un.) onun ile hemhal oldu. Manevi evladı.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH