|
25 Temmuz 1978 MEVLANA’yım ben! 1 Yerden gelenle
yoldan soranın,
düzde
duranın dileği bir midir? Ona de ki: ‘Selam ile geldik, gül misali sevdik.
Şebnem
gülde barınır,
gül yaprağa sarınır.
Bülbül, sevgi ile arınır.
Yerin
güzelliği O’ndandır, yolun güzelliği bilenden. '
Cümlenize selam
olsun,
demir misali güç versin. 2 “Yolunuz açılana,
haliniz seçilene
örnektir.”
MERYEM sözü aldı:
3 “Vereni aldığımız,
halini
gördüğümüz söylenir.
Dolaşan her sözde
gerçek sorulur.
Yeriniz
bellidir.
Güne açılır,
doğudan açılana müjdelenir. ‘Ne aç
kalsın,
ne yolsuz;
ne çirkin olsun,
ne halsiz.’ denilir,
cümlemiz
aynı niyaz ile
niyaza katılır.
Kaynak, bilindiği gibi.
Yaprak
açılır,
doğuda açılacak olan görülür. Doğunun vereceği, cümlenin
göreceğidir.
Siyah su, beyaza dönüşür.
Daha önce verdik.
'Kara
ile beyazı örtmeyiniz.’ dedik.
Büyük gölün güneyinde. (Büyük göl hangisidir?)
Gölün
olduğu yer
(Hangi
göl?)
Yerini söyledik,
'Doğuda.’ dedik.
(Hindistan’daki mi?)
Anadolu.
Yerinden
söylenen,
yıllardır beklenendi.”
dedi, MERYEM yürüdü. 4 Yaprak döküle döküle,
ekin söküle söküle;
değerinden
kaybetmez. Seven, sevmediği kadar
kendinden değer kaybeder. ’Nasıl?’
dendi. Sevgi, yer yer olmaz.
Seven, var olana ölçü vurmaz
. Demette
güç, zahmette öğünç vardır.
'Dost.’ dediğinde,
dostluğu
kendin kadar değerli bulursan;
kendi ölçünü vermiş olursun.
Günün
haline uyup 'Dost.’ dersen,
kendinden harcamış olursun. 5 “Derdest olalım,
halde dönelim.”
dedi,
YUNUS’um
sözü aldı: 6 “Dağ yolunu gözledim,
her kulunu
izledim.
'Sevdim.’ dedim özledim. ‘Dert.’ diyeni gizledim.
Soranı
denedim,
dostluğumu sundum. ’Varlığın, dostluğunu
gerektirir.’
dedim, el-ele verdim. Güçlüğü paylaşalım,
sohbette
halleşelim.
Gizliyi silelim,
sır var ise örelim. Dost
kaşığı, dost kazana çalalım,
BİRLİK’te bulalım.
BİR
olalım sevelim. Doğuya el atalım, el-ele tutalım.”
dedi, YUNUS’um
yürüdü. ALLAH’a ısmarladık.
|