22 Eylül 1978

(Avusturyalı soprano h'nin ve bir Katolik papazının da bulunduğu sohbet.)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Güzel dedik, her varolanı övdük, her geleni sevdik, cümleye AŞK şarabı sunduk. 'Gel.' diyeni bulduk, 'OL.' diyenle dolduk. Gölgede güneşi sorana, elimizi verdik. Cümlenize selam olsun, kayda uyan her kulu selameti bulsun, aydın günde aydın yolun yolcusu olsun. Seçim değil, geçim gereklidir. Sevgi, kullar arasında süreklidir.

2 "Yaş ağaca günde vardım, gölgesinde seni gördüm." dedi, YUNUS'um sözü aldı:

3 "Yaş ağaç eğilenden, olmuş meyve dökülendendir. Elden eli bulalım, meyveyi daldan alalım. Karşı gelen olursa, yol üstünde durursa, seni beni sorarsa, ona de ki: 'Senden benden hal gelir. Hal, bilenden yol bulur. Kula bildiği kalır.' Kalandan olma, vermeyi dene. Verdiğin halden, kendini sına. 'Kendimi nasıl sınayım?' dersen: verdiğini, alan ile sınarsın. Demir tavında dövülür, avcı avı ile övünür, seven sevdiğinden dolayı sevinir." dedi, YUNUS'um selamladı.

4 Yazı verdik yazana, sohbet dedik kazana. Kepçeyi alan gelir, sohbeti seven bulur. Yerde kar var diye, toprak verimsiz kalmaz. Geldik sohbeti bulduk, elbet cümle ile bir olduk.

5 "Yayan giden, at ile varandan geri kalmaz. Dost geldi ise, demette sorgu olmaz. YA ALLAH" dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

6 "Yastık versen yiğide, gölge desen söğüte; yerini bilen verir, her kayguyu ALLAH'ım görür. Gezdik döndük diyelim, postu dost yuvalarında açık tutalım." dedi, HAMZA DOST selamladı.

7 Daha önce verdik, her sohbette açık sözümüz dedik. Döne-döne okuyunuz, ömrünüzü dokuyunuz, her sorana şerbet diye sununuz. Ne var ki, yazımız her sohbette alınır. Okumayı değil, dokumayı deneyelim. (Dokumaktan murad nedir?) Okuduğun, desteye değil besteye geçer. Dokuduğun, kaydını bilen ile kendini bulanı, birbirine ekler. Yedek olandan değil, aslını bulandan olasınız. Yapacağın ile değil, yaptığın ile öğünesiniz. Öğünmekten maksat: kendine mal ettiğin ile sevinesiniz. Dediğimiz, ÖZ'ün aslıdır. ÖZ'ünü bulmayanın, bilgisi paslıdır. Yerden aldığımızı yerden sorarsak, besleyenden biliriz. Yerden aldığımızı kendimize sorarsak, süsleyenden sanırız. Yerden aldığımızı YÜCE'den sorarsak, besleyeni de süsleyeni de biliriz, kendimizi öylece buluruz. AŞK'ımız bizdedir, bizden sizedir. AŞK'ınız sizdedir, sizden bizedir. Daire öylece oluşur, her sevgili buluşur.

8 Dağdan aşmayı bilen, yoldan geçmeyi dileyene el verir, YAHYA'dan söz gelir: "Sergiyi açtık geldik, sohbeti seçtik geldik. HAK ADI'na söyleştik." dedi selamını iletti.

9 "O'nda BİR’i bulduk mu, iki nerde sorduk mu?" dedi, MERYEM sözü aldı:

10 "Her adımı sayılı, yerde yaprak dökülü, kumda bostan ekili. Aldık verdik anarak, HAK dostunu severek. Geldik, sevgi bularak. Seven seveni bilir, her hal sevgide gelir. Verdiğimiz yazıda, yumuşak kulun halini sevdik, 'Seviniz.' dedik, sevgisini cümlenize sunduk. Ayrıya düşmeyiniz, doğrudan şaşmayınız. BİR'dir, BİR'liği bulduk, BİR'liği cümlenize sunduk. Alın gelin bileni, verin bizden soranı. Dost dedik, dost sohbetine katıldık. Katılana 'EYVALLAH.' dersek; çağırana yol açmış oluruz, öylece kendimizi mutlu sayarız. Mutluluk, BİR'liktedir." dedi, MERYEM selamladı.

11 Yediğimiz birdir, güneşimiz bir. Hep birlikte dostluğu kanıtlayalım, sevgilide sevgiyi alalım. Sevgimize şahit aramıyalım. Ne var ki, her birimizin sevgisini tasdik edelim demektir, kanıtlamak.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

Daha sonra bayan h birden akım alır ve AZİZ JOHN THE BELOVED'ın resmini çizer. İngilizce yazdırılan yazıda, 'Tümümüze sevgilerini ilettiğini.' söylemektedir. Bu aziz, Efes'te doğup, orada göçmüştür ve HAZRETİ MERYEM ile HAZRETİ İSA'ya son derece sadık bir zat imiş.