29 Aralık 1978

MEVLÂNA’yım ben!

1 Dolu gelenler, yolu bilenler; Er olduk desinler, gönüllerine toprağı katsınlar. Cümlenize selam olsun. Yumuşak gelen, kendini bulan, gönlünü deryaya açsın.

2 Yorumu verilen, geçende yazılan, üzüntü veren olay idi. (K. Maraş olayları mı?) EYVALLAH. Geceden oluşan, gündüzde kalışan; doğudan batıya dediğimiz.

3 Gerçek, elbet haldir; değişen, gidişe uyulan yoldur. Yolun gidişi yersiz midir denir: Unutulmasın, her yol aynı neticeye ulaşır. Ne var ki, kimi katıksız, kimi olaylara bulaşır. Er olur geç olur, gine de olur; kul kendini bulur. Bulamazsa ne olur denildi: Yerinde kalır! Göçtüğü yerde yerini almaya çalışır.

4 Dost dedik, dost diye geldik. Elden ele verelim, dosdoğru yolda gidelim. (DEDE’ciğim, öbür alemde yerini bulmaya çalışması tekemmül müdür?) Değerin yerini almaya çalışmasıdır. Dünya vermezse, uyumsuzluktandır. Uyumsuzluk, duyumsuzluktandır. Dayandığım dünya ise uyumsuzluk vardır. Aymayı bilirsem, bileni bulursam; yerimi dünyadan almış olurum. Yerini almak başka, ölmeden ölmek başkadır. Her hale uymak, kulluktur! Her hali duymak, duyanla hemhal olmak; dünyayı seve-seve silmek, ölmeden ölmektir.

5 "Demde oluşur, günde buluşur, halde çalışır." dedi, YUNUS'um sözü aldı:

6 "Sözü aldım, hale uydum; her sevenle deryaya daldım.

7 Gölge silendir, güneş bilendir. (Neyi silmek DEDE’ciğim gölge?) Günün yorumunu. Yapıyı gölgeden sayarsan, sırrına ortak edersin. Ağacı gölgeden sayarsan, gönlüne rahmet ararsın. Bodrumu gölgeden sayarsan, bedene zahmet ararsın. Her gölge denilen kayguyu vermez, kulun benliğini silmez. 

8 Ağacın aldığı verdiği, bilinir; adına meyve denilir. Ne var ki, asıl görevi unutulur. Topraktan aldığı, havadan aldığı ile, ağaçta toplaşır. Yumuşak dil ile verildi. Oluşan akım; ne dilden, ne dölden verilemez, bilişinize yetecek tarife sığamaz. Oluktan inen rahmet misali toprağı devamlı besler. Sorular yerindedir. Ağacı toprak beslemez mi denilir. Doğrudur. Dağda gelişen ağaç ile, ovada oluşan ağaç bir değildir. Kum misali olunuz denilen odur. Yumuşak olan her kul, ağaca misaldir; verici olur. Vermek, her var olanın yapısına uygundur, kapısını açarsa.

9 Koyun dedik davardan söz ettik. Sanılmasın sözü satıra süs ettik. Oyun, koyunun haline uymaz. Koyun asla zarar vermez.

10 Oyma, elin meziyetidir; duyma, gönlün safiyetidir. Çektim elimi, tuttum dilimi diyene de ki: Elin dost diye uzansın, dilin HAK ADI'ndan söz etsin. Doğuştan ölüşe kaydına uysun. Sebep denilmesin." dedi, YUNUS'um yürüdü.

11 Yürüdü denenden maksat nedir denildi: Söz düzeni yazılıdır. Her gelen, gelişe gidişe uyar. Gitmediği yerde bir adım atar. Ona yürüdü denir.

MEVLÂNA'yım!

12 Uzun değil, en kısa yoldayım. Ne eldeyim ne dildeyim. Seven her gönüldeyim. Yaprak olduk dökülmeyen, ağaç olduk sökülmeyen dedik, daha önce verdik: Ne kökümüz sökülür, ne yaprağımız dökülür. Her dala gönüllerimiz takılır. Açılan gönül gözü ile olaylara bakılır.

13 Yoğun yumak çatışır. Destek olan, dilenene alışır. Elbet, beklenen düzen oluşur. Güneş gölgesiz doğacaktır. (DEDE’ciğim, dönüşten murat nedir?) Dönüşün oluştuğu, MEVLÂNA'nın HAK ile buluştuğu; sen değil ben değil, biz diyerek ulaştığı haldir. (Sema mı, göç mü, yoksa uykudaki hal mi?) Sema. Dönüşün göçten ayrısı, dost ile gayrısı olmaz. Geldiğimiz hali sema demezsin, simada görmezsin. Ne var ki, ağacın semadan aldığı, toprak ile alıştığı, halin düzenindendir. EYVALLAH. Olumun yapısı, açılan kapısı ile bellidir. Ağacın aldığını kul alamaz mı denilir: Alamaz! Çünkü, toprağa iletemez. Ağaç; hem ulaştıran, hem iletendir. Dünyada var olan her ses ağaçta mevcuttur.

14 Oyanın bildiği, soyanın gördüğü, sadece kendi bünyesi kadardır.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH