|
5 Ocak 1979 MEVLÂNA’yım ben! 1 Koyduk yazı yerine,
gördük sözü derine. Alalım diye döndük, sevelim dedik, yandık, geldik cümlenize
sunduk. Cümlenize selam olsun. 2 Şahit arayan olaya
el koyandır, yerini bulan sorguyu silendir. Yorumun yeri, her kulun seridir. ('Ser' 'Baş' mıdır?)
EYVALLAH. 3 Yaprak aldığı
kadar, toprak veresiye. Kimi sever, kimi sadece över. Kimine sorarsan döver. Ne
seven ne öven ne döven hatadadır. Dövmekten maksat, toprakta beklenen hasat. 4 Geldik bildiğimiz
kadar, gördük bulduğumuz kadar diyene de ki: Ne bilgi ne bulgu teraziye
konulmaz, tartı ile alınmaz. 5 "Ayağım yoldadır, elim koldadır, sevgim cümlede." dedi, YUNUS'um sözü
aldı: 6 "Yanan
odun ısıtır. Dost ile düşman sözün gelişidir. Dünyanın düzende
oluşu, her olaydan kulun doğruyu buluşu. Açacağın her kapı,
sana dilediğini göstermeyebilir. Ne var ki, dilediğinden daha
hayırlıdır. Kaçayım diyen, kovalayanı elbet beklemez. Beklese hayır mıdır
dersen, elbet. Elini verse, dost olalım dese. 7 Şarkı dedim, deste-deste gülü saydım,
güzeli gönülde buldum. Çağırdım gelen yok, yoğurdum yiyen yok diyene
sözüm: Her olay yorumun özündedir. Kim olursa olsun, soframa gelsin dersem;
çağrım duyulur, yoğurdum yenilir. 8 Dönüşü gerçek yoldur bilelim. Her
yorumda gerçeğe uyalım. Dönüşte göç dedik, bedeni sıyırdık. Semada
göç dedik, gönlümüzü ayırdık. Her olayı dönüş diyemeyiz elbet. 9 Gölgeyi aldığın yerden, kendini
bulduğun yere kadar düşün! Olumun, tamamlandığı üç merhaleyi
verdik. Her var olandan uzak kalıp tefekküre dalmayı, yemeden içmeden hakikati
bulmayı mahzene benzetirsen; gölgeyi o yönden çözersin. Göre-göre, seve-seve
bulduğun; dünyayı severek sildiğindir. Her şeyden elini çekmek,
zahmet; ağacın gölgesinden almak, rahmet. Açık gelmeyen, günde yeri
olmayandır. Duvarın örttüğü nedir dendi: Zahmetten sonra; sırlarına
yöneldiğin, kendi içinde bulduğundur. Olumun geliştiği,
cümlenin ağacın gölgesinde buluştuğudur. Gölgenin ayrısı, sadece
kulun görgüsüdür. Gölgenin ayrısı, sadece kulun görgüsüdür. Denizin yerini
değiştirebilir misin? Gayretin yeri; elinin, dilinin yettiği
kadar olmalı. Kul arpa ekti ise, buğday beklememeli. 10 Bağda beklediğin üzümdür. Ayrık
görürsen yolarsın, bağıma zarar verir dersin. Kemikte oluşan, kanda
buluşan her zerrenin, ayrık ile atıldığı bilinse, ayrık tarlası
yetiştirilirdi. Onun için kulun yararı yaramazı; senin bilginde
değildir. Yaprağa renk veren, -(Ayrık otu,
kemik kanserine şifa mıdır?) Veremde de şifa bulur- gülden güzeli
gösteren; dikenini sevmezse ele almaz. Denir ki, diken elbet sevilmez.
Güçlüğü, diken dersek, bilgimiz ile yenersek; güzele ulaşmış
oluruz. Daha önce verdik: Kaşık aldık, ocağa geldik, cümlemiz
BİR'liği gördük. 11 'Şükür ALLAH'ım!' diyelim, sözü MEVLÂNA’ya
verelim." dedi, YUNUS'um yürüdü. 12
Yol yürüdük uyum ile, hali bulduk duyum ile. Duyduğumuz nedir
dendi: Duyan, her hale uyandır. Duyan; olumunu bildiği, gördüğü,
sevdiği, her varolanı sevendir. Görmezsem bilmem, bilmezsem sevmem,
sevmezsem duymam. Uyum, bildiğimiz haldir. Duyuma ulaşalım, duyumda
buluşalım. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|