23 Şubat 1979

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yaprak dolan her ağaç, yönünü güneşten alır, yerini su ile bulur. Cümlenize selam olsun. Yazılan, çizilen; doğru çözülsün. Toprağı, ağacı dikeyim diye açarsın. Meyve vermeyen ağacı geçersin. Vergimiz, bilinendir, meyvemiz yenilendir.

2 "Doğdum bileyim diye, gördüm çözeyim diye." dedi, YUNUS'um sözü aldı, söz ile sohbete daldı:

3 " 'Yoğurt yedim, ayranı sordum.' diyenin ayırdığı olamaz. Dost geldim diyen, meyvesini esirgeyemez. Doğuş, olduğu günden; oluş, bildiği gündedir.

4 Dünya yerini sormaz, olduğu yerden sorumlu kalmaz. Ne yıldıza, ne aya kendinden hesap vermez. 'Nasıl?' denilir: Bilinsin, kayda alınsın. Her var olan kendi içinde bütündür. Yağın balın bolluğu denilmesin, kulun belleğidir. Dostun alacağı vereceği, gönlünün eseridir." dedi, YUNUS yürüdü.

5 Danışılan her konuda, VAREDEN'in sözü, var olanın özü bilinir, gerçek olmıyan silinir. Aynayı açık tutmazsan, bölünür. Gerçeği açık bilelim, kendimizi öylece gösterelim. Oyun oldu demeden, dayanmayı bilelim. Aşmayı öğrendik, şaşmaktan geçtik.

6 'Susmak yeri midir?' diyene sözüm: Bilmediğini söylemekten, bildiğin kadarına susmak, elbet en güzelidir. Uymak denen, oyun değildir.

7 "Dar gelirse temelin, çok açıktır emelin. Küçük büyük ayırmaz, duman yerini vermez, gedik seni tutmaz. Geldik toprağı bulduk, toprakta çamur gördük." dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

8 " 'Aşım azdı.' diyene: 'Dostun çoğunu bulasın, yediğin ekmeğini paylaşasın' dedim. 'Azdan vereceğim olur mu, verirsem kendime kalır mı?' dedi, yürüdü, yolunu diken bürüdü. Dostuna el vereydi, Dost koluna gireydi; dikene takılmazdı, aşı taşı bölüşürdü, lokmasını paylaşırdı. Ne var ki, dikenleri beraberce atarlar, öteye öylece geçerlerdi. 'Sözün özü nedir?' denildi, 'Gördüğün her dostun, dostluğu var mı?' diye soruldu: Sen 'Dost' dersen, onu da Dost bulursun, yerini öylece doldurursun." dedi, HAMZA DOST dostluğun üç öğüdünü verdi:

9 "Sözünü dostça ver, her Dosta güven göster, dilediğini paylaş.

10 EYVALLAH diyelim, soruyu açıklayalım. (Hangi soruyu DEDE’ciğim?) Denilir ki: 'Evimi dilerse, onu da paylaşayım mı?' Unutma; Dost, verilemeyeceği istemez. İsterse Dost olmaz. Cümlenize selam olsun, YEMEN'den getirdiğimiz Selam cümlenizi bulsun." 

11 "Ayağım çamurludur, hava pek yağmurludur." dedi, VEYSEL KARANİ, destan diyene, mestini gösterdi:

12 "Oluştan gelişten, kainata bakıştan; açık aldık açık verdik, yıldızları düğüm dedik. Hayır. Düğme dediler. Semayı öyle süsledik. Güler misin, ağlar mısın, göreni görmeyeni eğler misin? Kimine düğüm, kimine düğme gösteren ALLAH'ım; gönülleri öylece yıkar mısın, yoksa ateşinle yakar mısın?" dedi, VEYSEL yürüdü. Her var olanın gönlünü, gönlünde bildi.

13 Yağlı dedik, bal ile kardık. Cümlede BİR'liği gördük. Selamın gürlüğüne gönülden katıldık.

14 'Her bilinenin bir bedeli vardır.' diyene de ki: Her bilinenin bir yeri vardır. Geldik bilelim, bildiğimiz ile dönelim. Daha önce dedik: Hizmetin himmeti vardır. Cümlenize selam olsun.

ALLAH'a emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH