|
16 Şubat 1979 (Sohbetin konuğu: YUVA'nın yöneticilerinden 10.su olan r) MEVLÂNA’yım ben! 1 Güzel gördük, güzel
sevdik, her olaya güzel dedik. 'Güzeli bilmiyen, sevmeyi övmeyen var mıdır?'
diyene sözüm: Övmek başka, sevmek başkadır. 'Sev!' diye-diye sevdireceğiz,
SEVGİLİ'yi öylece göstereceğiz. Seven çok, sevmesini bilmeyen de
çok! Görevin, bilmeyene öğretmektir. 'Söz ile mi?' denilir: Söz ile
söylenir, hal ile eğlenir. Gülü seversin. Dikenini bahane edersen, hataya
düşersin. Güzelin her hali sevilmeli. Dikenli dalı ile de. 2 "Doldu bardak
taşar mı, bilen yoldan şaşar mı, gözü gören düşer mi?"
dedi, YUNUS'um sözü sazı ile aldı. Sazından maksat denildi: Söz diyenindir, saz
bilenin. Herkes sözü söyler, sazı bilen çalar. 3" Kaydı ayak
çamurda, eli gördüm hamurda. Ne orda ne de burda; ayırandan olmadım, güzel
halden kalmadım, ağlayana gülmedim. Görmeyi dileyen, sevmeyi bilendir;
sayı ile alandan değil, kendini bağlayandır. Çoğun azın sözünde,
her bilenin sazında, cümle kulun ÖZ'ünde dilenen vardır." dedi, YUNUS'um
sözü bağladı: 4" Değirmenden
un ara, toprağı güzel tara." 5 Gedik
açıldı, gelen seçildi; beklenen bahara. Sarı gülün verdiği, kulun sevgili
diye sardığı, sadece O'nun bağıdır. Dost dedik, yolunda cümleye
eğildik. Kumun oluştuğu, her dileyenin buluştuğu, dört
ile dördün sayıştığı, günün olayıdır. (DEDE’ciğim, biraz daha açık lütfeder misiniz?)
Duman veren, cümleyi saran, gören görmiyen, alan almayan; dördün vergisidir.
Dört ile dördün oluştuğu, dumanın silindiği gün olacaktır. O
gün, verileni kainat bilecektir. (Dörtten
murat, DÖRT KİTAP mı?) Dört ağacın kökleştiği,
DÖRT KİTAP'ın birleştiği, bilenin bilmeyenin
sarmaştığı gün olacaktır. Ham eller yorulacak, dilenen bina
kurulacak. (Bu sırada b, seneler evvel yine
bir tebliğde KUR'AN'ın ULU varlıklar aracılığı ile tefsir edilmesinde
izin olup olmadığını sorduklarını ve son cümleye değgin yazı
aldıklarını ek olarak topluluğa söyler.) 6 Sorulan
elbette hatalı değildir. Tefsir edenler ham mıdır denilir: Dünya halinde
elbet değil. Baki olanın, O'ndan geleni bilenin yanında elbet ham sayılır.
Gören ile bilen bir değildir. Anlatım başkadır, tarif başka.
Arifin gönlü, en güzeli gördüğü gibi anlatmasını söyler. Baki olanı
olduğu gibi. AŞK tarif edilirse başka, yaşanırsa
başkadır. 7 Öğüt verenin sözü bitmez mi denilir:
Verdiğimiz öğüt değildir! 'Kaşık elden düşer mi?',
denilen odur. Yemeye doyar mısın? Yenen yok diyenin sözüne, ÖZ'ü güler. 8 Şarkımız nasıl olsa, dinleyen nerden
bilse denilir. Dağlar nasıl aşılır? Yüksekte söylenilen, etrafa daha
güzel yayılır. Yazımız yazıldığı, gönülden açıldığı günden,
olduğumuz hali verdik. (Olduğumuz
halden murat, bu günkü durum mu?) EYVALLAH. Sevilmeyen her olaya ipi
gerdik. Dost dedik, cümleye sorduk, 'Dost.' diye gelene elimiz verdik. YUNUS'um
ile sohbete girdik. 9 Demde oluşan, sahnede buluşan, dost
diye her elde tutuşan sevgiliye sorgumuz var, demesin 'YUNUS'un vakti
dar'. Gölge sözden gelendir, gölge duman verendir. Gölgenin dışına çık!
Elbet vereceğin çok. 'Desti elde doluyor, her dert beni buluyor.' deme.
Vakit dar değil, geçici olan yâr değil. Bağlı olan açılır,
doğru denen geçilir, korku silinir, sanma zaman bölünür. Gerçek,
bildiğinin ötesindedir. Gerçeğe sınır konulmaz! Bilenden bilmiyen
ayrılmaz. Elbet kul gözü ile. Giden silinir, gelen bilinir. (Silinmekten murat nedir DEDE’ciğim?) Alan
bilir. Kapı açanın, eşik geçenindir, yol koşanın. 10 Kemen atsam tutar mı, kayıt desem atar mı?
'Geldim verdim, dünyayı sevgim ile sardım.' diyesin, söze öyle başlayasın.
'Geliş öyledir. Sevmeye geliriz, sevmeyi öğreniriz, sevgimiz ile
öğünürüz. Sevmeyi bilmiyor isek, elbette dövünürüz. Bilsek bilmesek sadece
O'na sığınırız.' Gelişin özelliği, sohbetin güzelliği,
sevginin oluşmasındandır. 11 DOST ADI'nı analım, MERYEM nerde diyene soralım:
Gönlünde! Yeri benden sorulur. 'MERYEM, dilediği günde verilir.' diyene
sözüm: Sadece ALLAH'ım dilediği an, dileyene gösterir. Daha önce söyledik,
dilediğini gösterdik. Gün bağlanır halk eğlenir, dost söyler.
Suyun aktığı yerde, dost ile buluştuğu yönde bilinir. Çevre
güneş alınca, duman yerden gidince, yeri yönü bilinecek. (Çevre güneş alınca, duman
yerden gidince demekten murat nedir DEDE’ciğim?) Gemiyi kaptan
yürütecek. ('Kargaşalık
bitince.' denilir) EYVALLAH! Kesin yeri mi denilir: EYVALLAH. Ocak yanar
odun ile. Yerini bilen gerekmez, görülür. Elbet her ocağın etrafı duvar
ile örülür. Cumanın getirdiği, dilenen yeri cumada bildireceği
açıktır. Duyan gelsin diyelim, sözü BEKTAŞ'a verelim: 12 "Çağrı geldi, yolu sordu, dikenli
dalı sıyırdı, bileni bilmeyeni ayırdı." dedi, BEKTAŞ yürüdü. 13 Taze yaprak sayılır, kuru dal sıyrılır, gün
günden ayrılır. Vakit birbirine eklidir, her gün öbür günden ayrı renklidir. 14 Nerden nereye geldi, şarkıyı nerden
buldu dediğin, aynı günden aldığındır. Almayı dilediğini
değil, sadece verileni kendine mal et. O zaman göreceksin, dilediğin
bağı öreceksin. 'Gezdim, gördüm, sevdim, sardım.' diyesin, söze ekleyesin,
olanı bekleyesin. 15 Cümlenize selam olsun. Kalem elde, sevgi
gönülde kalsın. Soylu soysuzu, yaprak toprak misali bilsin. Soylu, soyunu
toprakta görür. Soysuz kendini dünyada bulur. Ayırım kuldadır. Ayırandan
olmayalım, soylu soysuz demiyelim. ALLAH'a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH 16 'Geldim verdim, Yukardaki dizeler, tebliğ içinde, r'nin yeni şarkısının belirtilmiş sözleridir. Daha önceden rüyasında ULU varlıklar, sözlerin İngilizceye çevrilmesini ve besteye öylece hazır olmasını bildirmişlerdir.)
|