|
2 Mart 1979 MEVLÂNA’yım ben! 1 Karşı gelse güzeli
silse, ona de ki: 'Var olan, düzeni bilir, doğruyu bulan kendini görür.'
Cümlenize selam olsun. Eğri doğru, sözde kalsın. 2 Dağdan akan suların
yolunu, ne sen ne ben açarız; doğuştan gelene, güzel diye bakarız.
Her olay çevreye yayılmaz, her söz dinleyeni oldurmaz. 3 "Güzel bende O'nu
biliyor isem, güzel bende O'ndan geleni seviyor isem." dedi, YUNUS'um sözü
aldı: 4 "Her dala bülbül
gelmez, her gülün rengi bir olmaz, her biliyorum diyen, PİR sayılmaz.
Rengini, dengini, ahengini bilmeli, 'Dünyayı; geldiğim, gördüğüm,
olduğum gibi bırakacağım.' demeli." 5 "ŞAHA şarap sunalım, sarhoş olup yanalım, ahengine kanalım."
dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: 6 "Perde
açılır, olay tek-tek seçilir; öylece öteye geçilir. Elden alsam, ele versem,
kimden denilir. Kimden olacak, nerden dolacak? Olmuş diye bilelim,
geçmiş olanı silelim." dedi, HACI BEKTAŞ yürüdü. 7 "Dane-dane atalım, dostluğu gerçek
bilelim, attığımız daneleri toplayalım. Göreceğimiz çokluktur,
bileceğimiz tokluktur." dedi, KAYGUSUZ sözü YUNUS'uma verdi: 8 "At ile yürüdüm, duman gördüm. 'Niye?'
diye sordum. Otun yandığını dediler, atın yiyeceğini duman ettiler.
Duman eken, kaygu biçer, güzel denilenden öylece kaçar." Arının düzenine,
kelebeğin gezenine sözünü bağladı; cümlenizi selamladı. 9 Koyun yünü verirse, yerini bacın alırsa;
sırtına aldığını, ayağına giydiğini bilirsin, yoğun
çalışmaya öylece katılırsın. Nerden denilir, kimden sorulur?
Gerçekleşen halka, öylece birbirine bağlanır. Koyunun yünü, yünü açan
bacısı, sırtına alan cümlesi olsun. Herkes birbirinin hizmetini bilsin!
Danışılan, genişliğini değil, topluluğu belirtir.
Toplulukta BİR'liği. ÖZ'de sözde BİR olalım, kendimizi bilelim.
Kainatın sırrını YARATAN'a bırakalım. Çünkü sadece
DİLEDİĞİ'ne VERİR, DİLEDİĞİ kadar
GÖSTERİR. 10 (DEDE'ciğim,
kelebekten murat nedir? Az evvel arı kelebek misali verdiniz.) Arı
çalışanın, kelebek alışanın güzelliğini gösterir. Alışandan
maksat, var edilenle tanışan. (Resim
verilir) 11 Bağdan üzüm alalım, yediğimizi bilelim. Koyun
ile kuzuyu örnek alalım. Keşfini bilen ile kendini bulan bir midir? 12 Resim denilir, kimliği sorulur. Niyazını
aldığımız, kimliğini kendi ağzından verdiğimiz. KASIM,
ÖMER. Daha önce verdik, göreceksin dedik. Sözümüz birdir, asla hataya
düşmeyiz. Dost diye geldik, şaşmayız. 'Hangisi?' denildi: Genç
denilir. (DEDE’ciğim, ş KASIM,
ÖMER kim diye soruyor?) Alan bilir, korku silinir. 13 Gerçek adı mıdır denilir: Dört dilde sözü
geçer. Dört yolda adı geçer. Dört yoldan maksat, bildiğinin dört halidir.
ÖMER denildi, merkez sayıldı. Yani, noktayı bildiğinin, kainatı noktada
bulduğunun kaydına düştü. Yazar diye bilindi, şifa dileyene
arandı, doğuşta adaleti buldu, her bildiğine böldü, dört yönde
öyle aradı. YESEVİ ile beraber resmini verdi: 14 Dost ile dostluğunu bilesin.
Aldığın günden, geldiğin güne şüpheyi silesin, gelecek olanı bilesin.
(Kime hitap ediyorsun DEDE’ciğim?) Alan
bilir. 15 'Okuduğum yazıda, böldüğüm satır
hatalı mı?' diyene sözüm: Değil. (Satır
bölmekten maksat, noktalamak mı?) EYVALLAH. Çok ile aradım, az dedim
taradım.' diyene de ki: Her olay ile kendimi öğrendim. ALLAH'ıma emanet olunuz. ALLAH'a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH (HAZRETİ MEVLÂNA’nın,
KASIM, ÖMER nedeni ile hitap ettiği kişi, YUVA'ya yeni gelmiş
canlardan n'dir)
|