27 Nisan 1979

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kuş eti yenmez desin, dileyen öyle bilsin. Kömür yerde oluşur, ocak ile buluşur, alev alsa tutuşur. Yeri nerde denilse, ağaç iken bilinse, halinden sorulmazdı, kötü diye yorulmazdı. Cümlenize selam olsun.

2 Sözü verenden bilinsin. Cennet cehennem denir, her türlü meyve yenir, sözü söze bağlanır. 'Cennet cehennem dendi, eski dilden söylendi denilir.' dersin. Eskisi  olmaz, söyleyen temeli silmez. Kömür cehennem dersen, ağacı silersin. Kor olup yandıkta, külünü gördükte, kendinden oluşana gülersin. Kulun oluşudur bu. Derman dediği, derde düştüğü, dost diye bekleştiği; kömür halidir. Elbet oluşacak, kainat kıvılcım ile tutuşacak. 'Derde düşmeden olmaz mı?' denir: Dert demezsen olur. 'Değişen değil, gelişen.' denir. Kulun hali dilenene uyar. Kuş etinin yenildiği sorulur. Kement kuşa atılmaz, kuş el ile tutulmaz. Avlayım dersen, gerçeği vurmuş lokmayı dilenen değil eylenen hale getirmiş olursun.

3 "Eyerde oturursam, heybede götürürsem; yerden yolu aldığım, yolda bileni gördüğüm söylenir, söze şahit beklenir." dedi, YUNUS'um sözü aldı:

4 "Gördüğüme, bildiğime, HAK YOLU'na uyduğuma şahidin var mıdır? Elbet vardır. Dünyada bıraktığım satırlar, cümlenize kârdır. Demek ki; bildiğini, gördüğünü, halin ile uyduğunu cümleye vereceksin, kârını cümle ile paylaşacaksın. Sevgim benim yükümdü, canım benim kökümdü. Dal bedene, dal vergiyi sezene alıcı vericidir. Onun için, yükünü ağır vermeyin. Verginizi dalda bırakmayın." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

5 (DEDE’ciğim, YUNUS'un verdiği müjde hakkında biraz daha açık bilgi verir misiniz?) Akkuşun kanadına duman değmesin, gecenin sardığını gündüz soymasın, kuyuya ses vereni akan nehir duymasın, yerini bilen kulu güzelliğe doymasın. Suyun rengi yatağına denktir, 'DOST!' diyen her kulu oluşuna ahenktir. Suyun yatağını çöp ile doldurursan, göreceğin gönlünü de bulandırır. Asmayı yerinde bilelim, üzümü dalından alalım. Akkuş kendini bilişindir, kanadını çırpışındır. Kendini bilişten maksat, hür iradene gönül yolunu açışındır. Yaprak dala yük olmaz, yağmur gelse dökülmez. 

6 'Bunalım nasıl olur? Kul kendini nasıl bulur?' denildi: Mantığın ile bilgini değerlendiremezsen, bunalım sanadır. Yapıyı çözmeye değil, uymaya çalışmak gereklidir. Kömürü ondan verdik, yapının temelini gösterdik. (Yapıdan murat nedir DEDE’ciğim? Kainatın yapısı mı kulun yapısı mı?) Kainatın yapısı kul içindir, kulun yapısı kainatın içindedir. Dört-dört olsun. Her olayda eşit ağırlık düşünülür. Doğuşun verdiğini bilsek, yapıyı değil gönüldeki kapıyı açardık, öylece 'Dört dört' diye geçerdik. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Geçen tebliğde 'Bilen' kelimesinden murat nedir acaba? 'Bileni silmedik.' diye bir haber vardı.)

7 Bilen, YUNUS'um, bildiren cümlemiz. Yerimiz, denenmiş yoldur; gelişi bilen, kuldur. YUNUS'un dünyada bildiğini silmedik, bilmediğini görmedik. Gölgeyi görene sermedik.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH