|
27 Nisan 197 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kuş eti yenmez
desin, dileyen öyle bilsin. Kömür yerde oluşur, ocak ile buluşur,
alev alsa tutuşur. Yeri nerde denilse, ağaç iken bilinse, halinden
sorulmazdı, kötü diye yorulmazdı. Cümlenize selam olsun. 2 Sözü verenden bilinsin.
Cennet cehennem denir, her türlü meyve yenir, sözü söze bağlanır. 'Cennet
cehennem dendi, eski dilden söylendi denilir.' dersin. Eskisi olmaz, söyleyen temeli silmez. Kömür
cehennem dersen, ağacı silersin. Kor olup yandıkta, külünü gördükte,
kendinden oluşana gülersin. Kulun oluşudur bu. Derman dediği,
derde düştüğü, dost diye bekleştiği; kömür halidir. Elbet
oluşacak, kainat kıvılcım ile tutuşacak. 'Derde düşmeden olmaz
mı?' denir: Dert demezsen olur. 'Değişen değil, gelişen.'
denir. Kulun hali dilenene uyar. Kuş etinin yenildiği sorulur. Kement
kuşa atılmaz, kuş el ile tutulmaz. Avlayım dersen, gerçeği
vurmuş lokmayı dilenen değil eylenen hale getirmiş olursun. 3 "Eyerde oturursam,
heybede götürürsem; yerden yolu aldığım, yolda bileni gördüğüm
söylenir, söze şahit beklenir." dedi, YUNUS'um sözü aldı: 4 "Gördüğüme,
bildiğime, HAK YOLU'na uyduğuma şahidin var mıdır? Elbet vardır.
Dünyada bıraktığım satırlar, cümlenize kârdır. Demek ki; bildiğini,
gördüğünü, halin ile uyduğunu cümleye vereceksin, kârını cümle ile
paylaşacaksın. Sevgim benim yükümdü, canım benim kökümdü. Dal bedene, dal
vergiyi sezene alıcı vericidir. Onun için, yükünü ağır vermeyin. Verginizi
dalda bırakmayın." dedi, YUNUS'um yürüdü. 5 (DEDE’ciğim, YUNUS'un verdiği müjde hakkında
biraz daha açık bilgi verir misiniz?) Akkuşun kanadına duman
değmesin, gecenin sardığını gündüz soymasın, kuyuya ses vereni akan
nehir duymasın, yerini bilen kulu güzelliğe doymasın. Suyun rengi
yatağına denktir, 'DOST!' diyen her kulu oluşuna ahenktir. Suyun
yatağını çöp ile doldurursan, göreceğin gönlünü de bulandırır. Asmayı
yerinde bilelim, üzümü dalından alalım. Akkuş kendini bilişindir,
kanadını çırpışındır. Kendini bilişten maksat, hür iradene gönül yolunu
açışındır. Yaprak dala yük olmaz, yağmur gelse dökülmez. 6 'Bunalım
nasıl olur? Kul kendini nasıl bulur?' denildi: Mantığın ile bilgini
değerlendiremezsen, bunalım sanadır. Yapıyı çözmeye değil, uymaya
çalışmak gereklidir. Kömürü ondan verdik, yapının temelini gösterdik. (Yapıdan murat nedir DEDE’ciğim? Kainatın yapısı
mı kulun yapısı mı?) Kainatın yapısı kul içindir, kulun yapısı
kainatın içindedir. Dört-dört olsun. Her olayda eşit ağırlık
düşünülür. Doğuşun verdiğini bilsek, yapıyı değil
gönüldeki kapıyı açardık, öylece 'Dört dört' diye geçerdik. ALLAH'ıma emanet
olunuz. (Geçen tebliğde 'Bilen' kelimesinden
murat nedir acaba? 'Bileni silmedik.' diye bir haber vardı.) 7 Bilen, YUNUS'um, bildiren cümlemiz. Yerimiz,
denenmiş yoldur; gelişi bilen, kuldur. YUNUS'un dünyada
bildiğini silmedik, bilmediğini görmedik. Gölgeyi görene sermedik. ALLAH'a ısmarladık.
|