4 Mayıs 1979 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Güzel gördüm, yerimi bildim, 'Gayret.' diyenin saçını ördüm. Cümlenize selam olsun. Saçının her telinde, akımın gücünü bilsin, kem sözden sakınsın, ormanda 'Yolum.' diye bakınsın. 

2 'Dört dört.' dedik, yorumda duranı gördük. Her varolanın bildiği, uyduğu dört haldedir. Düzen, bilinen dört yoldadır. 'Dört hal nedir?' dendi: Doğduğun, bildiğin, uyduğun, öldüğün. Doğuş da dört haldedir: Döl hali, görgüye dönüş hali, -doğuşta- iki aleme bakış hali, (Doğuş esnasında mı DEDE’ciğim?) EYVALLAH, dünyaya bakış hali. Öyle oldukta mana aleminden sıyrılır, yani perdelenir. 'Gerçeği nasıl bilir?' dendi. Ruhun aynaya bakış halinde, gönülden uyduğu her olay. Dört-dört denilen; 'Gelişimi bildim, dünyada buldum, yaşarken uydum, sildiğim an duydum' denildikte açılan kapıdan girilir. Elbet her kulun niyazıdır.

3 "Kar yolda iz almadan güzeldir, kul halde söz almadan güzeldir." dedi, YUNUS'um söze girdi:

4 " 'Kar iz almadan nasıl güzeldir?' denilir: Kendinde sözü bilen, yerde izi gören, elbet takip eder. Ne var ki, kardaki iz güzelliğini bozar, beyaza çamur katar.

5 Gerdiğim ipte, serdiğim bulunur. Ders denilirse, verdiğim okunur. Doğuşun dört halini verdiği, MEVLÂNA’nın dediği olayda, düzenin yazgısı vardır. Doğuştan önce iki, doğuştan sonra iki hali oluşturur. 

6 Destek arayan, yoldaki izde, kuldaki sözde buluşur. (Kuldaki sözden murat, yargı mı DEDE’ciğim?) Yargı değil, sergidir. Olumlu sohbet gerektiren yerde, her kulun ayrıntıya düşmesinde gerçek oluşur. Her ayrı görüş, tekte buluşur. 'Kuyuya ses vereni akan su duymasın.' denilen odur. Yargıya düşerek verdiğin sohbeti, kendinden bilesin. (Yani, 'Bizden gelmez.' diyor değil mi?) EYVALLAH! Öyle oldukta, 'HAK SÖZÜ'dür.' demeden, kendinde düresin, sesimi kuyuya verdim diyesin, akan su duymasın diye dileyesin. 'Dilersem duymaz mı?' denilir: Elbet duyar, ne var ki, tövbene uyar. Sesim güzel değil dersen, şarkıyı kendi kendine söylersin, kendinde saklarsın. Uyumsuz bildiğin halini de öylece saklayasın, kendi mantığın ile paklayasın. Kuyu ile akan suyun sözüdür - her kulun bildiği- HAK YOLU'na uyduğu ÖZ'üdür. Yerden alırız denilen, sevgi ile karılan, cümle ile aynı karara varılandır. 'Cümle ile aynı karar nedir?' denildi: BİR'dir birliği verir, BİR'dir bir olanı görür, BİR'dir birde oluşur, birde buluşur, bilen ile bilmiyen hamur misali karışır. Bilen bilmeyeni örter. 'Bilmedim.' diyene sözüm: Bilene uysun ÖZ'ün, olumsuz gördü ise gözün, yemin olmasın sözün.

7 Değişeni alma, uyuşanı bil! Bala bir damla sirke katarsan, değişen sirke olur, balda kendini bulur. Sirkeye bir damla bal katarsan, sirkeye uyar, olayları sirke misali duyar. Doğuş, yerli yerinde; katılış, yersiz olmasın. 'Nasıl?' dendi: Balın doğuşu baldır, sirkenin doğuşu sirke. Öyle ise oluşu bilmeliyiz, balı yerinde, sirkeyi, kabında görmeliyiz. Birbirine katmaya çalışmamalıyız. Cümlenize selam olsun, daha önce verilen her bilgi satır-satır okunsun verilenler atlas misali dokunsun.

8 (Kuş eti yendi yenmedi cümlesinin batıni manası var mı DEDE’ciğim?) Ummak güzeldir, günü geçti ise yaprak gazeldir. Her verilen önce madde süzgecinden geçirilir, sonra mana yorumunda oluşturulur. Gerdiğimiz ipte çamaşır sallanıyor ise, rüzgardandır.

9 Dost dilinden verdik, MEVLÂNA’dan söz diledik. Doğumu açtı, söz bize geçti. Alan da veren de şaştı. Denildi ki: 'Ya, doğmadan düşen?' O da iki halde oluşandır. Yerden aldığın sözü, cümleden verdiğin özü." dedi, YUNUS'um yürüdü.

10 Aşamayacağınız yola elbet getirmeyiz, olumsuz yola bırakmayız. El ele verdik, cümlemiz cümleniz ile güldük. 

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

(İzin verirseniz bir soru soracaktım.)

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

11 Sorulan, cümleyedir.