4 Ocak 1980

MEVLÂNA’yım Ben! 

1 YEMEN’den geldiğimiz, görenden olduğumuz, seveni bildiğimiz açıktır. Selam ile geldik, görenden ‘ALLAH’ım RAZI olsun!’ dedik.

2 Tepsi aldım doluya, selam verdim ULU’ya. Yolun açıldığı, selam ile geçildiği görülür. Elde sepet örülür, yolda yolcu görülür. Gelsin gülsün diyelim, HAK SOFRASI’na davet edelim. ‘Derman!’ diyen her kula, Şifa HAK’tan bilirsen, şifa HAK’tan görürsen.

3 Yelden açık gelene, selden örnek verene de ki: Yelin getirdiği, selin götürdüğü, toprağın bitirdiği yerde kalmaz, asla yerden kendini ayırmaz. ’Nasıl?’ denilir: Dağılanı toplar getirir, dağılanı dilediği yere götürür. Nerde olsa buldurur, bulduğu yerde oldurur.

4 “Her yaprağı sayarız, tende BİR’liğe doyarız, canda kimliği ararız. Çalışır, dolaşır DOST sorarız. Saydığımız her yaprakta, kendimize döneriz.” dedi, YUNUS’um söze girdi:

5 “ ‘HAY!’ diyelim, öyle sözü alalım. ‘HAY’ da, doğduğumuzu bilelim. Kundak kimden kime? Toprak, taştan kuma. Çamda yaprak aramazsın, ‘Nerde?’ diye sormazsın. Gelişeni, günden güne bilmezsin. Bilene gönülden açız, bedenli iken elbet kul aciz.

6 ‘Güzellik nedir?’ diyene dedim ki: Doyduğunu söylemeyen, uyduğuna kanmayan, ‘Yerimi bilsem.’ diye kapı-kapı dolanmayan kulda güzellik vardır. ‘Güzel olmıyan nedir?’ diyene dedim ki: Dünya han ise, sen hancı olma yolcuya düzen verme. Yolcu yolunu bilir, dünyadaki yerini bulur. ‘Güzel olmıyan bu mudur?’ dediler, beni sorguya aldılar. Kuşak belde sıkılırsa, çivi duvardan sökülürse, elbet YUNUS dilediğini söyler, gönlünce AŞK’ı peyler, uymayanı paylar. Elbet dünya halinde. Yokluğa dönüştüğü AŞK’ını paylaştığı günde, her hale güzel dedi her halde güzeli buldu. Dünya bana ben dünyaya verdiysem, ben dünyada erdi isem, güzele de özele de sevgimden erdim, dünyada öylece durdum. Gönlümden geleni derdim, cümlenize verdim. Gün güne eklendi, kainatta beklendi. Gün geldi saklandı, her gönül AŞK’ı ile paklandı. Gönüllerimizi yoklayalım, açan gülleri değerinde bilelim; çirkin dediğimiz silelim. Çirkin yoktur olamaz, bilen kulu çirkin göremez!” dedi, YUNUS’um selamladı.

7 “Dağların yücesine, yaylanın gecesine uydum geldim. Geldim buldum, selden yelden sıyrıldım.” dedi, YESEVİ sözü aldı: (Yelden selden murat nedir DEDE’ciğim?)

8 "DOST adına selam! DOST sözüne geleceğim, yelden selden vereceğim. Yel esenin sesidir, gelişen nefesidir, gönlümün kafesidir. YEMEN’den alır, dost ellere iletir. Sel AŞK’ımın sesidir, meşk edenin hevesidir. Dağdan taştan getirir, her sahada toplanır. Birbirine eklenir, gelişenden çok beklenir. ‘Ya yıkarsa?’ denilir: Destan yazmadık! Aynayı aldık, cümleye verdik. Yıkılacak, yel de sel de gelmese yıkılır! Yelden selden kalana bakılır.” dedi YESEVİ adı ile denk olana selamını iletti. “Yanında yardımındayım.” dedi, “ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, DOST eli birbirini tutsun. YEMEN’den selam ile geldim, yerimi dostlara verdim.” dedi, yoldan açılanı verdi.

9 “Demde adımın geçtiği, ÖZ’den ÖZ’ü seçtiği günde şarkımız söylense, kim dinler, gören gözden kim anlar? ‘RABİA HATUN’ denilir, yağdan baldan söylenir. Geçit vermese yollar, bize uymasa haller, ne gelen olurdu, ne ALLAH’ım İZİN verirdi. Duman olmasın gönüllerde, sözümüz kalmasın yollarda.” dedi, RABİA HATUN yürüdü.

10 Demde verelim dedik, DOST ADI’nı söyledik. Elbet yanında olduk, yıldız misali parladık. Oyundan değil koruyan ALLAH’ımın ADI ile elimizi verdik. (ABD’deki cana mı DEDE’ciğim?) EYVALLAH! Daha önce söyledik. Köprüyü öyle kurduk, helvayı öyle kardık. Bildi görecek, gördü sevecek, yolumuza uyacak. ALLAH’ım RAZI olsun. Attığı her adımda kendi benliğine kavuşsun.

11 YEMEN’den her söz dileyen gelse, ALLAH’ım izin verse, günler geceler yetmez, sahifeler hiç bitmez. Katık değil ÖZ’deyiz, sergi değil gözdeyiz. (Katıktan ne mana anlamamız lazım DEDE’ciğim?) Oyundan gelen, söze söz katılan. Daha önce verdik, her dileyene serdik. Sözün özünü HAKK’ın SÖZÜ’nü bildik. Bildiğimizi gine HAKK’ın İZNİ ile her dileyene sunduk, sunacağız. Vergimiz ile bulacağız, bulan ile olacağız. Asla daldan dala konmayacağız. (Daldan dala konmayı biraz daha açıklar mısınız DEDE’ciğim?) Duyan bilir, gören bulur. Dikilen ağacın dalı kırılır. Ne var ki, asla kökü taşınmaz, dalı kırılsa da ağaç aşınmaz. Yeni dallar verir, daha güçlü olur. Cümlenize selam olsun. Her daldan alan kendini bulsun. ALLAH’ıma emanet olunuz. Doğuşun geliştiği yardım ile buluştuğu sorulur. VEYSEL KARANİ selamını iletir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH