15 Şubat 1980

(Tebliğlerde geçen ‘Yoğun çalışma’ ve ‘Yeniye yer verin’ tümcelerinin biraz daha açık olarak tarafınızdan açıklanmasını rica ediyoruz.) 

MEVLÂNA’yım Ben!

1 Geldik gördük cümlenizi selamladık. ‘Aydın günden aydın yöne gidelim.’ diyene de ki: Yaratılan her gün her yön aydındır. Erdiren YÜCE, olduğu gibi, kulun, gördüğü gibi. Aldım verdim seni bende beni O’nda gördüm. 

2 Dost gelene, dost gülene vefalıdır. Dost sevene, dost verene vefalıdır. 'Vermeyene sevmeyene değil mi?’ denilir. Ham meyve nasıl olmuş diye yenilir? Meyveyi dalında olduralım, kulu halinde bulduralım. Derman HAK’tan. Ferman kuldan gelir mi? Kulun yazdığı dileyene derman olur mu? Sunduğumuz her sözde, gördüğümüz her yüzde HAKK’ın yazısını veririz. Öylece görünürüz. Tepsiyi ele alan dost diye dize duran, 'Selam.’ desin yürüsün, her kulunu selamlasın. Dağılan toplanacak.

3 Durana sorsan 'Niye?', 'Beklediğim var.' diye der. Kuyuya ipi attım, bahçeye suyu sattım, nasibe elim verdim, geleni gördüm vereni sardım. Sorsan nasibe el atanın, dilediğini tutanın, eli yağda balda mı, yoksa gönlü Gül'de mi?

4 " 'Oyun.' dedim yürüdüm, yerde izi sürüdüm. Yolu aldı, yerden tozu verdi." dedi, YUNUS'um söze girdi:

5 "Söz sözü üretir, bilene bilmeyeni eletir, görgü saçın taratır. Gelsen gülsen bana mı, yerden versem sana mı? Gel, geldiğin güne dek." dedi, YUNUS'um yürüdü.

6 Buğday verdim değirmene. Beklediğim toz değil, olacağı tuz değil. Elbet unu verecek, kul kendini görecek. Değirmene taş versen kum alırsın. Kumu çölde bulursun. 'Verdiğimi alırım güzeli öyle bulurum.' diyelim, yeniye öyle girelim.

7 Dost eğitir post öğütür. Gölgeden her geçen, güneşi aratır. (Gölgeden murat nedir DEDE’ciğim?) 'Sözün ürediği bilmeyenin türediği.' dersiniz, bileni alkışlar bilmeyeni kınarsınız. Güneş, her bakanın güneşidir. Her bakan yanandandır. Gölgede olan güneşten ayrı kalandır, rengi solandır. (Peki 'Güneş'ten murat nedir DEDE’ciğim?) Güneş aydınlatan. 'Bilinen.' denilir. Aydınlatmaktan murat, maddi manevi görgünü açan, bilgini açan. Akıl eğitir dost odur, gönül öğütür post odur. (Peki 'Güneş' burda 'Arif' ile 'Alim' mi oluyor DEDE’ciğim?) EYVALLAH. ('İyiye yönelelim' diyor, ne demek?) 'Akşam gölgeye gündüz güneşe denktir.’ denilirse örnektir.

8 Güç gelen yerini verendir. Aç ile ancak aç kaldıkta aynı sohbeti yapabilirsin. Aç aştan tok kuştan söz eder. Gözünü ancak doyunca göğe kaldırır. Konuk gelene sözüm: Denilir ki, ‘Elbet çalacak sazım.’ Her söz bilene sazdır, her kışın sonu yazdır. YAZAN'ı gördüğün gibi, sevende bildiğin kadar yeniyi alabilirsin. Sırat köprüsünden açı doyurduk ta geçebilirsin. Sır ordadır. Yeni sözden geldiği gibi. ('Yeni'yi soramaz mıyız?) ('Yeni'den  murat nedir DEDE’ciğim?) YUNUS’um sözü diler:

9 "Geldim verdim alana, sevgi ile dolana. Yeni günün yorumudur. Deme ‘Yağan karı mıdır?’ Gönülden almak bilmek ile olur. Oymayı ele alan bilmezse nasıl oyar? Elden yere koyar. Serdar günden açılır, elbet köprü geçilir. Yeniyi bilen gölgeyi silendir, her var olanı kendi gibi görendir. Olmuş meyveyi önce dağıtan sonra kendine alandır. ‘Çözdüm düğümü.’ dersen, kendinde güç görürsen, ‘Yeniden nasibin yok.’ derim.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

10 “Kumun doğruyu verdiği, kulu dilenene götürdüğü söylenir. Danışalım gelelim, sohbete getirelim.” dedi, NUMAN söze girdi: (HANEFİ HAZRETLERİ mi,  HACI BAYRAM HAZRETLERİ mi?) Evet. (EBU HANEFİ HAZRETLERİ)

11 “Yol münasip denilene, yolum açık verilene. HACI BAYRAM anılır, dost elinden verilir. Ayna senden yol benden. Güzel gördüm hal cümleden olsun.” dedi, NUMAN sözü bağladı.

12 Ağır yük taşıyana 'Darda mısın?' denilmez, derdi nedir sorulmaz. Sardık yükü sırtına, geldi yıktı fırtına, düştü yükün derdine. 'Senden aldım.' diyene. Güldüğü gün gelecek, elbet yardımcı (yardımı) olacak. Ağırlığı geçelim, yeterli geleni seçelim. Umulandan ayrı gelirse şaşmayalım. (Biraz açarlar mı acaba?) Olmayan, yeterli düzeye getirilemez. alacağımız bilgimizden taşamaz. 'Nerden alınır, nerden bilinir?' diyene. Sözümüz açıktır. YÜCE'nin EMRİ'nden, sevenin sabrından. 'Kalınacak.' denilmez. Yürünecek. Daha önce verdiğimiz, yoğun çalışmaya girdiğimiz açıktır. 

13 Aydın, niyazını cümleye verir, aydın cümlede selameti görür, aydın eli ele verir, aydın aldığını almayana bilmeyene bulmayana da dağıtır.

14 Gerçek, kapısını açana dilediğini gösterir. Güzel diyelim güzel görelim. Eğiteni öğüteni sevgimiz ile besleyelim. Kainatı sevgimizle süsleyelim. ALLAH'ım her bileni bilmeyenle bir tutsun. Bilene bilmeyeni katsın, katkıları bir olsun. Cümlesi BİR'de bulsun, güzellik yüzüne gülsün, Gül dibinde buluşsun. ALLAH'ıma emanet olunuz. (Benim için söyleyeceği bir şey yok mu?) (DEDE’ciğim Ağır yükü söyler misiniz bir daha lütfen?) Gölgeden Güneş'e çıkınız.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH