14 Mart 1980

MEVLANA’yım ben!



1 Yapıya kum olana, 
kapıya kul gelene ‘Selam.’ diyelim;
 kucakta söz verene,  ‘HAK ADINA. ’ diyelim.

2 “ ‘Aştan dileğim olsa, taştan elim kurtulsa; ‘ALLAH! ALLAH!’ diyeceğim, her sorana vereceğim.’ denilen, 
susuz dere sanılandır. Suyumuz bol akar, 
gelene gidene gönülden verir. 
Duran attan yol alınmaz, 
yozan ata gem vurulmaz. 
Güzel denilen, halden verilen,  DOST KAPISI’ndan ayrı kalmaz.”
 dedi YUNUS’um
 sözü aldı:

 

3 “Gölge yerini açsa, 
gayret kulunu seçse;
 bilen bilmeyen bulur, 
her kapıya gelirdi.  ‘Dalda diken arama.’ diyene de ki; ‘Dalda dikeni değil, 
kökten ekene baktım. 
Dalda GÜLÜ’ne gönül taktım.’ 
Altın yaprağı alsan, 
gümüş toprağı bulsan; 
ekeceğin eldedir, 
dökeceğin gönülde. 
Kemerden koşum olmaz, 
dağıtan taşım vermez. ‘Doğuya gitsem.’ diyen, 
batıda taşı almaz.”
 dedi YUNUS’um yürüdü.

4 “Altı elma sayarsan, 
ele alıp soyarsan;
 yorum sende kalırdı, 
ağacı bilen yolda yürürdü.”
 dedi GEYLANİ söze geldi:

5 “Ömür sözle oluşmaz, 
kömür yanmadan bilişmez, 
kul sevmeden bölüşmez. 
Kapı-kapı soralım, 
güzel çirkin saralım,  ‘Nedir halin?’ diyelim, 
aşı beraber yiyelim. 
Döne-döne geldik hale, 
gönüllere kurduk kale.” 
dedi GEYLANİ yürüdü.

6 Azı soran çoğu sarandan üstün müdür?
 Azdan çoktan değil,  üstünlük sevendendir. 
Örtüyü, yok olanı değil, 
görünmeyeni açmak için denersin. 
Örtüyü kul halinden sorarsın. 
Dönüşe değil oluşa örtü vurulur. 
Buldukça yerini doldurur. 
Andan ötesi nedir? 
Gelen andır. Bütünleşen, birbirine ekleşendir. Her an bir önceki andan 
bir sonraki ana bağlıdır. 
Özgür, ne var ki az zaman. 
Görünmeyen nedir?
 Her kulu aynı hali mi görür? 
Hayır. 
Çünkü her kul, her an ölür, 
ve her an yeniden doğar. 
Oysa zaman o kadar kısa ki. 
Bir bilen var mıdır?

7 Genişlik kainatta ve kulun doğuşundadır. 
Aydan YEMEN’e söz almaz, 
asla gölgeyi vermez, 
yıldızı yıldıza bağlamaz. 
Duman yanan odundadır, 
dünya kulun adındadır. Gün geçerse gelene bağlanır. Gözden uzak kalmaz, 
çevreyi bilen sormaz.

8 “ ‘Dur.’ dedim yolcuya, ‘Ver.’ dedim hancıya. Dursam yolu tutamam, 
belleğime ADI’nı katamam.” 
dedi MERYEM sözü aldı:

9 “Yolcu handa bulamaz,  ‘Kal.’ desem de kalamaz. 
Usta oymacı arar, oyulacak ağaç sorar. Kütük eline gelmez, 
toprak kökünü silmez. Aramayan ağaç değil, dal bulmaz. 
Dile, ara, 
elbet bulursun, sohbette aldığını görürsün.” 
dedi MERYEM selamını iletti.

10 Kaygu veren silinir, 
ayrı kaba bölünür. ‘Almam.’ diyen dağıtan, arayanı sevindirir. 
Sen-ben aldım
sevindim, 
aldığımla övündüm. ‘Gel.’ diyenden ALLAH’ım RAZI olsun.

11 “Köşke kapı olaydım, 
yoldan öyle geleydim,  ‘Elim öpen.’ diyeydim; ‘Fistan sana uymazdı.’ denilir. Köşkün yapısına, 
kul olsam kapısına;
 elden GÜL’den alanın, her nefeste bulanın, DOST’una selam verenin 
yardımındasın denilirdi.” 
dedi ABDAL, söze köşk kapısından girdi:



12 “ ‘Ahır dolu at ile, 
göl dolu yat ile.’ diyene de ki; ‘Attan yolun alırsın, 
gölde duran yattan ne bulursun?’
 Güzeli aklım aldı, 
çirkini gönlüm sildi; ak ile karayı, aynı kazanda kardı. 
Selam DOST ile ‘Dost.’ diyene, 
selam her kulunu dost bilene. ”
dedi ABDAL yürüdü.

13 Sözünü bağlasan, 
demde HAK ile gönül eğlesen;
 gönülden çirkini ABDAL misali silerdin, ‘Kaygu.’ diyene gülerdin. 

 

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH