30 Ocak 1981

(Tebliğ alınmazdan önce t 23 Ocak 1981 tarihli sözlü tebliği okur: ‘Bir çiçek bin çiçeğin tozudur. Bin çiçek bir çiçeğin yozudur.)

Soru: Bir sohbetinizde, insan aklının çok küçük bir bölümünün (1/8) sahibine hizmet ettiğini söylemiştiniz. Akıl hep bu 1/8 oranında mı çalışacak? Uzak bir gelecekte ‘İlahi Murad’ insan aklının büyük bölümünü kullanma yeteneğini verirse; bu taktirde kul bazı İlahi gerçekleri  kavrar duruma gelecek midir? Bu gün sır olanlar, kulun şuur ve idrak aydınlığına girecek midir?

MEVLÂNA’yım ben!

1 YUNUS’um ile geldik, 'Selam cümleye!' dedik. Gölgeyi sildik, Güneş’e döndük, ‘Şükür ALLAH’ım!’ dedik.

2 “Güneş ile ay bir olmaz, gün ile gece birbirine karışmaz. Yıldızlar yerini vermez. Sayı ile gelenin, sayıda kendini bulanın, açacağı düğüm müdür, alacağı çözüm müdür?

3 ‘Gayrete gelsem bu yaz, dedim geceler ayaz.’ Boş ambarı doldursam, yerden kar kaldırsam; bildiğim bileceğim, gün-gün okuyacağımdır. Az çalışsın çok alışsın, gelenin gidenin derdine düşsün. Geçene yol versin, gelene ‘EYVALLAH!’ desin. Bileceği, okuyacağı kadardır. ‘Dayandım dağa taşa. Kar geldi suyu indi, sırtıma ağrı girdi’ diyene de ki: Dağ taş yükün alamaz, yazılandan öte sır vermez. Yerde yılan görürsen, yüküne düğüm vermez. Verse bile kul çözmez” dedi, YUNUS’um yürüdü.

4 “Geldim buldum, yol üstüne yükü koydum, gelenden sordum” dedi, “Yağandan gidersen alırsın, yükünden kalırsın. Yük verenin sevgisine, yük alanın duygusuna hizmette kalayım, varsın yükü sırtımda taşıyayım. Bol fistanı giydirdiler, başa örtü koydurdular. Yalın ayak olmaz diye, yemeniyi giydirdiler. Selam sizlere gelsin, bilen adımı ansın” dedi, RABİA söze girdi:

5 “Doğuya batıya güldük, gülene elimiz verdik, ‘Suyu kaynağında.’ dedik. Gel gülelim, ‘Selam cümleye!’ diyelim. ‘ALLAH! ALLAH!’ diyenlerle, kapıda bekleyenlerle diz çöktük başımız büktük. El ele verdik, ayağa kalktık. Doğuya döndük, eli elde bulduk. ‘Dünyaya adımız vereceğiz’ dedik, kapı-kapı dolaşmadan, istenmeyen yolu aşmadan, doğuşa geliyoruz! Kapanan kapılara gülüyoruz. Aşımız bol olsun, günümüz aydın!” dedi RABİA sözü KUMANDAN’a verdi:

6 “GÜL Adı’nı analım, ‘Dünya gülsün!’ diyelim. Gül kokusu yayılsın, kainatta duyulsun; gün günümdür, dumanlar dağılsın, başlar eğilsin HAK HUZURU’nda. Halkın niyazı “OL!” dur! HAK verdiğini cümle kulu için verir. Adım her an anılır, andıma denk gelsin! Cümle birlikte olsun! ‘DOST’ diye-diye gittik, bilmeden davar güttük. Döndük huzura vardık. Doğruda kalana, doğuda doğruyu verene selam olsun!’ dedik. EYVALLAH! (Kime EYVALLAH’ DEDE’ciğim) ‘İslam Sofrası mı?’ denildi. ALLAH’ım halk ile halka dönenler iledir! Aydın olsun, günler hayır diye anılsın” dedi, KUMANDAN yürüdü. (KUMANDAN ATATÜRK mü DEDE’ciğim?) EYVALLAH!

7 “Güğüm aldım elime, selam verdim geline, elindeki gülüne. ‘Gelsin bulsun, aldığı gibi sevinsin’ dedim. Çevreyi saracağım, yaprağı sayacağım, seveni sevileni soracağım” dedi, BEHLÜL’üm söze girdi:

8 “İt ile itişme, at ile çatışma! Yerde gördüğün otta böcek varsa, katışma! Gör eline aldığını, sor beline sardığına. De ki: ‘Bildiğim bilmediğim, el aleme sormadığım; gerekli ise bilirdim, meraklı olsam sorardım. Benden bana güzellik, benden sana esenlik; ya senden bana, bana ne? Doğuşun benim değil, oluşun benden olsun. Ölüşün bana değil. Sorma beni, sarma benden geleni. ‘Sar seni seveni, sev senin olanı’ dedim. Dedi ki: ‘Sen O’ndan değil misin? Sen ben değil biz olalım; olgunlukta O’nu bulalım.’ Doğru beni aldırdı, kör kuyudan kaldırdı. Hem güldürdü hem buldurdu. ‘ALLAH’ıma şükürler.’ dedirdi. Bin çiçeğin tozu oldu” dedi, BEHLÜL’üm yürüdü.

9 Alalım verelim, verdiğimizi bilelim. Umduğumuza değil, alacağımıza talip olalım. Silinen, örtüyü gerektirir, bölünen bağlanır; hayır yolda eğlenir. Uygun gelen, yazılı olandır. Aynaya yer veren, kendinde güzeli görendir. Kendinizdeki güzel HAKK’ın NURU’dur. Cümlenize selam olsun.

ALLAH’ım selamette bıraksın.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH