19 Nisan 1981 –Buca-

MEVLÂNA’yım ben!

1 Aydın günde gözü açan, yolunu ormandan seçendir. Yerimiz dar değil, gönlümüz kor oldu. Her yerde kulları DOST’u gördü. Ay doğarsa, suda aksi görülür. Sanılır ki güzelliği sudadır. Güzellik, ay ile suyun birliğindedir. Gümüş renge bürünse, güzel yerde olursa, yer ile birliğe girer. Altın gümüş topraktadır, hava ile su yaprakta. (Yaprak ne manada dedeciğim burada? ÖZ’ümüz mü?) Gözden aldığımız, ÖZ’de bulduğumuz. Kumda gerçek var mıdır? Kul ne kadar bilirse, gerçeği o ölçüde görür. Bilmeye özeniriz, uymaya düşünürüz. Gönül derse ‘Uyalım!’ akıl derse ‘Duyalım’ ikisini bir kazana koyalım.

2 “Karşı geldim yoluna, ‘ALLAH!’ dedim kuluna. Her hali ile biline” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Kaynayan kazana el atma, dostuna asla kin tutma. ÖZ’den aldığını söz ile satma. Ver verebildiğince duymasa bile, sev sevebildiğince uymasa bile. ‘Sözü ben almadım, söz ile duvara destek olmadım’ deyiniz, elbet aşın pişmişini yiyiniz. Pişiremeyene yardımcı olunuz. Almak vermeyi amir kılar. Kolumuz sıvalıdır gönlümüz açık, sanılmasın sözümüz boyalıdır. Aslı gibi görür, aslına uyduğu gibi veririz.

4 Soylu odur ki, suyun akışına uysun. Soylu odur ki, bileni bilmeyeni duysun. Soylu odur ki, aç ile doysun. Sevdik diye geldik. Yerden göğe ‘ALLAH’ım RAZI olsun!’ dedik” dedi, YUNUS’um yürüdü.

5 Meyveler olasıya kadar, kuşlar gelesiye kadar suyun kundağını açacağız. ‘Kundak nedir?’ denildi, daha önce soruldu. Hep kundak verilir sözünü açalım: Darlığı bilenden, genişliği görsün diye; yozluğa dönenden kaydına uysun diye kundak açılır, gelişmesi beklenir. ‘Ay doğdu, gece geldi’ diyene de ki: Gecenin hayrını bilenden olalım, gecede MELEKLER’den NURU’nu alalım. ‘Güneş doğdu, gölge silindi’ diyene de ki: ‘Gecenin doğuşu, kulun geceden oluşuna denktir.’ (DEDE'ciğim, biraz daha açık yazar mısınız bu fikri?) Gecede kendini bulan kul, gönlünde Güneş’i görür. Elbet vergisi cümleye yayılır. Bülbüller ötüşürken, çiçekler bitişirken, kulu itişir olmaz! Elbet düzende o görüşle güzel kalmaz.

6 “Konduk suyun başına, ayak koyduk taşına, karışmayalım işine, niyaz edelim dişine” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

7 “Benden değil, O’ndandır, yangın, söndürendendir. Gel alalım düzünü, pak tutalım yüzünü” dedi, KAYGUSUZ yürüdü. 

8 “Atları ürkütene, ipleri sarkıtana de ki ‘Sen yozandansın!’ Olmaz! Demen için, YARATAN olmalısın. YARATAN’a karşı çıkamazsın! Kulunun yozuna kozuna karışamazsın!” dedi, BEHLÜL sözü aldı:

9 “Yolum uzun geliverdim, sazım ile eli verdim. Dört yol başında dilenen dostu gördüm. Dedi ki: ‘Nerden nereye?’ Dedim: ‘Denizden karaya.’ ‘Almazsan selamı, vermezsen kelamı, gidemezsin, yol karışır çözemezsin, sen kendini bilemezsin.’ Selamı aldım, kelama gönül verdim, ‘YA ALLAH!’ dedim, yolumu dürdüm, acı ile tatlıyı kardım. MERKEZ’imin (MERKEZ EFENDİ) macunu oldu her alan kendini buldu. Soframız birdir, BİR’liğe uymayan kördür. Gönülle birlik, sözü yıkar (yıkamaktan), gönülde birlik çerağ yakar” dedi, BEHLÜL’üm yürüdü.

10 Altı görevli dileriz adını versin. OMAR dedi ki: “Aşmadığın yol bilmediğindir, almadığın ses duymadığındır, vermediğin söz demediğindir. Geldiğine bildiğine olduğuna göre sözün varittir. Dünyaya gelişte, YARATAN’a uyuş vardır. Her EMRİ kuluna kardır.” (Görevliler, talip olanlar mı olacak?) Altı görevli dedik, daha sonra açacağız. ÖZ’ü sözü DOST’a bağlayan, kapısında olanla gülen ağlayan. Diğer görevlilerden ayrı. Gemiye kumu getirmeden sözünü eden, sözünde bir kalan. Toplu gelenlerle birliği kurandan olsun. YUVA’mızın topluluğu. (YUVA’mızın özü ile gelenler arasında irtibat kuracak.) EYVALLAH! Bağlantıyı katkısız kılan. Altı kulu, altısı da katıksız el ele veren (Dedeciğim, şimdi mi ilerde mi görev alınacak? Diğer yuvalarla irtibat kuracaklar mı?) Asla aralarına çamur karıştırmayan. Topluluğun koruyucularına yardımcı. Manevi koruyucularına yardımcı. Unutulmasın, altı kulunun her biri ile ve her birinin diğer kullar ile arasında ne yol ne hal açıklığı olmamalı. ‘Babam!’ denildiği gibi, baba evlat arasında olduğu gibi. ‘Olmazsa?’ diyen talip olmasın, vebali çok büyüktür! Ne söz edilebilir ne söz ettirilebilir. DOST KAPISI’nda, DOST yapısında söz ettik. Suyumuz her dileyene dilediği kadar dağıttık. ALİ’den sözü bağladık:

11 “Alanın vebali kadar, görevi üstlenenin sevabı da büyüktür. ‘Gayret, ALLAH’ım!’ diyelim, yuvanın sahibi a’dan görevin başını çekelim.” dedi, ALİ yürüdü.

12 Açtığın toprakta seni besleyen vardır, diktiğin çiçekte kainatı süsleyen vardır. ALLAH’ıma emanet olunuz. Vazife aşkında yemine durunuz.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

varid:  (vürud. dan) ulaşan, yetişen, gelen, erişen