22 Mayıs 1981

(Bir cesedin toprağa verilmesi veya yakılmasından hangisi ilahi murada uygundur ve niçin? ‘HAY’ ESMA’sının zerreleri diri tuttuğunu söylemiştiniz. Sözlü bir sohbetinizde konu edilen bu zerreler, bedene mi yoksa RUH’a mı aittir?)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kat-kat yol aldık, her kulunda çeşitli hal gördük. ‘ALLAH’ım en güzeline uydur.’ dedik. ‘BENİMLE olan BENİMLE bulur’ denildi. Buluşta eşit değil çeşit vardır. Cümlenize selam olsun. Her yol, BİR’den BİR’edir. ‘Nasıl?’ demeden geldik. ‘Nerden?’ demeden bulduk. ‘Kimden?’ demeden gördük. Kimi kim ile sevdik? Olduğu yerde kalmaz. Her zerrede O’nun verdiği vardır. Her zerre O’nun ADI’na YAR’dır.

2 Gelene yol verdik: “Sabah akşam demeden, aşa acı katmadan, aldım ele kaşığı, sordum bilene aşığı.” dedi, YUNUS’um söze girdi: 

3 “Katlarsam kilimi, denir ki ‘Kirli mi?’ Ne kirinde söz vardır, ne yolunda iz vardır. Atılan her adımda, ALLAH’ımın İZNİ vardır. ‘Sakınayım.’ dediğin olaydan, yıkılana çatarsın. ‘Yoldan çıkayım.’ dersen, çamura batarsın. Bilmediğin yol, sadece gidişi uzatır” dedi, YUNUS’um sözü BEHLÜL’e verdi:

4 “Atı otta bıraktım, nalbant yanında çıraktım, bilene sorarsan ben çoraktım, sevene sorarsan cümle ile varaktım. Elden geldiği gibi, dilden verdiği kadar söyledim. Bilen değil, gülen aldı; uyan değil, sınayan soldu” dedi, BEHLÜL’üm yürüdü.

5 Ne katı ele gelir, ne satır yerde kalır. Bilen bilmeyenle kendini bulur. Tende oluşan, kanda doluşan, canda buluşan, göçte; yerden, gökten, sudan, havadan değil, RUH’undan yer bulur. Ceset, nerde olursa kalır. Dünya, deneyene güzeldir, eleyene değil.

6 Soyunduk ER’liğe, sevindik gürlüğe. Suyun aktığı, kulun ‘Yolum.’ diye baktığı gönüllerde yaktığıdır. Alacağın var ise, yolun çağırır; gönlün dar ise, bahane ayırır. Kumun yerde olduğu, kulun gönül ile bulduğu bilinir. Zerreler madde ile verilir, mana ile beslenir. Gönlünü öyle aç ki, madde olan her zerren mana akımın da erisin. ALLAH’ım, her halde akım alamayan kullarını korusun.

7Elden aldık, kaynağın başından verdik. Düzeni, YEMEN’den verildiğince kurduk. Satır-satır okunsun, her kulu dilince gönlünce dokunsun” dedi, ALİ sözü aldı:

8 “Gelmeyi görevden dedik, gemiden gemiye sözü bağladık. Madde gemisine mana gemisini köprü ile bağladık. Elbet ayrı değil. Dört ER’in dördüncüsünü vermeye, elden geleni söz ile bağlayanı yolun başından bildik. Kaleye gelsin, soyunsun bilsin. Kayıtta olandan, olduğu yeri bulsun. Az ile çok açılır. Yol, yürürsen geçilir. ALLAH’ımın EMRİ ile seçilir. ER’den denildiği gün, erkek kişi düşünülür. Eğiten, h.  Soyunduğu görevden adını bulsun. Kendine verilene layık kalsın. Cümlenize Selamı’nı getirdik. (RESULÜ’nün.) EYVALLLAH. HAK cümleniz ile, cümleniz HAK ile olun. Görevi yüze tamamlayın. (Biraz daha açık lütfeder misiniz?) Daha önce verdik, yüze düz dedik. Kat-kat ALLAH’ım RAZI olsun. RESULÜ’nün Şefaat’i sizlerde kalsın” dedi, ALİ yürüdü.

9 Dört ER’den soru geldi, ‘Görevimiz nedir?’ dendi. DOST KAPISI YUVA’mız, DOST yapısı havamız, DOST’un EMRİ halimiz. Her yuvanın dört duvarı vardır. Dört duvarda dört köşe vardır. ‘Güç katalım’ denilir, cümleye selam edilir. “MEYDAN sizlere açıktır, gelene söz verilir” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze girdi:

10 “MEYDAN’a ER olan gelir. MEYDAN’da ER olan kalır. MEYDAN’a geldik, ‘EYVALLAH.’ dedik. (Benim düşündüğüme de mi ‘EYVALLAH’ dedeciğim?) Evet. Kazanlar kurulur, DOST aşı karılır, her dileyenle paylaşılır. Sen ben silinsin artık. Yetmeyen paylaşılsın artık. DOST dediysek; postta değil her yerde her yönde DOST arayalım. Gördüğümüz, en güzeli olur. Soruya PİR SULTAN cevap verir.” dedi, yürüdü.

11 “Kuyu doldu taş ile, yola geldi baş ile.” dedi, YUNUS’um söze yeniden girdi: “Söz bağlanır ağaca, göz bağlanır yaprağa. Çiçek elde, meyve dilde, güzel gönülde.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

12 Güzel her hali ile, güzel tatlı dil ile, güzel bildiği ile. Bilenin bilmeyenin, görenin görmeyenin YARATAN’ı BİR’dir, BİR’liği buldurur. Senin ile, dilerse buldurur.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH