17 Haziran 1981 BERAT KANDİLİ 

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Cümlenize selam olsun. Her yol dilenen yerde buluştursun. Ayaktayız ayakta olunuz, gönüldeyiz gönüllerde bulunuz, güzelliğe öylece kavuşunuz. Geldik selama durduk, hep olan gelen adına konuştuk, günün yorumunda selamete kavuştuk. Aydın günün yazısı, güzel yolun gezisi dilenen halde olur. Selamda YUNUS selameti bulur:

2 “DOST KAPISI aşınmaz, YAR’e taş toprak taşınmaz. Yerde arpa buğday yok ise, tavuk eşinmez” dedi, YUNUS’um selam ile yürüdü. ‘Taş toprak yükten midir?’ denildi: Taş toprak yükten değil, HAK’tandır. Ne var ki, HAKK’a götürmeye değil.

3 Saydık gelen geçeni, sorduk yolu seçeni. ‘Aynaya mı, aynadan mı?’ dediler, niyette gelişeni değil, değişeni sordular. Aynaya, niyet eden bakar. Aynadan alan, kendinde olanı seçer. Ben benden bulursam, çevrede olandan görürsem; ‘Halime geldim.’ derim, öylece aşk meyvesini yerim. Olmazsa değişen, görülmez gelişen.” dedi, ALİ sözü aldı: 

4 “Akşam sabah bilindiği gibi, olaylar görüldüğü gibi alınsa; görüşte aykırılık olmazdı, kimsenin kimseden sorgusu kalmazdı. Söz ezmez, sözcü silmez” dedi, selamın gelişine saygı ile durdu. “ÖZ’den aldık, ÖZ’den bildik; selamı RESULÜ’nden getirdik. ALLAH’ım SEN’den bildik, RESULÜ’nden bulduk, cümle ile olduk! Selam olsun onlara, O’ndan söz alanlara, kendinden kendini silenlere, kendini cümle ile bölenlere” dedi, her kulunda gönüller dolusu selam bıraktı.

5 ‘ALİ’nin sözü.’ denilir, HAK ADI’nda ÖZ’ünden verilen görülür. Ben, benden bilmeden senden bulamam; ben, bende olanı görmeden sana veremem. Yerden gökten RAHMET gelir, RAHMETİ cümlenizi bulur. Gecede kaygular silinsin, ‘Her kulu kendinde olanı bilir’ denilsin. Gördük ki, bilenin bilmeyenden ayrısı yok. (Kendinde olandan murat ne acaba?) Kendinde olan, HAK NURU’dur. Hiç bir kulunun, ne az ne çok ayrısı yoktur, bilenle bilmiyen vardır. Daha önce dediğimiz odur. Bilenle bilmiyen ayrıda değil diye. Ayrıya düşseydi, KENDİ’nden olmazdı, ‘VAREDEN!’ denmezdi. Bilirsen kulusun, bilmezsen hatalısın. Kendini bilmeye bulmaya mecbursun! O’ndan geldin, O’na döneceksin! Öyle ise, sende olanı bileceksin! Bilmezsen, O’na ne yüzle döneceksin?! (Koşullarını kim hazırlayacak bunun?) ‘Şükür ALLAH’ım!’ diyelim, kendimizi bildiğimize dua edelim, bilmeyene yardımcı olalım. ‘Nasıl olalım?’ denildi: Sizlere gelen yardımcıları unutmayın! (Şeytan ile ULU’yu nasıl ayıracağız?) Gönlüne sadece ALLAH’ımı aldı isen, kainatı koydu isen, Şeytan’a yer kalmaz!

6 Ayaktayız ayakta olunuz, her seherde ‘Şükür ALLAH’ım!’ deyiniz! (Sabah namazı mı?) EYVALLAH! RESULÜ’nden selam aldık. Halini bildik, o’na uyduk; CELALİ’ni sevdik, CEMALİ’ne talip olduk. Satır-satır gelenleri, her zerremize oya misali işledik. AŞK oduna yandı mı, ‘Güzel bende.’ dedi mi? (Satır-satır gelenden maksat ne acaba?) KUR’AN uyanı, KUR’AN okuyanı açar, her satırda ayrı sırlarından geçer.

7 Kapılar açıldı geçiverelim, gideni geleni seçiverelim. Can dedik, CANAN’a uyduk, her kulunda güzellik gördük. (Geleni geçeni biz mi seçeceğiz?) Seçen HAK’tır; seçilen, HAKK’a. Seçen HAK’tır; seçilen halka. Halk ile BİR’liğe gidersen, kendini HAK’ta bulursun” dedi, ALİ cümlenizi selamladı: “Selam! Selam! Selam! Kapılar açık!” dedi, ALİ müjdeyi verdi. Demde gölgeyi silen HAKK’ın RAHMETİ güldü.

8 “ÖZ’de senin, ÖZ’de benim, cümlede ÖZ’ün sözü vardır” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: 

9 “Ak üzüm kara üzüm, gecede gördü gözüm, mest oldu seven ÖZ’üm. ‘Karşı gelen sayılmaz, ‘Güzel.’ diye övülmez’ diyene de ki: Karşıya arşı koysan, seferde söz var. Asi gelene, bilmezse bilenden ÖZ ver. ‘ÖZ nasıl verilir?’ denildi: Sevgiden verdiğin ÖZ’ündür, sevgi ile verdiğin sözündür. Yakın uzak kalmasın, görev bilen her kulu ayakta olsun! ALİ’nin sözünde nokta vardır, uzamaz! Hiç bir kulu gün gelmeden kesemez, bilinsin! Her satıra uyulsun!”

10 AK ŞEMSETTİN söze geldi, soframızda dize geldi:

11 “HAK ADI anılırsa, YUVA’da cümlesi görülür, yakın uzak birlikte olunur, güzellik öylece bulunur” dedi, FATİH’e verdiği öğüdü cümleye tekrarladı. (Fatih Sultan Mehmet’e verilen öğüt nedir?) Cümlede ol! HAK’tan bil! Dayandığın kadar bul! Gine, cümle ile gül! Öğüdümü tuttu. Çünkü, HAKK’ın RAHMET’ini tattı, adını kitaba taktı. Almayı bildiği kadar verenden olursa, kaleden kaleye TEKLİK’i bilirse, elbet gülenden olur, seven ile sevileni bulur” dedi, AK ŞEMSETTİN sözü VEFA’ya verdi:

12 “Ne güzel oluşur, güzeller buluşur, öylece her zerre olumlu gelişir” dedi, sözü MERKEZ’ime verdi:

13 “Saydığım çiçek değil, sevdiğim yalnız böcek değil; bulduğum hatalı kucak değil. ÖZ’de ÖZ ile buluştuk, sizlerde olduğu gibi bizler de görüştük. Görmekten maksat, iki alemden konuştuk. (Dünya gününüzde mi efendim?) Bu gün bu gece. Yazımızın yazıldığı, güne kadar okunduğu, düğümlü düğümsüz dokunduğu gece. ‘Yolumuz uzun.’ diyene de ki: Konu, seferden değil, seherdendir, her olay güzeldendir. Ben geldim seni buldum, sende güzeli gördüm. Sen de beni bulursan, güzelden demez misin?” dedi, MERKEZ’im selamladı.

14 “Bağın tozu kalkacak, güneş gördü erecek. Üzümler toplanacak, şişelerde sırlanacak. ‘Sırdaş’ nerde nasıl oluşur, kimde neyle buluşur?” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı: 

15 “Denmesin ‘Üzümler ermedi, bağa girip toplanmadı, şarap olup katlanmadı.’ YUNUS’um derki: ‘Geçen yıl, bu yıla mihenktir, şişeler sırlandı ise cümleye ahenktir.’ Hazır olsun, söze gelsin; her görevli ayağa kalksın” dedi HACI BEKTAŞ selamladı. 

16 Az esti suyu seçti, ABDÜLKADİR GEYLANİ sohbette yerini aldı:

17 “Göz ile NUR’lanan, söz ile kirlenmez! Şarap mahzene girmeden sırlanmaz!” dedi, GEYLANİ selamladı.

18 ÖZ ÖZ’de saklanmaz! Beden var oldukça, yerden gökten her geleni aldıkça oyma misali gelişir; bilen bilmiyen ile buluşur. Oyayı bilen işler, sofrayı seven düşler. Ayağa gelse de taşlar, bildik bileceğiz, ‘ALLAH’ımdan.’ diyeceğiz; taşı tekme ile değil, elimiz ile kenara koyacağız. Tekme ile vurursak, kendi canımız yanar.

19 Selamına erdik, ‘Şükür ALLAH’ım!’ diyelim. Az yiyelim, az uyuyalım, her yönde her günde O’nun ile baş başa kalalım. ‘TEKLİK’e mi?’ dendi: Çok ile TEKLİK, en güzeldir ayrı kalmadıkça. Benden sana, senden ona halkayı kurdun mu; olanlar YÜCE’den size akar, sizden YÜCE’ye bakar. Cümlenize selam olsun . ‘Kader’ denilen her satırda yazılan; sizlerde tecelli ettiği gibi, cümlede de kalsın. ‘Ne demek?’ dendi: Kaderde yazılı olan, sizlere selam ile gelen, her kuluna nasip midir? Yanılma olmasın, ‘Selam, yalnız bize mi?’ denilmesin. Selam sizler ile kainata, her zerreye. Ne var ki, bilen bilmeyenden şanslıdır. Bilenin şansını arttıran, aramasıdır, aradığını bilmesidir, bildiğini bulmasıdır. Mutluluk sizlerle kalsın. Soframız her gece zengin olsun.

20 ‘Kapılar açıldı.’ müjdesine kimsenin şüphesi kalmasın. O’ndan gelmeyen verilmez, bağladığımız her yuva aslımızdan silinmez.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

21 (‘Bağladığım her yuva aslımızdan silinmez’ ne demek dedeciğim?) Asıl olan HAK’tır, HAK’tan gelendir; YUVA’mıza her gelen, bunu bilendir.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

Resim verilir:

22 RESULÜ’nden selam getiren ALİ ile FATMA SULTAN. “HAK ADI’na adın verdik, her zerreye selam verdik” dediler, gecede cümlenize resimlerini hediye ettiler.