19 Haziran 1981
(28 Ekim 1972
tarihli tebliğde 111 rakamı veriliyor. Bunun 26 Mayıs 1981 deki 101’lerle
ilgisi var mı? Berat Kandili tebliğinde canlara namaz önerilmekte,
YUVA’mızın merkez olacağı bildirilmektedir. Yorumumuz doğru mudur?)
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kucak dolusu selam ile geldik, cümlenize güldük, ‘GÜL’ü
ile BİR olsunlar!’ dedik.
2 Niyazımız, kainatta cümleyi bulur; her gelen, kendi
dilediği gibi alır. Namaz, Müslüman kullarına RESULÜ ile verilir.
Gerektiği değil, şartıdır! Gerçeğin açıklığı, düzenden
bilinir, VEREN’den sorulur. Bildiğiniz, ‘gölgeden çıkayım’ diyene,
gerçeği vermektir. ‘Gerekeni ben bilirim’ diyen, VEREN ile kendi
irtibatını kesendir, ÖZ’ünü silip bedenine küsendir. Bilgimize bilgi eklemek,
HAK’tan geleni beklemektir.
3 Kumun vergisi denildi, daha önce verildi. ‘111’ de, MANA
ALEMİ’nin düzeni vardır. YUVA’daki düzende, verilen ve alınan isimler
vardır; ‘Görevli’ denilir.
4 “Gönülden çıktık yola, bakındık her bir kula, dedik
‘ALLAH ADI’dır dayandığı’ Ağaç olalım cümlesine, niyaz ettiği
kadar verelim” dedi, YUNUS’um söze girdi:
5 “Dağdan attığı adım, yola götürür;
taş ile vursa da dilediğini buldurur. Gözün gördüğü kadar
genişler, ÖZ’ün sevdiği kadar genişler. Yerden göğe alırız,
cümlede hayır görürüz. Dayandığımız ağacı bilendensek, yakın yerde
suyun olduğuna inanırız” dedi, YUNUS’um yürüdü.
6 Az aşın sözü olur, sert taşın izi
kalır. Gelenin dostluğunda, cümlenin gönlü kalır. (Gelen kimdir?) ‘Aşamam’ dediği dağdan,
koşa koşa gelen, kendini HAK SOFRASI’nda bulan, güzele ömür boyu
doyan AKŞEMSETTİN
7 “Sayman diyelim, sayıya yer verelim, kaydını öyle
düşelim. Ek, ekte barınmaz, yük yüke vurulamaz. Kulu kendine döndü, kulu
kendinde söndü, aklına gelenden, yakın kalamaz. Yaprak oldu sayacak, bedeni
nefisten soyacak. Güneşe döndü, buzdan kayacak, SEVGİLİ’ye
gönlünce ömrünce bağlı kalacak. Elbet SEVGİLİ HAK’tır, sevgi
halkta” dedi, AKŞEMSETTİN yürüdü.
8 Kapıları açana, nefis yapısından kaçana selam
olsun! Kuma adım attı kendine dönsün! Andığımız, sevdiğimiz, adı ile
umduğumuz RESULÜ’ne gönülden yönelttiğimiz niyazlarımızdan elbet
Şefaati’ni bulacağız! Akan sular götürür, nefsi bedende bitirir,
şüpheleri kaldırır. Çünkü HAK ile BİR olduğuna inandırır.
İnananlar O’nundur, O’nadır. İnandı isen, O’ndandır. Soğuk sıcak
verecek, güzel çirkin görecek, tatlı acı yiyecek, ‘Hepsi güzel’ diyecek; o
zaman kulluğunu bilecek. ‘Umut nedir?’ denildi. Verdiğini değil,
vereceğini beklemek, vermezse kaderine küsmek. Vereceği değil
verdiğidir güzel olan. Kaderinde vereceği yoktur, sadece verdiği
vardır. DOST KAPISI’na duran bilir, DOST yapısına gelen görür. Uyum,
güzelliğin aynasıdır.
9 Yoğun çalışalım dedik, sayfayı öyle
açtık. Yoğun çalışmada defter açmak değil, zerrelerde O’nun
verdiğini dosdoğru görmek, görmezse göstermek. Önce her kulunun
birbiri ile uyum sağlaması, ne denirse densin, kim ne yerse yesin, ‘Sadece
HAKK’ın verdiği vardır’ desin. Hata ararsan hataya düşersin, sende
senden gidene şaşarsın. Bilenin bilmeyenden üstünlüğü, yerine
nokta koymasıdır. Noktayı silersen, bilmeyenin haline düşersin.
10 “Bayrak alsam elime, yumuşak söz versem
dilime, uyarlar mı halime?” dedi, KUMANDAN MUSTAFA söze girdi:
11 “Altın yazı yazacağım, her sorandan
bileceğim, bilmeyeni sileceğim, umulan günde geleceğim” dedi,
selamladı yürüdü. (Umulan günden murat
nedir?) Kement atan her yolcu, duracak hanı arar, hancıdan günü sorar.
Hancı yolcudan alır, yolcu kendinden bilir. Ne yolcu ne hancı, sayfadaki
sırları bilemezler, okunan satırlarda noktayı koyamazlar. Bilirsem bana
değil sanadır, bilirsen sende değil bendedir. “Ne aradım ne sordum,
her hali hayra yordum. Baktım yolum açılmış, dileyenle geçilmiş, en
güzel seçilmiş. ‘Şükür ALLAH’ım’ dedim, adımı cümlenize verdim.
Yoğun konuk geleydi, hepsi benden alaydı, sevincim çok-çok olur, sevgileri
bende kalırdı” dedi, SEYYİT ÖMER yürüdü.
12 Öncü olayım dersen yanılırsın, bir kenara
konulursun. Kainatta her zerre birbirinin hizmetinde. Öyle ise, ne öncü ne
şah olamaz, ALLAH’ımdan başka kimse veremez. Şeytan’ı aklından
silmeyen, kendinde olanı bulamaz. O’ndan geldik, O’ndan bulduk, O’ndan
başka güçte sorgumuz olamaz. Çünkü YARATAN O’dur, ne varsa O’nundur. O’nun
olan, O’ndan gelene söz edemez. Sözü var ise, kendine desin, kendinde olanı
bulsun, ‘Şükür ALLAH’ım’ desin, secdeye başını koysun.
13 ‘SEYYİT ÖMER kim?’ denildi. RESULÜ’nün üçüncü
kuşak torunu. Kendine değil, YUVA’ya geldi, YUVA’da cümle ile
GARİB’i selamladı. El elde, söz dilde olacak, günden sonra söz ile
verecek. Her sözde SEYYİT ÖMER gelecek, sırtında nefesini verecek, öyle
güzellik kainatta kalacak. ‘Gördüm’ derse gördüğündendir, şüphesi
asla olmayacak.
14 ALLAH’ıma emanet olunuz. SEYYİT ÖMER ile
ALİ, söz ile diğer görevlilerin adını gün-gün verecek (Sözlü mü verecek?) EYVALLAH!
15 Konuk gelenin selamını aldık. (YUVA’ya ilk kez katılan konuk için) Açılacak
yerden nane toplarken, çözülecek kendinde olanı katlarken.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH