28 Temmuz 1981 Kadir gecesi

MEVLÂNA’yım ben!

1 Koyun kuzu yerdedir, kulu, yolu YAR’dadır. Kimine ODU’n verir, kimine ADI’n söyletir. Gönüller yıkandı anda, cümlemiz gördük O’nda. Geldik gelenler ile, gördük sevenler ile; dedik ‘Arayanı bulanlar ile’. Haşrolalım, kayıtta kainatı bulalım. Yapımız ÖZ’dür bizim, kapımız hazdır bizim, sözümüz kozdur bizim. ‘Gel!’ dedik dünden güne, ‘Bul!’ dedik yönden cana. Kumda ayak izi var, sevenlerin dizi var; her satırda HAKK’ın RAHMET sözü var.

2 MEVLANA’yım ÖZ’ünde, BİR’Liği buldum sözünde, değişmeyen yazımda. ‘Gel!’ diyene uyarsan, HAK SÖZÜ’nü duyarsan; bilesin ki yerdesin, duyasın ki YAR’dasın! ‘Koyun kuzu yerdedir!’ dedik, sözümüze öyle girdik. Bilmeden uyan.

3 “Adım attım yerde fidanı tuttum. Dedim ‘Kimdendir?’ YUNUS sözü alırsa bilin ki serdendir” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 

4 “ ‘Gelmeye gülmeye özendim,’ diyen, düzende kendine yer arayandır. ‘Doydum şükür!’ diyelim, uyduk güzele bilelim. Yerde ayak kalırsa, gözde seni bulursa, ÖZ’de O’na uyacaktır. ‘YA ALLAH!’ dedik, ayakta öyle kaldık. Deste uzun, uzamalı; gözde seven bulunmalı” dedi, YUNUS’um sözü TABDUK’a verdi:

5 “Geçmiş diye ezilene, ‘Gelmez!’ diye üzülene; yaprak-yaprak vereceğiz, yerden sevabına katılacağız. DOST yapısı ER’den bilinir, kapısı her gelene açılır. DOST’u benden ararsan, DOST’u YUNUS’tan sorarsan, denilir ki: ‘Aç elini, gör gönlünü; kır dizini, ez sözünü’ Alacağın YEMEN’dir! YEMEN’den selam ile geldik, söz ALİ’den dedik:

6Gayrıyı sildik, gerçeği O’nda gördük. O var eden, O yar eden. O’ndan gelene DOST diyelim! DOST’u her zerreye mal edelim. RESULÜ’nü bilelim! Bildiğimizi hal edelim! ‘Kalmaz elde, durmaz yolda’ diyene de ki: ‘O GÖREN’dir, O VEREN’dir, O layık olana gösterendir’ ‘Selam! Selam! Selam!’ diye geldik, Selamı'nı ilettik. ‘Can adına CANAN’ı ansınlar, AŞK oduna yansınlar, şarabına kansınlar. Yerden gökten aldıklarına ‘Şükür ALLAH’ım’ desinler” dedi, cümlenize şefaatçi olduğunu, halde uyanı bulduğunu bildirmenizi dilediler. ‘Selam! Selam! Selam!’ Adı’na geldik, Adı ile verdik. RESULÜ ile demde oluşanı gösterdik. Katıyı sileceğiz, kötüyü seveceğiz, güzeli öyle göreceğiz. ALLAH’ıma emanet olunuz. 

7 (Efendim, ‘Layık olana gösterilecek’ olan nedir?) Günün güzelliğinde, ömrün özelliği vardır. Ölçü yüzyıl verildi; cümlemiz ayağa kaldırıldı. O’ndan O’na çember çizildi. Dilenmeyen her olay çözüldü. Dağılan bulutlar misali. Yerli yersiz yağacak, güneşe meydan açacak. Yağan her damla RAHMET’tir. Sel gibi gelse de zahmete vursa da! Atmayan damar kanı devretmez, dağılsa da muhabbet, kuluna cevretmez. Gönülde bulduk O’nu, kainatta gördük O’nu. ‘Nerden?’ ‘Nasıl?’ demeden. Yerden aldığın otta, O’nun ADI’nı vermeden aradığını bulamazsın” dedi, ALİ selamını cümlenize iletti.

8 “Halk ile BİR olduysan, halkta sefa bulduysan, sen seni aramadan görürsün, özlediğini bulursun. Halka sözün vermezsen, halkta ÖZ’ün görmezsen; ‘Sen, ben!’ diye ağlarsın, başına kara bağlarsın” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze girdi:

9 “Gedik gördük az diye, gelmeyenler yaz diye; bilen bilmiyen söz diye, cümlemiz biliriz ÖZ diye. Kucak açtık öksüze, el çevirdik haksıza, diz büktük sayı gördük, DOST ile söz bağladık. ‘HAK bizimle, HAK sizinle, ‘Cümlemiz ÖZÜN’le ALLAH’ım!’ dedik, bilene bilmeyene el salladık, selam verdik” dedi, PİR SULTAN ABDAL yürüdü.

10 KAYGUSUZ geldi söze, dedi “Ne verdi ÖZ’e? Gündüz gece bağlanır, kul gördüğü ile eğlenir. Gözün sözü değildir, ÖZ’den alırsın, yerde bulduğunu HAK’tan bilirsin. Sende bende olanı, DOST ile bir bulanı arayana vermezsen, görmekten kalırsın. (Haksızlık olmaz mı efendim?) Aldığın sende kalsa, sende düğümü bulsa, yerli yerinde midir? Senden O’na dönecek, O’ndan yenisi gelecek. Hiç bir zerre devretmeden kendini yenilemez! Sende kalan, mahkum olandır. 

11 Konuk gelene selam olsun, dilenen her hali kendinde bulsun. ‘KAYGUSUZ verdi’ desin. (Kime DEDE’ciğim?) ‘Hekim’ denene, sayfaya nokta koyana.

12 ‘Akmayan kan kendini yenilemez denildi. Bilgi de öyledir. Vereceksin ki yenisi gelsin” dedi KAYGUSUZ HAK’tan asla haksızlık gelmeyeceğini söyledi

13 “Kayalar düze inmez, kopmadı ise; deryalar sözü vermez, yerden geleni katmadı ise. Aldık verdik sözünü, ‘Güzel.’ dedik ÖZ’ünü, HAK yazmıştır yazını. Gördüğün halde, bulduğun yolda ‘OL!’ denilen günde ‘Seninle olacağız’ dediğimiz, görgüde verdiğimizdir” dedi, SARI ANA gül bahçesinde seveni buldu. “ Gölgeye değil, Güneş’e bakalım! ADI’nı değil, ODU’nu yakalım! Her çiçekte; rengin kokunun en güzelini duyalım! Ne var ki, GÜL’ü ile beraber kalalım” dedi, sözü MERYEM’e verdi: 

14 “İnce kalın sözdedir, güzel yazı sizdedir, bütün alem gözdedir, TOKTAY’ın selamını getirdim, cümle dilenmeyeni götürdüm” dedi, MERYEM selamladı.

15 ‘Dilenmeyen nedir?’ denilir: Nefsine, nefesine; uymayan kafesine el verdik; ‘RABB’im!’ dedik, kulu adına niyaza durduk. ‘Yazılan en güzeldir’ dediler, RESULÜ ile TOKTAY SELAMI’nı ilettiler. (Kimin selamını?) ‘ALLAH! ALLAH! ALLAH!’ diyelim, ADI ile kendimizi bulalım. HAK ADI sende bende, SELAMI, senden benden; cümleye O’ndan!” dedi, MERYEM yürüdü.

16 ‘Kapı açıldı!’ dedik. Her günde O’nu gördük, yönünü aldık, ‘Şükür ALLAH’ım!’ dedik. ALLAH’ıma emanet olunuz.

(Dün gece rüyamda gördüğüm üç kişiden erkek olanı DEDE'miz miydi?) Gerçek güzeldir. Görülen görüldüğü yerdedir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH