19 Ekim 1981
(YÜCE ALEM'in
çağrısı üzerine Dört ER'in ikinci toplantısı)
MEVLÂNA’yım ben!
1 Niyaz ile geldik, gönüllerde açan gülleri gördük,
SAHİBİ'ne şükrettik. Ne sözün gelişidir, ne 'Uysun.'
denişidir. Uyulana verdik, 'ALLAH'ım RAZI olsun.' dedik.
2 Sende şekil, bende renk, bizde ahenk vardır. (Sözlü tebliğin açıklaması.)
EYVALLAH! Sen ben olmazsa, biz yoktur. Sözün verildiği günde, her
peygamber kendine değil, kendinde olanı anlatır. Ahlak; yolun yönün tek
götürücüsüdür. Geldik verdik, seni beni sildik, bizde en güzeli bulduk. Neden
sen, neden ben? Seni bilmezsem, beni anlatamam; sensiz bensiz, bizi bulamam.
Olay budur.
3 "Güzeli zerrede buldum, dünyaya öyle doydum.
Doyduğum gün doğdum. Günün oluşu kulun buluşuna denktir;
ayna her bakana zevktir. Doğduk bu gün doyduk dün. Sayacağız
seveceğiz, kaydımıza uyacağız. ALİ'den gelen sözde, cümleye
bakan ÖZ'de, her renk kendini gösterir." dedi, ALİ söze geldi:
4 "Düz ova, ekene açıktır; yüce dağlar gidene
geçittir. Ovada ekine bakınız, dağda geçit arayınız. Kendinize değil,
gelene geleceğe. Hiç bir olay güne değil geleceğedir. RESULÜ'ne;
ALİ adı ile, OMAR andı ile, OSMAN dengi ile, EBUBEKİR canı ile
katıldı. Asla dönüş yoktur.
5 'Gel' diyene uyacak, 'Dur.' diyeni
duyacaksınız. Altı günde bir YUNUS misali ağaç gölgesi bulup, bir saat
olduğu gibi bedeni muhasaraya alacaksınız, sadece akıl ile
çalışacaksınız. Akılda, yerden göğe sırlar vardır. Sadece DOST olanı
düşünün. Anda gelecek, tek kelime verecek, yeniyi öylece çözeceksiniz. (Dört ER için mi?) EYVALLAH. (Bedenin muhasarası nasıl olacak? Meditasyon yöntemleri
kullanılacak, öyle mi?) Mindersiz toprak, kurumuş yaprak. Mendil
olmadan, gözyaşı geldiği gibi aksın silinmeden. Her zerre vericidir. (DOST'tan maksat ULULAR'ımız mı?) ALLAH'ım. O,
O'ndan, O'na. Sadece bunu düşünelim ve bilelim ki, O'nun olan, O'nu
arayana verilir. Asla şüpheye düşmeyelim. 'Ne göreceğim?'
değil, 'Ne bileceğim?' diyelim. Görgü şekildir, bilgi ÖZ.
Yaprağı ezmeden, dalını çizmeden sevelim, okşayalım. 'Gören ne der?'
demiyelim. Niyaz öylece oluşur, ÖZ'ün ÖZ ile buluşur. Niyaz edelim.
'Nasıl diyelim?' denir: 'Senin ile benim ile BİR olduk, bizi bulduk, ÖZ'e
öyle vardık.' Niyaz; gönülden geldiğince olur, dilden döküldüğünce
kalır, kulu gönlünü açtığı kadar alır. ALLAH'ım mutlu kılsın. Alıcı
olduğunuz bildirildi. Gölgeyi siliniz, açılacak yola tereddütsüz
katılınız." dedi, ALİ RESULÜ'nün Selamı'nı iletti yürüdü.
6 'Gel.' dediğimiz her kul, gelişi
sözden aldı. 'Sev.' dediğimiz her kul, sevgiyi gözden sandı. 'Bul.'
dediğimiz her kul elinde dilinde olanla kaldı. 'Görevli.' dediğimiz
kulları; her zerreyi belledi, benliğini külledi. Sorana selamını yolladı.
ALLAH'ım RAZI olsun. Her kulu, görevinin HAK tarafından verildiğini
bilsin. EMRİ'ne uyarız. O'ndan geldik, O'ndan geleni söyleriz. 'Neden seçilmiş?'
denir: Daha önce dedik, 'Maddeyi dilediğine, manayı dileyene verir.' Elbet
manayı dilemek, uymak ile olur. 'Hatalarımıza rağmen mi?' denildi: Ummak,
hatalardan uzak kalmayı getirir, kulu dilediği yola götürür. Olay budur.
'Talip olan da aynı mıdır?' denildi: Elbet talep ettiren YÜCE'dir. ALLAH'ıma
emanet olunuz. Gelen kelimeleri bir araya getiriniz. Dört kelime bir sırdır.
ALLAH'a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH