18 Şubat 1982
(12 Şubat
1982 tarihli tebliğde YUNUS EMRE s’ye şu satırlarla yönelmişti:
“ DURGUT’a sorduğun gün alacağın bilinir, dilenen öylece bulunur.”
Aşağıdaki tebliğ bu nedenle
toplanıldığında verilmiştir.)
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kervan yola dizilir, kum ayağın altında ezilir; her
yolda gidene, her davar güdene YARDIMCI gönderilir. Cümlenize selam olsun, kumu
tane-tane bilenden ALLAH’ım razı gelsin.
2 Selamın ilettim, YUNUS’um ile YUVA’yı yol ettim, bileni
bilmeyeni kul ettim, her sohbette YUVA’nın aşına tuz ektim. ‘Bilen
bilmeyen kul değil mi?’ denilir, nasıl kul ettiğim sorulur: Her
yaratılmış insan kuldur, elbet bilirse, ‘Kuluyum’’ diye kendini görürse,
kendi ile kendini bulursa. ’Kul ettim.’ denilen, gördüğümü
söylediğimdir. Bilse bilmese kulluğunu bulacak, kulluğu ile
övünecek. ALLAH’ım ondan razı olsun ki, ‘Kuluyum!’ dedi, kulluğunu dünyada
tasdik etti. Her var olan, yaratılandır, kul değildir! Kul sadece
insandır! Her yaratılan, kulu içindir. Kulluk; yaratılan varlık değil! Yaratılan
varlığın yerine her gün yenisi gelir. Kul bir defa gelir, bir defa döner!
3 ÖZ denilen gerçeğe dönülendir. Kul kendi ÖZ’ünü
değil, kendinde olan ÖZ’ü bulur. (Kendi ÖZ’ü nedir?) Kendi ÖZ’ü CAN’dır, kendindeki ÖZ RUH.
Yapısı CAN ile yoğurulur, RUH ile diridir. (CAN’ın da yerine yenisi gelir mi?) Sekaratta
olan hastanın sadece CAN’ı vardır! (RUH’u uçup gidiyor mu?) RUH’u yerini aramaktadır, yerini
bulduğu an CAN da çekilir. (Her
zaman RUH yerini arar mı?) Kaynak yorumsuz kalsın. (Neden kalsın?) Söylenilen
yoruma verilmesin kayguya yol açar. (Diğer canlara bu tebliği iletelim mi?) Hayır dedik
ya! Yaprak yerde kalırsa rengi yeşil olursa ölü müdür diri midir? Dalından
koptu ise, elbet ölüdür kuruyasıya kadar. ‘Kendini bilenden.’ demedik, kendini
bilmediği andan itibaren. (Sekaratta
mı?) ‘Kopuk kopuk verilir ‘ denilmesin. Her verilen belli bir düzenin
yaprağıdır. Her biri bir araya geldikte, bir kitabı oluşturur.
Konular tek-tek, ne var ki esas bir bütündür. İnsan kendi bedenini de
ararsa, mide kalp ciğerler böbrek hepsi ayrı-ayrı. Esasta bir bütündür.
Asıl olan bütüne yön verendir. (Bütüne
yön veren nedir?) Gönül! Yani RUH’u ile kafasının yani aklının
bütünleştiği mantık süzgecinden geçtiği, AŞK’ın
oluştuğu kabıdır. RUH ne verir ne alır? Yemin ederim ki; bilendir
,bildirendir, almaktan öte dilendiği kadar verendir. Aklını kör etme! (Biz dilediğimiz kadar mı
verir?) RUH dilediği kadar. (Kime veriyor?) Kapalı kalan RUH’a. Açın örtünüzü, görün
kendinizi. Seher vakti sen bensin, ben de sen! Konuk değil asılda olansın!
Akıl değil, asıl olansın! Akıl sende değil sende olandadır. Müyesser
eylediği her kulu, saf ve duru kalmıştır, seyrinde kendini
bulmuştur.
4 Saymayı yeterli bulursan, söğütte otur düşün.
Gamda kendini boğma, kaygu ile RUH’unu perdeleme! (Saymaktan kasıt nedir?) gönül kabına
döktüğün AŞK’ı günlere bölme! O bir bütündür zamana sığmayan.
‘Sayma’ dediğimiz odur. (Altı
günde bir, bir saat tefekkür etmemizi söylemiştiniz) Dilersen altı
ayda otur. (Altı günde bir
oluşu alışkanlık için o zaman) EYVALLAH! (Neyin alışkanlığı?)
Oturma.
5 Kendimi O’ndan aldım, kendimi O’ndan saydım,
düşündüm ki, aldığımdan saydığımdan değil, asıldan geldim,
geldiğimi bildim sadece! (RUH’un mekanı
var mı?) RUH’un mekanına dünyada olan kanar, AŞIK olan kabına yanar.
Ne mekan ne zaman RUH’u bağlamaz, yerden kesildi ise ayak AŞKI
dağlamaz, kulluk bitti ise yolluk eylemez. (Kulluk sadece insana ait?) EYVALLAH!
6 MERYEM der ki: “Aslını bilmezsen, insan
olmazsın, kabını bulmazsın, bargahta kalmazsın, dünyayı bilmezsin. ‘Öyle ise
sen nesin?’ dediğimde, HAKK’a yöneldik, HAK SÖZÜN dedik, kulluğun
kitabını diledik, bekleriz. CAN’dan alalım, CAN’lı bilinelim, kulluk edelim. RUH’un
CAN süzgecinden geçmesi gereklidir. (Üzümün
şarap olması için mi?) Gönlünü oluşturması için. Yani, sevginin
formülü, CAN ile CANAN arasındaki filtresi, AŞKI oluşturur. Bu
filtreden mahrum kalanlara verilen içindir. (Cinden bahsediyor) Ne var ki, asla kuluna yaklaşmaz,
yaklaşamaz! Kendisine verilen müddeti bekler. (Sonra ne olur bu müddetin sonunda?) Yorumsuz
kalınız!”
7 “Kement attık gelesin, dağda keklik
bulasın, deryaya ayak atasın.” dedi, DURGUT söze geldi:
8 “Aç balığı doyuran, aç kediye tutturan,
ak ile karayı gündüzden ayıran sohbetimiz geçerlidir. Muayyen yerde muayyen
günde hep aynı deneyi yaptın. Oğlak bağırsağı denedin mi? (Balık yemi için mi?) EYVALLAH! (oğlak bağırsağı ile nasıl
çalışılacak?) Solucan misali yaparsın. (Yine pek iyi anlayamadım?) Sucuk. (Yem için deneyimler yeterli mi?) Evet. (Yemin içine, başkaca ne gibi malzemeler katalım?)
Balık kemiği ile katasın, attığını tutasın. Emin ol ki, hamdına
düşersin, aldığım ile taşarsın, erdiğin ile
şaşarsın. (Yemden dolayı mı?) Kement
attık çağırdık! Düzce olur yasası, tezce gelir tasası, sevindirir posası.
Geldik verdik, tas ile, sildik sardık pas diye, nasip aldın koş diye.
‘Diledik verdik.’ demiyelim, EMİR’den geldik! (s: Bundan sonraki her soru için DURGUT’a mı danışacağım?)
9 MEYDAN’a geldik saz ile, buluştuk cümle
söz ile, elde tuttuk koz ile. Kazı yolduk eti aldık tüyünü yastığa koyduk.
‘Derman!’ diyen kuluna fermanı HAK’tan dedik. ER HAK’tan, kul HAK’tan, söz
HAK’tan, veren HAK’tan, alan HAK’tan, buna inandık çoktan. Sildik çalımı neyi,
söktük direği, dedik ‘Ne çadır ne zaman, SEN’den geldik, SEN’sin bize aman.’
O geldi, O güldü, O verdi, O bildi. Bana ne kaldı? Kala-kala bir desti, bir de
kaynağım var. Dolu-dolu alırım, HAKK’ın kulu olurum. Çeşmeyim
aka-aka, yalağım baka-baka; destiyi alan gelsin, suyunu bulan bilsin,
kulluğuna sevinsin. Meyhane gelenlere, meyhane bilenlere, AŞIKI
olanlara, verdiğince verir, aldığınca görür.”
10 YUNUS, MERYEM, DURGUT hepsi bir oldu, su
başında duruldu, elden ele uruldu, her gönül
birbirine sarıldı, tek karara varıldı: O’nun ile O’ndan O’na.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
bargah: içine izinle girilen yer, otağ, yüksek divan.