9 Nisan 1982

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Kafes kapalı.’ derler, kafeste verileni yerler. ‘Kavuşsam açlığa, uçuversem boşluğa.’ diyen her kuş; kendinde olana değil, kendinden gelene söz verir. Kendini bildiği günde kaydını görür. Cümlenize selam olsun, kafesi değil kafeste olana doğruyu versin.

2 Her olanı gördüğümüz gerçektir. Yazılanı okuduğumuz kadar, gemiye geldiğimiz, her birinize açık olanı verdiğimiz bilinir. Yapıya çırak değil, usta aranır. Gezdiğim her elde, sezdiğim her dilde söylenir, açık verilen gizli diye saklanır. Sana bana yer veren, gönlünü açık desin; sergiye koyduğunu, adını değiştirmeden söylesin. 

3 “Kapı-kapı gezeceğim, yol verip döneceğim; saz diye dinlemezsen, sözü halden keseceğim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:  

4 “Ak ile karada değil, HAK SÖZÜ denilirse, olmuş meyve yenilirse; kayguda olanın kaygusu bölünür. Konuk, her dilde gerçeğin verdiğini bilir.” dedi, YUNUS’um sözü YAHYA’ya verdi:

5 “Elde bohça açamam, HAK yazmazsa geçemem, ben dilediğimi seçemem. ALLAH’ım YAZDI ben bileceğim, dilenen günde geleceğim, her yuvada ADINI zikredeceğim. ‘ALLAH! ALLAH!’ diyecek, sözümüzü ADI ile düğümleyeceğiz.” dedi, YAHYA yürüdü.

6 “Serdim toprağa kilim, dedim ‘HAKK’adır yolum’, gözüm gördü helalde kaldı kolum. Dar fistan giymediysem, dar yola girmediysem, her söze ADINI koymadıysam; elbet kaygu alacağım, şüphe ile dolacağım; bildiğimi vermediysem yolumdan kalacağım” dedi, YUNUS’um satırdan satıra sözü aldı: “Dileyen gülsün, gülüşte selameti görsün. Desin ki: ‘YUNUS bildi bilmedi, YUNUS sevgiye doymadı, buz gördü de kaymadı.’ ” 

7 Ağaç cümleye gelse, cümle söz ile verse, her yaprağı şahittir. Yaprak ADINI bilir, her nefeste zikrini bildirir; ‘DOST KAPISI’ dediğimiz, her meyvede verdiğimiz, yoluna ADINI verir.

8 Harman senden seni alır, senden sana verir, sende var olanı görür, seni VAREDEN’i okur. 

9 " ‘Konuk’ denilene geldik, konutta seyrini bulduk. Her var olan, konuktur. Varlığını konutta bulursun, konuttaki hizmetin ile kendinden sıyrılır, -komşuya değil- kapındaki aslına dönersin. Her kapı açılacak. Ne var ki, kendi inşa ettiğin eşikten geçilecek. Dilediğiniz eşiğin tezgahını kurduk, cümlemiz ayakta olduk, dileyenden hizmete katılanı selamladık. Aldığım her görev, cümleniz içindir.” dedi, ALİ söze geldi:

10 “Gel dedik, gör verdik, gerçeği bildirdik. Altı yol arasan, altı asır tarasan, ‘O gün’ gelişir, bilenler çalışır, bilmezse çatışır. Eşikteyiz çalışalım, hepimiz BİR’liğe alışalım, çok ile buluşalım. Hep verdik, HAK olanı gösterdik.

11 Dimağ geçeni değil, geleni almayı diler. Oysa gerçek, yaşadığın andır, ne gelecek ne geçmiş. ‘Anda hizmette olayım’ dersen, her zerren kaydını yapar; andan ana attığın her adım, bakmayı dilediğin yönü sana açar. ‘Ne yapalım, hangi hizmeti alalım?’ denilir. Elbet gelen gün senin hizmetin ile beslenir, sevgin ile süslenir. Hizmetini elden ele, dilden dile naklet. Bayağı gelse bile, ayağı sürse bile, her dalı elden bırakma, bildiğin hali aklından atma. Dört ER’i yola verdik, ‘Yolda çamur var.’ dedik. Desinler ki ‘RAHMETTENDİR.’ -yardım dilerse-, ‘Söylenen zahmettendir.’

12 Altın gümüş elde kalmaz nasip değil ise, akan sular yerde durmaz. Kırk yıl diz üstüne eğilse, yazılıdır kulun sözü, söyler her gün ‘yazılanı’ sazı.

13 Yapı, bilindiği gibi, kapı bulunduğu yerdedir. Hep BİR olalım, birliği şüphesiz kuralım. Dikenimiz var ise, kimseye batmasın diye kendimiz kıralım. Önce, ‘Bende sana’ diyelim, sonra beni seni BİR’leyelim. 'Hala diken var.' diyor isek, BİR’liğe katılmış olur muyuz, kapalı kapıyı açıp benden beni bulur muyuz?

14 O gün yakındır yakınlaşalım, sahip olduğumuz cevher ile sakinleşelim. Konuk, yapıda yerini alsın, her kulu kendine düşen görevi kendisi tayin etsin, şikayetsiz anını anına bağlasın, konutta kaldığı kadar hazır olduğunu, her gün tekrarlasın.” dedi, ALİ RESULÜ’nün Selam'ını cümlenize iletti. “Gökyüzü yerden alır, her tanede zikrini bulur. ‘ALLAH! ALLAH!’ diyelim, selamda selameti bulalım. RAHMETİ sizlerle sizlere dağılır, ZAHMETİ ile her birinizi eğitir, bilenin bildiğini öğütür, dileyene DİLEDİĞİNCE nasip verir ‘AL!’ der. Verenle, ‘Yol senin’ diyenle kuşaktan değil, beşikten bildirir.” dedi, ALİ hazır olan her ER’e RAHMET’in niyazını bildirdi. “ ‘El SENİN, yer SENİN. Gelmeyi değil dönmeyi bildir bana, dönüşü buldur bana. Geldiğim günde SANA, yaprak gibi dolayım, dalı gibi sarayım.’ ” dedi, ALİ yürüdü.

15 Yaprakta hizmetin sırrı vardır, dalında AŞKI’nın koru vardır. Kor olalım, kendimizi yaprak misali hizmette görelim. Sarı yaprak yerdedir, yeşil yaprak dalda, meyvesi halde. Almayı bildi mi, ‘Yaprak, verse vermese’ dedi mi, görevimizde yaprağı alalım, yaprak misali olalım. Masal demedik, gerçeği verdik. Açın, açık olun! ALLAH’ımdan geleni, gerçek diye bilin! 

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH