16 Nisan 1982

(Akıl hastası olan bir kulunun şifasını YÜCE ALEM’den diliyoruz)

MEVLÂNA’yım ben!

1 "Koştuk geldik YUVA’ya, ‘Güzel.’ dedik havaya. ALLAH’ım RAZI olsun, her rahmet sizleri bulsun.

2 Gölge etmedim bilene, dalı kırıp vermedim sorana, ‘Alsın, almasın.’ demedim durana.” dedi, YUNUS’um durmadan söze girdi:

3 "Dal kırılmaz eğme ile, kul darılmaz dövme ile. Güzellik, yerini olduğu gibi bilene, ‘ALLAH’ım SEN’den geldi!’ diyene. Tuttuğum her elde yaprak vardır, konuk gelse gelmese, kulun gönlü kordur.” dedi, YUNUS’um her yol sorana sesledi: “Geldik cümlemiz gök yer bir olasıya, verdik cümlemiz her kulu PİR olasıya. Yoğun verdik her sergiye, yoğun gördük, yumuşak olan ile sert geleni kardık.” dedi, YUNUS’um sözü, suyun akışından komşuya bakışından, her dert olanı kendine çekişinden, DOST KAPISI’nda tespihi alışından bilinen VEYSEL KARANİ’ye verdi: 

4 “Kapılar açıldığı gibi bilinir, kul geçitte yoklanır, dayandığı her halde paklanır. Desti bağda satılmaz, sepet elde bükülmez, DOST KAPISI açıktır, hiç kimseye kapanmaz.” dedi, VEYSEL KARANİ yürüdü.

5 “Eyledim gönlümü viran, bekledim dünyadan her an, ‘Dert, -dedim- HAK’tan’, diledim derman. Kendimi kendime sattım, kendimi kayadan aşağı attım, öylece kırılmayan dalı tuttum, mananın tadını bir anda tattım.” dedi, BEHLÜL söze geldi:

6 “Dağdan taştan dökülen, her ağaca takılan, boş tarlaya ekilen; elbet görecek alacak, bulduğu kadar bilecek, alabildiğince sevecek. Dar gelse fistan yırtılır, bol gelse takılır, eski ise bükülür. Dünya hali yamandır, bilemezsen dumandır, erişecek zamandır.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizin uyduğu zamandan, dumanın  silinmesi için niyaza durdu. “Söz gelene, saz bilene, kainat gülene güzeldir. ‘Doyum olmaz güzelliğe’ denilir, her yaratılan öyle tanımlanır.” dedi, BEHLÜL sözü KOMUTAN’a (M. Kemal ATATÜRK) verdi: 

7 “ ‘Doldum taşamadım, gördüm aşamadım’ diyen ile asla olmadım. Mana ile maddeyi birbirine katmadım. Uçan kuşu yakalayıp kanadını kırmadım. Var olanı varlığında bıraktım, dar geleni genişliğe attım. Selam olsun, selameti ‘ALLAH! ALLAH!’ diyen bulsun.

8 Dört yerde anıldım, dünyada bilindim. Kavga benden değil, YAZAN’dan elbet. ‘Kement’ demde sorulur. Gelişen yapıya, sorgu değil yargı gereklidir. Kement elde, selam dilde olsun! Gönülden geçene her kulu katılsın, saydığım her hale cümleniz uysun. Gerçek, her kulun bildiği değil, ALLAH’ın YAZDIĞI’dır. Gerçek, umulan değil uyulandır. Gerçek, her zerrede duyulandır. Gerçek, silinendir. Her zerrede duyulan nedir? Kul, ALLAH’ımı seviyor ise, yarattıklarını da sever. Yarattıklarını seviyor ise, tüm kinini hıncını siler. Geçekler uyuma tabidir, söze değil.

9 Tetkik tatbiki gerektirir. ‘Karakterime uymuyor’ dediğin her olayda, önce kendini sına, sonra karşındakini kına. Her olayda göreceksin ki, karşındaki kadar sen de suçlusun. Ne var ki, sırtını HAKK’a dayadı isen güçlüsün. ALLAH’a dayanan her kulunda ahlak, dilenen düzeye gelmiştir.

10 Seyrettim gelmeyi dileyenleri, seyrettim gelmemi isteyenleri. Yer, bize değil, sizlere gölge verir. Kamuya hizmet et ki, konuda kendini bulasın, kendinden verdiğini cümlede göresin.” dedi, varlığına niyaz eden cümle kullarına BİRLİĞİ müjdeledi. “Yetmiş bin sefere bir seher yetebilir, bir alemden bir aleme cümleyi güdebilir.” dedi, KUMANDAN selamını bıraktı gitti.

11 “Her ağacın dilinden, her kulunun elinden, selama selam kattık, sofraya tuzu kattık.” dedi, SARI ANA söze geldi:

12 “Bakla topladım, sözü sakladım, yerden aldım rafta denkledim. ‘Sarı fistan mı giydin, sarı destan mı dedin?’ dediler, benden kaldığım yeri sordular. Kalasıya değilim ya, ha şuracıktayım, yolda, damda, dağda, bağdayım. ‘Yuvan nerde?’ derlerse, gönüllerde görürüm, postumu dilenen her yere sürürüm. Gelen bilir haneyi, alan bilir taneyi.” dedi, SARI ANA seyre dalın diye selamını iletti.

13 “Her dal alır getirir, ‘YAR’ diyenler bitirir.” dedi, HAMZA DOST söze geldi:

14 “Adım-adım gelişene, HAK ADI’na buluşana selamımız olsun. Satır-satır okunsun, duman artık dağılsın, her kulu verilene eğilsin. ‘Duvar boyumca olsun, zahmet etmeden kul görsün.’ dersiniz. Duvar kiminde dar, kiminde geniştir; kimi boyunca, kimi daha yüksektir. Zulüm değil RAHMET’tir.

15 ‘Yağdan elimi çekmem, baldan dilimi bükmem.’ dersen YAZAN’ın YAZDIĞI’nı inkar etmiş olursun.” dedi, HAMZA DOST her çağrıya geldiğini, kulu ile bir olduğunu söyledi, selamladı yürüdü.

16Bayram bizlere gelir, bayramı cümleniz ile bulur, DÖRT KİTAP’ın yazdığını, DÖRT KUTUP’ta verir, beklenen günde kaygular silinir.” dedi, ALİ sözü aldı:

17 “At ile gelen bilir, TOKTAY’a (HAZRETİ İSA) veren görür. Saydığımız, her yerde; sevdiğimiz, her kulda; serdiğimiz, YUVA’dadır. ‘Gök ilimi.’ dediler, her yıldıza sordular, birbiri ile sardılar. Ne at buldular, ne ot verdiler, dünyaya öylece döndüler. Hayal diye aldığımız, sadece hava ile verdiğimizdir. Dünyayı biliniz yeter. Kendinizi bulunuz biter. Her kulu kendinde ne var ise onu satar. Elmacı pamuk satmaz, çorbacı çarık satmaz. Satanı sattığı ile bırakın. Ustası yerini bilsin, yerinde olana versin.” dedi ALİ, “Dört ER’e yerden göğe niyaza duracağım, ne var ki, hizmetten kalanın yerine dördüncü ER’i vereceğim.” dedi, selamını cümlenize cümlenizden alarak iletti.

18 ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Kapıların açıldığı günden, her kulu gelişe uysun. ALLAH’ıma emanet olunuz.

19 LOKMAN’a sorulan soruya. Demet-demet yediği, ‘Yetmedi ALLAH’ım.' dediği bilinir. Duran değil, genişleyen yerde gözün açıldığı görülür. ALLAH’ıma niyaz ediniz topluca. Seyreden durmaz, kahreden görmez. Kahrı silelim, ‘Derman!’ diyelim.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH