21 Nisan 1982

(Dört erin 3. toplantısı)

(Tebliğlerde sık-sık sözü edilen ‘MEYDAN’ı daha da açmanız olası mıdır? ‘Işık’ ile NUR arasında bağlantı var mıdır? NİSA suresi 60. Ayette ‘indirilenler’ meali ile ne anlatılmaktadır? Dört Kitap’ın dışında alınan ve YUVA tebliğleri gibi mesajlar, ‘İndirilenler’ kapsamına girer mi? EZAN’ın iletmek istediği mesaj nedir? ‘EZAN’ın anlamını sizlerden diliyoruz. 26 Haziran 1971 tarihli tebliğde, ‘Nay ile verilen, ‘Hey ERENLER!’ denilen günden bu yana geldik. Nay gine aynı sesi verir. Ne var ki ‘Hey ERENLER!’ diyenin sözü edilmez’ denmektedir. ‘Hey ERENLER’ denilen günden kasıt nedir? ‘Hey ERENLER!’ diyen kimdir? 25 Şubat 1971 tarihli tebliğde ‘Akımın ana merkezi buradadır’ denmekte. ‘Merkez’in ne olduğunu açıklar mısınız? ‘Bazı RUH az akım alır, bazısı çok. Ayrıdır; her kulu kendi akımını kendi alır’ denmektedir. Akım alışımızın şiddetini sağlamak bizim elimizde mi? Elimizdeyse bunu ne şekilde başarırız? Gönül genişliğimiz akım artmasıyla mı olur? Akım artınca bilgi de artar, gönül perdelerimiz de açılır mı? Ağaç altı tefekkürü akım alışımızı arttırır mı? Düşünce akımdan mıdır? Düşünce ile akım arasında bağlantı var mıdır? 2 Şubat 1971 tarihli tebliğde ‘ALLAH’ım Y.M kuluna renklerle olacağı gösterir’ denmektedir. Kişilerin renk tutkuları, zaman-zaman renkler üzerinde zevklerinin değişip diğer renklere yönelmeleri, aslında YÜCE’nin ‘Y.M kullarına iletmekte olduğu mesajlar mıdır? Bu oluşumlara dikkat edip, O’nun varılmasını dilediği mertebelere gelmemiz olası mıdır? Renklere dikkat etmenin ve onlardaki gizleri anlamanın terbiyesi nasıl olmalıdır? İnsanoğlunun dünyada çeşitli renklerde bulunmalarının sözü edilen renkler konusuyla bağlantısı var mıdır; varsa bundan ne anlamamız gerekmektedir? Renklerle akım arasında bağlantı var mıdır? 16 Nisan 1982 tarihli tebliğde HAZRETİ ALİ “ Dört ER’e yerden göğe niyaza duracağım; ne var ki, hizmetten kalanın yerine ‘Dördüncü ER’i vereceğim” demişti. Daha önce de ‘Vazifeliye vazifeli denmez, vazifesini yapmazsa’ denmişti. Bu sözlerden, Dört ER’den birinin elemine olabileceğini mi anlayalım? Yoksa 9 Nisan 1982 sözlü tebliğinde söylenilen gibi ‘Her zerreyi yarıştırmak’ için mi yukarıdaki uyarı yapıldı? ‘Hizmetten kalmak’ diğer YUVA görevlilerini de içermekte midir, aynı şey onlar için de geçerli midir? 25 Eylül 1981 tarihli tebliğde, ‘Kulluk zor gelir’ diyen, görevden affını ister. Asla!’ denmişti. Ayrıca verilen görevin de asla geriye alınmayacağını, çünkü YÜCE’nin seçtiği kulunda yanılmayacağını belirtmiştiniz. Tüm bunların sonunda, ‘İrade-i KÜL’ün içinde olan ‘İrade-i cüz’ümüzü kullanmanın yöntemi mi gösterilmek istenmektedir? İrade-i cüz; İrade-i KÜL’ün ferde çarpan, ferdi tesiri altına alan kısmıdır diye  tanımlayabilir miyiz? Yanıtınız olumlu ise, yukarıdaki sorumuzun cevabını ona göre geliştirmeniz niyazımızdır.

MEVLÂNA’yım ben!

1 HAK SOFRASI açılır, yolumuz dilenen yerden geçilir. Selam olsun, gayrıya el veren, yoruma dileğince katılsın.

2 Yakın gelen değil, kendini bilen bildiği halde görünendir. Seçilen, VEREN’in verdiği halde olması gereklidir. Konuya açık girdik, yoldan yolu gösterdik. ‘Yoğun çalışalım’ denilende, gölgeyi değil halkayı seçeni söyledik.

3Seherde durdum yola, niyetin sordum kula. Yaprakları yokladım, çiçekleri kokladım; Gül dibinde bekledim, bilgime bilgi ekledim.” dedi, ALİ sözü aldı:

4 “Azdan verdik, yolu gösterdik. Demde gelişen, yorumda sürtüşen, ‘Gerçeğin gölgesinde seyre dalayım.’ diyen; gölgeye değil, aslına dönsün. ‘Yandık geçen günde, kor olduk okunan demde.’ deyiniz; ÖZ’den ÖZ’e nefes ile değil, yumuşak halde kaldığınız gibi, RUH ile varlığınıza O’ndan katılanı biliniz.

5 NUR O’ndan yoğun bağlantı kurabilen RUHLAR’dır. Işık aldığın, alarmdır. ‘Yani?’ denilir. Elbet tehlike değil, müjdedir; ‘Hazır ol!’ demektir.

6 Katıldığım her sofrada O’nun ADINA gelenleri gördüm. Her kulunun görevi sofraya oturmakla beraber, her sofrada RESULÜ’nün edep ve erkanını görmek, uygulamak, sürdürmekle yükümlü kalır. Emek verilen her hizmet, eldeki eşyaya değer kazandırır. Her sofra, kulunun ÖZ’ünü ÖZ’üne tanıtır. ÖZ’ün ÖZ’e nasıl tanınacağı soruldu. Her yaratılan, kendinde olan ÖZ’ü bulur ve kendini bulduğu halde, sende bende olan ÖZ’ü bilir. Kendini bilmeyen beni seni de bilmez. MEVLANA her halinde yaprağa hizmette oldu. Kendi köklü ağaç iken, yaprağın yükünü aldı. Elbet ağır gelmedi. Dağılana değil, eğilene hizmetteyiz. Kapıyı açan bilir, eşikten geçen bizden geleni bulur. Asla konuyu kaybetmedik, DOST KAPISI’na eski postu sermedik. Ona de ki: ‘Her kapı bizden olsa, her alan bizden bilse; asla söze söz katmazdı, akan suya çamur katmazdı.’

7 Geçeni değil, geleni bildiğimiz, gerçeği HAK ADI’na söylediğimiz günde ‘Göreve başladınız’ derim. ‘Gerçek nedir?’ denildi. Gerçek yorumu kişileri içine almayan konulardır. Gerçek, her hali ile kulunu kendi içinden –gömülmeden- TANRI bilincine götüren bilgidir. Senin bilincinde olan gerçek, benim aldığım gibi olmayabilir. Ne var ki; senin benim onun bildiğinin yargısına düşersen, gerçeği silmiş olursun. Gerçek, bilinçte tektir, yapıtta çeşit, yorumda paylaşılır. Öyle paylaşılır ki, kişilerde ayrı TANRI bilinci sergilenmiştir. Kendini, aldığın güç ile koruyacaksın. (Bu güç, eldeki bilgiler mi?) Kendini elinde olan bilgilerle sınayacaksın. Kendinde olana kendi adına döneceksin.

8 Sayfayı sordunuz. ‘Doğdum öleceğim, ölmeden kendimi bileceğim. Dayandım ALLAH’ıma, sabır ile bulacağım. Sayfa açık ise, her satırı okuyacağım, her renk ile yapımı dokuyacağım.’ Her renk, bağlantının gözdesidir. ‘Nasıl?’ denilir. Karanlık, kullarına Cehennem adını hatırlatır. Renklerde, kainatın sırrı saklıdır. Ne var ki; kulu renklerle her olaya sahip çıkabilir. Bilmek değil bulmak gereklidir. Asla kainata hükmetmek kuluna verilmez. Layık olan kulu, her rengin sırrını açık vermez. Her renk günün gelişine göre kendi frekansını iletir. Dünde renkten aldığını bu gün bulamazsın. ‘Ben her rengin sırrını bilirim.’ diyenin yanında durmayın, yalanına ortak olmayın. ‘ERENLER her rengin sırrını bilirler mi?’ denilir. ERENLER, günlük olayların ve renklerin sırrını, günde dokuyabilirler; ‘Yeniye dönünüz.’ dediğimiz budur. Kainatta her günün yorumu açıktır. Kuluna verilen, her sergide okunan değil tek kanaldan sunulandır.

9 Sorulan, Dört Kutuptan dağıtılır, kulları aldıkları ile eğitilir. (Bak: 10-11 Mart 1981 tebliği) Gösteriye değil, oluşunuza uygulayın. Ağaç altındaki tefekkür, elbet bilincinizi geliştirir. Her rengin günün olayına göre frekansını değiştirdiğini söyledik. Sadece yeşil aynı frekansta oluşur, asla şaşmayan düzenli bir vergi halindedir. (Onun için mi yaprakların rengi yeşildir?) EYVALLAH! Değişmeyen frekans, asla şaşkınlığa götürmez.

10 Okuduk gerçekleri, dokuduk gerçekleri, sattık savurduk gerçekleri. Öğrendik ki; biz değil, gerçek bizi okudu, gerçek bizi dokudu. Amma, gerçek bizi ne sattı ne savurdu, sadece olumsuz gelişen fikirleri kavurdu. ÖZ’ünde O var, sözünde O olsun; gözünde O var, gönlüne O dolsun.

11 Sorulan şöyledir: Biz, bileniz, bilene veririz; biz göreniz, gören ile oluruz; biz seveni biliriz, bilen ile kalırız. ‘Görmiyen, bilmiyen, sevmiyen kullar ne yapsın?’ denilir. Verginiz odur ki; sevmeyene sevgiyi götürmek, bilmeyenle bilgini paylaşmak. ‘Olmuyor!’ demeyin. Gerçek, er geç oluşur, her DOST, DOST KAPISI’nda buluşur. ‘Dört ER’e niyazdayım yerden göğe.’ dediğimiz odur. Hizmet her an gereklidir. ADI’na ANDI’na güvenildi ise, elbet imdadına da gelinir. Bazı silinir, bazı bölünür. Gerçeği bulduran, aynadır. Seden aynaya bakarsan, yayına iştirak etmiş olursun. (Seden ayna ne demek acaba?) Sorumsuz kaldığın hal. Sorumsuz; oyunu kullanmamak, kimseden kimseyi ayırmamak demektir.

12 YAZILAN her kulunun kaderidir. Ararsan değiştirebilir misin, asla. Karar YÜCE’nindir, yarar kulunun, zarar asla konu değildir. Gördüğün güzele bakmak elindedir, görmek değil; aldığın elindedir, sermek değil; sevdiğin gönlündedir, çıkarmak değil. (İdrak da değil o zaman?) Akıl beslenirse gönül süslenir. ‘Yol götürür.’ diyen, HAKK’a yönelirse, dolanmaz. Aşılan sadece bilginin takıldığı dikenlerdir. Kapalı olmayan her perde, sadece görene yerini bildirir.” dedi, ALİ, açık olanı, dört duvarda dördü bulanı selamladı.

13 “ ‘Söylenilen, tehdit mi?’ denildi. Değil. Dört ER’den dördüne selamımız ilettik, gerçeği naklettik. Dördüncü görevli dediğimiz, Dört ER’den biri değil. Günü gelende vereceğiz, cümlenizden kayguyu sileceğiz. Görevinizi, bir olup BİR’likte yürütünüz. Yapıya destek olup, kendinizden kendinize hizmeti aksatmayınız. Her biriniz, bir on kişiye hizmetle görevli sayınız kendinizi. (İleride bu sembolik rakamlar da kalkacak değil mi?) Her on, bir çok onlarla buluşur, öylece sizdeki gerçek bilinci oluşur. (Hizmetten kasıt, elimizdeki bu bilgilerle mi sohbet edilecek?) EYVALLAH! (Verilenleri açıklayacağız) Evet. (Bu on kişiyi-kişileri biz mi seçeceğiz?) Evet. (YUVA içinden mi, YUVA dışından mı?) YUVA içinden, dışından. ‘Gözü yaşlı olsun, yeri dar gelsin.’ demeyin; çünkü alış verişin erkanı mekanı olmaz. Gök kubbe her yapılanı alır, asla silmez; sana hoş gelmese bile, alay edip gülmez, buğday tanesi verdi diye yermez. Az olsun, ÖZ gelsin. Yeter ki kulu aldığını versin. ‘Düzde aldık yüzde bulduk, ÖZ’den vereceğiz.’ deyiniz, Dört ER bir olunuz; birlikte hizmet, körlüğü siler. Dört ile Dört Kutup, sır olanı bulur. Daha önce verdik. Her biriniz bir söz alacak, sır olanı bulacaksınız.

14 ‘Ağaç’ denilen, söz istesin. (t: Ben mi söz alayım?) EYVALLAH! (Bu günlerle ve gelenlerle mi ilgili sorayım, yoksa başka mahiyette mi sorayım?) Ağaç sözü sesi verildi, senden öyle soruldu. Yoğun yediğin değil, aldığını bilirsin; her ağacın kendine değil, sana verdiğini duyarsın. Alıştığın ses, o sestir. (Om sesi mi o ses?) Evet. Daha önce dedik, ‘Her renk, günün olayına göre frekanstadır. Sadece yeşil, tüm bitki aldığın sesi tekrarlar, değişmez.’ (s’ye: ‘Tebliğ bitince bu ‘om’ sesini açıklayın da anlayalım.’ t: ‘En iyisi onlar açıklasın.’) Çiçeğin değil, yaprağın sesidir. Nasıl ki senin kalbinden gelen ses vardır, sana gelen de, tüm bitkinin can sesidir. Bitkinin sesini alan sensin. 

15 Ayağına her gelişte, ‘Bu nedir?’ diye bakana sözüm. (z: Bana mı?) EYVALLAH! Meydan anıldığı haldedir ve sen bulunduğun meydanın atmosferi içinde ortak bulmadan yürüyeceksin. (İşimle mi ilgili?) Hayır. (Fikir ile oluyor o zaman.) Alışın, gerçektir ve açıktır. (Akımla mı ilgili?) EYVALLAH! (Bana bir çalışma şekli önerebilir misiniz?) Onun için, devamlı yeşil renk ile buluşmayı dene ki, oluşan atmosferi yönetme kabiliyetine kavuşasın.

16 Sudan alana diyelim. (s mi?) Değil. (h: kim acaba?) Sen. Dere önünde taştı, dizde boyumu aştı dersin. Olduğu gibi kalsın, verilen elma seni sana buldursun. (Elma sembol mü, yoksa bildiğimiz elma mı?) Elbet sembol, meyve değil. (Bu sembolden murat nedir?) Elma: el-ma ‘Gür akan çeşme olsam, her kulunda aynı hali görsem.’ dersin, her yıldıza sorarsın, ‘Nerden geldin, nereye verdin?’ diye. Her yıldız senden alır, sendeki, sana kalır. Gölde balık avlama, gönlün daralır. Kapına kilit vurma, ömrün gerilir. Kement olaya atılsa da, çözüm gine sendedir. Açık ol, geçit ver. Seçen seçilen, yapıya alışanı değil, ulaşanı bulur. ‘Alışan nedir, ulaşan kimdir?’ denildi. Alışmak, tek fikir yerine iki ayrı fikri eleştirmektir; ulaşmak, her zorluğu aşıp gerçek uyuma kavuşmaktır. Ayağına değil, ÖZ’üne söz geçir. Koz sende ise kavgayı bitir, düz yerde otur. Gelen, gideni açık bilir her kulunda.” dedi, ALİ cümlenizi selamladı. 

17 “Selama layık olsunlar, her adıma gelen kulunu selamlasınlar. (HAZRETİ ALİ’ye gelenler mi?) Adım. (HAZRETİ ALİ’nin ismi mi?) Değil. (Her kişiye?) EYVALLAH! Aşağı gelen yorumu, yaprak ile bulursunuz.”

18 (Şifa sorularımız vardı.) YUNUS’um der ki: “Her yaprak, ömrüne katılandır, tefekkür ile çözülendir. (z’ye) Soğuğu sıcak ile geçirirsin, meydanı eğilen ile gösterirsin. Her derdin şifasını alandan sorduk, ‘Niyaza veriniz.’ denildi, yerini yoldan bildirene söylendi. (a ile YÜCE ALEM’den şifa sorduran ağır hasta için) ‘Soğuğu sıcak ile geçirirsin’ dedik, sana verdik (z’ye) (İki şifa birden verildi?) EYVALLAH!” 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH