14 Mayıs 1982

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yol açık geldik; sözü dilendiği gibi verdik. Her güzele sorduk: ‘Bildiğine mi gördüğüne mi uydun, yoksa YÜCE’den gelen EMRİ mi duydun?’ ‘HAY!’ dedik huydan sıyırdık, çiğ ile pişmişi ayırdık, dileyen her kulu doyurduk. ‘Sen gel, beni bul.’ demedik, ‘Sen, senin ile ol.’ dedik. Gölge kulu ayırır; güneş her yaratılanı doyurur. ‘Seven-sevmeyen.’ denmesin, yol üstüne taş konmasın. Seven de O’ndan sevilen de, yedi yerde dövülen de, dört kapıdan kovulan da. DOST sözü edilsin, DOST KAPISI açılsın, gerçek öyle seçilsin. 

2 ‘ ‘Cennet-Cehennem.’ diyen, haram lokmayı yiyen, sözde düzeni kuran, kendini bulur mu?’ denilir. Aşmayı dile de gör, kapıda buluş da sor. Gölgeye sığınmazsan, güneşe alışırsın. Cenneti-Cehennemi öylece çalışırsın. ‘Nerden, nasıl?’ denilir. Her kulu ile HAK lokması yenilir. Daha önce verdik, ‘Her kulu bulacaktır, vardığı anda idrake erecektir.’ Sen senin ile gidersen, O’nun doğuşu değil senin vuslatın olacaktır. Dön bak geldiğin yere, gör bak aldığın YAR’a, sor bak bulduğun köre. O’nun ile olmak, vardığın anda O’na kavuşmaktır. Konu açık. Soru, ‘Cennet- Cehennem mevcut mudur?’ Daha önce dedik, ‘Cennet-Cehennem kulun kendindedir.’  Güneşe alış ki, her an Güneş’le olabilesin. Gölge, kavuşmayı geciktirir. O’ndan gelen her söz ÖZ’edir. Güneşin vergisinden söz edene de ki: ‘Dünyada O’nun ile oldu isen, kavuşmada SAMANYOLU’ndasın, Cennet halindesin. Dünyada O’nun ile değil isen, vardığında dayanamazsın. İşte Cehennem odur. O’nun ile olmak, amma dayanamamak.’ (Neye dayanamamak?) ‘Kendim.’ demeden konuya girdik, ‘Selam!’ diyen her kulu ile beraber olduk; kimine sorduk, kimini sardık, kiminin bahçesine topluca girdik.

3 “Güneş her yerde her derde YAR oldu; kulu, kendinde kendini buldu.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

4 “Kapı-kapı gezmezsen, karıncayı ezmezsen, balı alıp süzmezsen; yer yerinden oynamaz, kazan koysan kaynamaz sanırsın. Gelsen gelmesen yol yok, bilsen bilmesen kul çok. ‘Saray kurdum.’ diyene diyeceğim, ‘Pulu çok.’ Ağdan balık alalım, dilenen yerde ocak kuralım; atalım tutalım, açık geleni kapatalım.” dedi, YUNUS’um gölden balık avladı, yoldan geleni zorladı. “Az nefes, çok nefes, sanılmasın kırılır heves. Kendin pişir, kendin ye, (Şifa mı?) MEVLANA ile sohbeti kendin kur.” dedi, YUNUS suya daldı. “Kuşak belde kalsın, konu günde dönsün. Ayrıya gelmedik, doğudan batıya silmedik.” 

MEVLANA’yım!

5 Dört ER’den, dört yol soracağım, konuya kapıdan gireceğim. Her sayfayı gönüllerine kazsınlar, her sayfada RESULÜ’nün adını yazsınlar. ‘NAS suresi okuyunuz!’ dedik, daha önce verdik dönen olayı. Doğudan batıya, konuyu daha önce verdik. Okuyunuz, sakındığınız her olayı dokuyunuz. Sadece Dört ER’e değil cümlenize. Aydın günün doğuşuna niyaz ediniz. Gelecek bulut kaygu vermesin rahmete dönüşür. Doğudan batıya dilenen iletilir. Bağ bozumu değil, bağ düzeninedir. Her kulu açık olsun, her konu açık gelsin; güneş, cümlenizi bir ısıtsın.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH