|
21 Mayıs 1982 MEVLÂNA’yım ben! 1 Hazır gelen, sohbete hazır olan; geldiği günden
bulduğu güne kadar, açıklığa taliptir. Cümlenize selam olsun.
‘Yoğun çalışmadan yoruldum.’ diyen, gölgede kendini bulsun. 2 ‘Ne aradım ne buldum.’ diyene de ki: ‘Ne aradığını
değil, nerde bulacağını düşün.' Korkuyu silmeden, kayguyu
bölmeden, ‘DOST!’ dediğine dönemeden; yapıya dönemezsin, kapıyı asla
bulamazsın. 3 “Ne söyledim ne yazdım, nerde yozdum, kimden bildim
kimden buldum?” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 4 “ ‘Yedi yerde dövülsem, dört kapıdan kovulsam.’ ne
demektir?’ denildi, her düşünceye katıldı. Dövülmekten maksat,
öğütülmek. Dört kapı; bilmeden çaldığın, aramadan döndüğündür.
‘Aradığımı buldum’ dersen, vardığın kapıyı çalarsan; kovulsan da
eşiğinde diz çökersin, HAK’tan izin beklersin. ‘O kapı mı, bu kapı
mı?’ dersen, her kapıdan kovulursun. ‘Kapı’ denilen, HAKK’a yönelinendir,
komşu kapısı değil. 5 Ağır geldi taşları, uçuyor
kuşları; gelmeyi dilediysem, bileceğim başları.” dedi, YUNUS’um
gününü bilene, ‘Gelseydi.’ diyene selam iletti. “ ‘Kendim bildiğim kadar
alacağım.’ dersen, nasibin kadar bulursun. DOST KAPISI naz ile değil,
haz ile açılır. 6 Geçtim dikenli yolu, seçtim GÜL’ümün hali,
‘Secde.’ dedim her yeri. Başımı koyacağım, sırtımı yayacağım,
‘Toprak bende.’ diyeceğim. Ben toprakta oldukta, toprak ile buldukta; DOST
billahi bendedir, benim ile sendedir, seni beni ayıran bir incecik tendedir.
Gül, gölgeni silesin, güldüğün günden yerini bilesin. Kendin kendini sınamadan,
kendin kabını kınamadan; gediği bulamazsın, öteye varamazsın. ‘Her kulu
varacak.’ diyene de ki: ‘ER kuluna erlik yakışır. Kaygusuz kalırsa,
hoşnutsuzluğu silerse, dünyaya bağını bölerse; dünyada gölgeden
kurtulur, kavuşma hazzı ile dolar.” dedi, YUNUS’um sözü BEHLÜL’e verdi: 7 “Tuz aldım tası verdim, koz ile şekeri gördüm; her
göze gelen toza sordum: ‘Gözüm senin mi, HAK’tan izin mi?’ ‘EYVALLAH!’ dedi,
göze taht kurdu, ‘HAY!’ dedimse huyu
sildim. Göz göze hizmet etti, gözyaşı tozu attı, gözüm elbet rahat
etti. ‘Ne demek?’ denilir, sözün manası sorulur: BEHLÜL’den ne beklersin,
dediyse sözüne ne eklersin? BEHLÜL tozu DOST bildi, gözünün yaşı ile olanı
sildi; ne tozda ne gözde şikayet oldu. Demek ki, her olayın düzenleyeni
BİR’dir! Toz geleceği bilen ALLAH’ım, göze yaşı verir, kulunu
tozdan dahi korur. ‘Almadan vermem.’ dersen, yükün ağırlaşır.
Kaldıracak sensin. ALLAH’ıma havale ettiğin her olay, gözdeki toz gibi
yaş ile gider. ‘Ben alayım.’
dersen, derine kaçar. Kendini değil, her olayda kendinde olanı
düşün.” dedi, BEHLÜL’üm gönüllerinizdeki muhabbet için, cümlenizden
hoşnut kaldığını selamı ile bildirdi. 8 “Toprağı kazdım, yerdeki yaprağı
ezdim.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: 9 “İlk ile son BİR’dir, her yol,
kârdır. Kaygu vermezse, kayıtsız kalmazsa, bağladığın at çözülmezse;
olumunu sabrın ile çözersin, seyrin ile çizersin, gah güler gah kızarsın.
Meydan her kulunu bir eder, ‘Sendeki eksik, ondaki fazla.’ demezsen! 10 ‘Gerçeği aradım bulamadım.’ diyene de
ki: ‘Kaygusuz kal. Ne toza ne yoza, el dil uzatma. Sen senin ile ol, sen
O’nun ile kal, sen cümle ile bul. Bendeki benim noksanımdır, tamamlayacağım senden gördüğüm ile. Sendeki senin noksanındır,
tamamla bende gördüğün ile.’ Demek ki her kulu, birbirine sadece
aynadır.” dedi, KAYGUSUZ yürüdü, selamını sizlere iletti. 11 (Tekamülün
ferdi mi olacağını anlatmak istediniz bu sözünüzle?) Yerde YAR
ile, bazı zor ile. Merdane alırsam, mertlikte bulursam, dediğin
gerçektir. Her kul kendi noksanını kendisi bulur, çoklukta kolaylık olur.
BEHLÜL’ün dediğine uyulursa, gözdeki tozun kendi haline çıkması
beklenirse, duman silinir. Çevrene bak göreceksin, yakınında olanlar ile
kendini bulacaksın. Gördüğün hataları önce kendinden silecek, sonra her
olayın yerini zerre dahi olsa asla değiştirilemeyecek halde
göreceksin. İşte o zaman kendine dönmüş olacak, ÖZ’ün ile
buluşmanın hazzını tadacaksın. Özü şudur sözün: ‘Onun sözü duymaz,
bunun gözü görmez, öbürünün eli tutmaz.’ dersen, gönlünü kapalı tutarsın.
Varsın o görmesin, bu duymasın, öbürü yesin-yesin doymasın. Sendeki senin ile
oluşur, benliğin ÖZ’ün ile buluşur, aklın RUH'un ile
çalışır. Yerli yerinde. Kulu, kendini kendinde bulur. (‘Almadan vermek.’ denildi. Bu ALLAH’a mahsus
değil midir?) Almadan vermek, madde ile manayı
değiştirmekten söylendi. ‘Madde almadan mana vermem.’ diyene
söylendi. Geçtiğimiz yol, madde yolu değil mana yoludur. (Ama insan,
ikisini birden bütünleyebilir.) İnsan kendisi bütündür, maddesi
yorumdur. Maddeyi her kul kendince
yorumlar; manayı ALLAH’ım dilediğince kurar. (Hacca gitmek bile parayla değil mi efendim?) Parayı,
kul yorumlar. (Bir can ekler: ‘Hakikatte
hacılık gönül hacılığıdır, orada paraya ihtiyaç yoktur’)
EYVALLAH! ‘Farz oldu.’ diyelim, NASİBİ’ne sığınalım. Gözdeki
tozu atmayı değil, gözyaşı ile dökmeyi bekleyelim. ‘Çalışmayalım
mı?’ denilir. ALLAH’ım, yarattığı her varlığı birbirine hizmet ile
görevlendirmiştir. Göz yaşının akması, yani tozun onu dürtmesi ile
olur. Hizmete hizmet, himmete delildir. Hizmete hazır olmak, HİKMETE açık
kalmaktır! ‘HİKMETİ’nden sual olmaz!’ denilen, hizmetinize layık
olduğunuz yeri bildirilendir. 12 Yaprak-yaprak sayalım, güzelliğe
doyalım; dolduğumuz her günde, dileyene verelim. Ben ile sen değil
ÖZ ile buluşalım, HAK ADI’na konuşalım; ‘ALLAH!’ dediğimiz her
an, tek noktada BİR’leşelim! 13 “Doydum çağına, girdim bağına, her kulu yerden
göğe öğüne.” dedi, YAHYA söze geldi: 14 “Çağ bütünün bir parçasıdır, bir
portakal düşünürsen bir dilimidir. Asla ayrı değil. Yürüdük
bile-bile, söyledik güle-güle, eğildik göle. Taşları sayalım, kuşları
sevelim, kapalı kapıları öylece açalım.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı
yürüdü. 15 ‘DOST!’ diyelim, her selamda bir an RESULÜ’ne
dönelim; ‘RESUL’ün ile SANA yöneldik ALLAH’ım!’ diyelim! Her
selamladığınız kulunun O’ndan geldiğini asla unutmayalım! ALLAH’ıma
emanet olunuz. Selam aldınız, RESULÜ ile O’na yöneliniz! ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|