|
28 Haziran 1982 Kadınlar toplantısı:
Bağlarbaşı-İstanbul MEVLÂNA’yım ben! 1 Konuk geldik yuvaya, ‘Güzel.’ dedik havaya. Selam olsun
cümlenize. Yaprak-yaprak oluştuk, güzel ile buluştuk. Yapıya söz
edene, kapıya göz atana; ‘Gelsin alsın, sevsin bulsun.’ diye niyaza durduk. 2 “Eğri odun düzelmez, gönül verdi çizilmez; ‘Yandım
ALLAH!’ diyene, asla kapı kapanmaz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “ER olduk gürledik, sırtımıza odun vurduk terledik,
aldık-verdik, sırladık. ‘Aldığın nedir, verdiğin kime?’ denilir:
ÖZ’ümü bildiğim gün, yeri göğü dolandım; aldığım bilgi ile,
bedenimde sallandım. ‘Aldın, vereceksin.’ dediler, beni kuma urdular. ‘Tane tane
sayasın, aldığına doyasın, her dileyenin gönlüne kıvılcım koyasın.’
Vermemek elde midir, bulmamak bende midir? ‘Gel!’ dedim her kuluna, ‘Sor!’
dedim ER kuluna, bilmiyen zor kuluna. ‘Bilenden olacaktır, gününü bekler.’
denilir, her kulu ile ÖZ’ünün meyvesi yenilir.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 4 Açan sensin kapıyı; KIR’AN ALLAH’ımın. ‘Bilsem,
bilmesem.’ deme, kayguyu aş edip yeme, dostluğa gölge verme. ER
kapını çalarsa, ‘Bugün kalmadı.’ deme. ‘ER kimdir?’ denilir. Bilen bilmeyen,
seven sevmeyen, her halini HAK’tan alıp halka ileten. ‘Gözüm gördü bileceğim, gönlüm sevdi alacağım.’ diyene de ki: ‘Gözün
gördüğüne değil, defterin yazdığına uyulur, RESULÜ’nden gelen
nefes duyulur.’ Aç kalmak değil, aç ile beraber olmaktır. 5 DOST KAPISI’na geldik, HAKK’ın DİVANI’na
durduk; yapıya her gelene, İZİNDEN verdiği gibi uyduk.
‘Çamaşır yuğacağım, dizine koyacağım.’ diyene sözüm. Dünü
günü ayırma, kazanı asla devirme, günü gelmeden yaprağı çevirme. ‘Düz olsa
yollar bana, geleceğim DOST SANA.’ dediğin güne ALLAH’ım RAZI olsun.
Her gelen, sevildiğini bilsin. Elbet HAKK’ın SEVGİSİ’dir. Yolun
düzüne değil, DOST’un SÖZÜ’ne gelesin. DOST sana yolu düz eder, aşa
tuz katar. ‘Aşım pişti yiyemedim, yedim-yedim doyamadım.’ diyene de
ki: ‘Kaşığını düz tutma, düz aşı almaz. Kaşığım oyuk
ise, kulu aç kalmaz.’ ‘Alacağım bileceğim, çağırırsan
geleceğim.’ diyene sözüm. Gönülden katıldık ya. Sohbete atıldık ya.
BİR’liği cümle ile bulduk
ya. 6
Binalar güne bağlar, gönüller O’na
ağlar. ‘Gel!’ diyene geliriz, sözü HAKK’a bağlarız. Eylem O’nun
ADINA ise, beklediğin sanadır. Eylemden maksat; ‘Yol ver ALLAH’ım!’
dersen, önce yol hazırlığı yaparsın. Fistanını, destanını yola göre
hazırlarsın. ‘Kuma adım atacağım, dileyen her kula suyumu katacağım.’
dersin. ALLAH’ım yardımcın olsun. Kapı-kapı gezmezsen de olur, su
dileyen her
kulu seni bulur. Kendinden kendine döndüğün gün, seni beni sildiğin
gündür. ÖZ’üne çağırıyor. Gözünden sildiğin kadar gönlüne
koyduğun an, ne çevre sana ne sen çevreye borçlu kalma. 7 Yoğurt verdik yiyene, ‘Şifa nerden?’ diyene.
Bal ile çevirelim, kement gelse açılalım. 8 Gidene söz edilmesin, kalemden soruya
düşülmesin. Suyunu alan uysun, ‘Yetti.’ denilene değil ‘Doldu.’
denildiği an alsın. Her duvarın kapısı vardır aransın, asla duvardan
aşılmasın. Her kulu, dilediği yere ulaşacaktır. Her kulu, talip
olduğu mekanda buluşacaktır. 9 Geldik söze, durduk düze, sorduk size GÜLÜ’nü
GÜLİZAR’ını. Ne gül gülizarsız olur, ne kul gül açmazsa GÜLİZAR’ı
bulur. Bilgi, kabını arar. Yorum, yerden göğe açıktır. Her kulun kabı
elbet bir değildir. Ne var ki, meşrebi de bir değildir. Kimi kab
su kabıdır, kimi aş, kimi taş, kimi kuş. Her biri gereklidir.
Değer ölçüsü olmayan kullarınca elbet. 10 ‘Dağdan yürüttüm yolum, bilesin kalmadı
halim.’ diyenin sözünde sitem görülür. Unutulmasın, kumaş ne emekle örülür,
emeğince değer bulur. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
|