19 Ekim 1982

(27’lerin görevi ile ilgili)

(sorular: 1. Ben canlara, RESULÜ’nün (S.A.S) başkanlığında sizlerin YUVA olarak üzerimize kanat gerip her türlü şerden koruduğunuzu, bunun aksinin, durumumuzu çok basit bir oyalanma olarak ortaya koyacağını bildirmekteyim. Yanılgım var mı? 2. Zikir ve dualarımızla okuduğumuz ayetlerin, ALLAH’a ulaşmasındaki mekanizma nasıldır? Kelimeler direkt mi varıyor, yoksa belli şifreler halinde mi ulaşıyor? 3. 27’lerin santral oluşu, dağıtım merkezi mi, yoksa üreten kaynak mı anlamındadır? Eğer üretense, neyi ve nasıl üretecek? 4. Tebliğlerden, bütün sistemin kökeninde zerrenin sırrının yattığını sezdim. Sır verilirse, cümle insanlığa açacağım.)

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Her günüm, dört yönüm, ALLAH’ımdan gelen ile ALLAH’ıma varanadır. Güzel gün, O’ndan geleni soranadır. 'YA ALLAH!' diyelim, cümlenizi RESULÜ Adı’na selamlayalım.

2 ‘Kalkın’ dedik hizmete, halka olun himmete; geçmiş değil gelecek saranladır, HAKK’ın YOLU bildiğine uyanladır, bilen ile varanladır. ‘Kapılar yoklansın.’ dedik, her kuluna söyledik. Hizmeti sizlerle birlikte yürütelim diye ALLAH’ımdan EMİR aldık, ÜRETEN’i sizlerle bağladık. Elbet dağıtan olacaksınız. ‘Üreten kim?’ denilir. GARİB. Sözden aşalım, hizmete koşalım. Doydum diyene aş vermezsin, yoruldum diyene taş vermezsin. Köşeye yer veren ile el ele olunuz. (Altılar mı?) EYVALLAH! Dört yönde selvi misali boy ile durunuz. Çınar misali genişleyiniz. (GARİB’in ürettiği mesaj mı, sevgi akımı mı?)  Elbet sevgi akımı. Mesaja da dökülen o değil mi? Her konu, kendini olay yerinde açar.

3 ‘Alacağım.’ dediğini değil, dağıtacağın malzeme seni zengin eder. YUVA’mız her olayın çözüldüğü mekandır. VARLIĞIMIZ O’nun emrettiği makamdır. Asıl olan mekana ve zamana bağlı kalmayandır. Mekanımız, her dileyene açıktır. Açık geleni güne kadar aldınız, aldığınız ile doldunuz; vermeye mecbursunuz! Emir bizden değil ALLAH’ımın verdiğindendir. Eğer aldığınızı vermezseniz, yüküne katlanamayacak ağırlık sizleri bekler. Çünkü, yüklendiğiniz akım dağılmadıkça, olduğu yerde, olduğu binayı sarsar. ‘Günüm yeterli değil, işim biterli değil.’ diye kendinde olanı kendinde bırakırsan, ALLAH yardımcın olsun.

4 ‘Her kapı yoklansın.’ dediğimiz, gönül kapılarıdır. Altılar, köşeleri bulsunlar, size iletsinler. Görev bölümü yapılsın. Çocuklar, hastalar, yaşlılar, mahkumlar, yerini kaybetmişler yani yoksullar. Yoksuldan maksat yaşantısı sana bana uymayan değil, sana bana duyurmayandır. Yerden aldığını, kulunu bilmediğini söyleyenle beraber olunuz; yani inanmayan denilir. İnanmayana dahi sevgi ile veriniz. Altılar köşeyi bulurlar, 27 görevli çalışmayı tespit eder, yöntemini kurar, yönetime getirir. 41 görevliye iletilir. Plan, 27’lerin görevidir. (27’lerin içinde z’nin ve benim görevim nedir?) 27 görevliden birisi eğitmendir, planı yöneten olacak. ü, görevliler gurubunun sözcüsü. MEVLANA’yım ben, daha önce dedim, YUVA’nın sözcüsü olduğunu söyledim, ‘gurup’ denilen odur. GARİB’in yanında. Azdan çoktan değil, sayfada olanın, satırda okunanın gerçeğidir. Konuk gelen ile ilgilenecek olanlar da altılar’dır.

5 Batışa baktığında güneşin rengi nasıl RUH’unu sayha-sayha yayıyorsa, doğuşta da güneş, gökyüzüne yayılır. Demek ki olaylar, zerreler haline gelişen her oluşun, aykırı bir yönü yoktur. ‘Zerreler nasıl yayılır?’ denildi. Gönül kapın açıldığı an, güzelliğe sevgi ile saçıldığı an, zerreler birbirinden çözülür. O anda, bilgine görgü çizilir. (Kendiliğinden mi efendim?) Bütünü bilirsen, zerreyi bölebilirsin. Örneği, güneş ile verdik; güneşin batışına öyle bir zevk ve huşu ile kapılırsın ki, kendini kendinden böler, kainat ile birler, dersin ki ‘Görmeyen körler.’. Sevgi, binbir düğüme çözgü, seversen her zerreyi ALLAH’ıma övgü, kendinden kendine özgü. Halkayı anda tamamlarsın. (O zaman, matematiksel bir çabaya gerek yok değil mi?) EYVALLAH! Makam, mekanı gösterir; mekan, kulları buldurur; buluş, kulu kula bildirir. Bildiğin an, kendi makamına ermiş olursun. Makam, mekan, zaman. Çoğu çıkarırsan AN’da buluşursun. Mekan kendine alışmandır, kendin ile tanışmandır. (Kişiye mi veriliyor?) Değil. Mekandan maksat YUVA’dır. Çünkü orada tanışmaya niyet kurduk, orada alışmaya çalıştık, oluşana buluşana karıştık. Onun için YUVA’mız hem koruyucu, hem de konuk gelenlere konut oldu.

6 Kapılara özen gösterelim, konumuzu -olduğu kadar- ciddiye alalım, almayanın halinden yerimizi bilelim. Açığa gerek yok. Olaylar açıktır. Her cümle gerçeğe uyar, bilen uykuda dahi duyar. Ömre ömür katan nedir? Zaman değil elbet samandır. (Saman yumuşaklıktır) EYVALLAH! Bekleyendir.

7 “Kapak olsam sahana, çuval olsam samana, yolda uysam zamana.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

8 “Kapak örtendir, saman dürten, zaman üreten. Öyle ise, olayları örtücü, aklımızı dürtücü, zamanımızı üretici olarak kullanalım. Öylece huzura yollanalım, sevgi ile pullanalım. ‘Pullanmak nedir?’ denildi. Güzelleşmek. Sevgi kulunu güzelleştirir, sevgi kulunu özelleştirir. Zengin fakir demeden, aç aşını yemeden, kuş yuvada ötmeden; güzeli bilemeyiz, vermezsek alamayız.” dedi YUNUS’um yürüdü. “Ona de ki: ‘Üç öğün yemezse, yerini sormaz. Çeşit-çeşit giymezse, güzelim demez. Gününü gün etmezse bilmeyeni görmez. Yapıya taş atsın, kendinden kendine bir damla katsın. (Kime söyleniyor?) ‘Dost!’ diye kapına gelen; seninle olup yolunu silen. (ü’ye mi?) Evet. (celsede ü v adında bir arkadaşının bu gün kendisine uğradığını belirtti) EYVALLAH! ALLAH’ıma emanet olunuz.” dedi, kapalı kapıları açtı.

9 Yamalı giysek yeridir, gözünü açsak yoludur. Her kulu ALLAH’ımın kuludur. Bilelim sevelim, hali ne olursa olsun birlikte kalalım. (v’nin görevi nedir?) Gönülden uyduğunu, aklı duymaz. Günü gelir kendini bulur. 'Birlikte kalınız.' dedik, yani ALLAH’ımın yarattığı olarak biliniz. ALLAH’a ısmarladık.

10 (Sözcü olarak benim görevim nedir?) Açılan güne sözcülük etmek için, elbet gün-gün sohbetlere, toplantılara katılıp gurubun dahi sözcülüğünü etmek. Uymaz denileni, uyumlu hale getirip topluluğa katmak. Seherde oluşanı, seferde buluşana eklemek. Sorumluluk gayrıdan edinilip, ayrı-ayrı sarmak. Çözüm, her kulun kafesini bilip içindeki kuş ile haşır neşir olması. Kafes çok yeni çok eski olabilir. Hatta telleri ellere batabilir. Görevimiz kafesi atmak değil, teli batma halinden çıkarmaktır. Her söz kulun ÖZ’ünü bildirir. Kimine kainatı buldurur, kimine dostunu böldürür, kiminde birliği öldürür. YUVA’da güne kadar aldığımız, cümlenize verdiğimiz, destana fistana değil gülistana girelim dediğimizdir. Gülistana girişte her gülün birbirinden güzel olduğunu görürsünüz. Kendinizi ve kendinizden başka her kulu, ayrı-ayrı güller olarak görünüz. Bilmeyen kullarına, gülleri seriniz.

11 YUNUS’um ile geldik, onun ile verdik, cümlenizi sevgi ile sardık. (f’nin görevi ne olacak?) Konuk değil dedik, daha önce verdik. Satırlarda aldığı, görev diye bildiği açıktır. Umduğu günde, bildiği yönde hizmetine devam etsin. Kaldığı yerde sorumluluk onun iledir, amma o kendine aldığını kendinden gayrıya bırakır.

12 Az ile çoğu birleyelim, yüksekte gürleyelim. Olumsuzluk yoktur, uyumsuzluk silinir.

13 (n’nin ayın ikiye bölünmesiyle ilgili GARİB’e aktardığı bir rüyası ile ilgili) Görüşte ay ikiye bölünür, sefere delildir. ALLAH’ıma emanet olunuz. (Uyanıkken gördüğüm, halkalı, derinliği olan ay ne anlama geliyor acaba?)

14 Düzende, her yaratılanın tekliği. Kendinden kendine bildiren olay. Kulun da yaratılışında tek kaldığı an olur, her yaratılan, o anı bilir. Görüşe açık gelen, birden biri bölendir. Bütünün, ayrı görüntüsü. Gökyüzünde ay, güneş, yıldızlar, bütün gibi görülür, bilinir; gökyüzünde resim gibi görülür. Görüntü veren, buut değiştirirse, özellik meydana getirir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH